Bizi ayıran duvar

Başlık “Türkiye, gençlerinin arasına duvar örüyor” da olabilirdi, “Postmodern bir Berlin Duvarı çalışması” da... Neden mi?
Birkaç gün önce Dicle Üniversitesi, kaynayan tencereye döndü. Ancak patlayan olaylar, klasik bir öğrenci-polis çatışması değildi. Habere göre öğrenciler, Fen Edebiyat Fakültesi ile Diş Hekimliği arasında örülen “duvarı” yıkmaya kalkmış, polis müdahale etmişti.
Dikkatinizi çekerim: Fakültelerin arasına duvar örülmüş! Değil Türkiye’de, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok... Üniversitelere alenen sivil polislerin yerleştirildiği, YÖK’ün halen varlığını sürdürdüğü yüksek eğitim anlayışımıza bir de fiziki engel eklemeyi başardık ya, bravo bize!
Peki üniversitenin duvar örmesindeki amaç ne olabilir? “Duvar değil bariyer” başlıklı açıklamada “Öğrencilerimize daha modern, daha düzenli ve özgür kampus oluşturmak için bir düzenleme yaptık” denmiş.
Anlayacağınız, özgürlük yolu duvarlarla örülüyor!
Dicle’deki öğrenci ve bazı öğretim görevlileri aynı fikirde değil. Duvarların, eylem olduğunda fakülteler arası “hareketliliği engellemek” için yapıldığını söylüyorlar. “Potansiyel suçlu” muamelesi görmek istemedikleri için Sur Belediyesi’ne beş bin imzayla başvurmuşlar.

Endişe kalkmıyor
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, yasal prosedürü izleyeceklerini söyleyip şöyle konuşuyor: “Dünyada ülkelerin arasında sınırlar kalkarken fakültelerin arasına duvar koyuluyor. Endişe ne olursa olsun, duvar endişeyi ortadan kaldırmıyor. Bu zihniyet, açık fikirden korkan zihniyettir.”
Dicle Üniversitesi, Diyarbakır’da toplam 27 bin dönüm alana sahip. Fakültelerin arasında en az birer kilometre mesafe var. Bu muazzam büyüklükteki araziyi kontrol etmekte zorlanan yönetim, araziye giriş çıkışa bile gişeler koymuş. Diyarbakırlı bir dostum, köylerine bu yoldan ulaşmak isteyen insanların gişede polisler tarafından sorgulandığını anlattı. Rektörlüğün, araziyi kontrol altında tutma çabası ilk etapta anlaşılır gelebilir. Peki insanların hareket özgürlüğünü kısıtlama yetkisi var mı?

Berlin Duvarı mantığı
Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu’nun söyledikleri, aslında her şeyi özetliyor: “Üniversite ile şehrin arasındaki duvarların yıkılması, şehrin ve toplumun bir parçası haline gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aksine, üniversite kendi içinde duvar örüyor.”
Yetkililer hâlâ şunu anlamakta zorlanıyor: Üniversite, modern şehrin ayrılmaz bir parçasıdır. Berlin Duvarı yıkıldıktan 21 yıl sonra, fakülteler arasında hareket etme özgürlüğünün bile kısıtlandığı bir dünya anlayışının savunulur hiçbir tarafı yok. Hele “modernleştirme” bahanesiyle yeni engeller yaratmak gerçekten komik.
Asıl genç beyinleri duvarların arasına hapsetmekten korkun.



HER NABZA GÖRE HÜLYA

Perşembe gazetelerinin çoğunda Hülya Avşar’ın yeni imaj çalışması birinci sayfadan verilmişti. Bizi ayıran duvarYılların Avşar’ı işi biliyor tabii. Her gazeteye ayrı görsel servis edilmiş.
MİLLİYET: Gazetemin “genç kız gibi” başlığını uygun gördüğü fotoğrafta saçlar 70’lerin disko havasında kabarık, krepeli ve kaküllü. Hakikaten genç kız gibi, ama sadece saçı.
HÜRRİYET: Daha yumuşak, hafif dalgalı saçlı bir Hülya hanım. En “açık” fotoğraf da Hürriyet’e uygun görülmüş, sırt ve omuz dekolteli.
SABAH: Çok daha taşralı bir poz ve hal. Saçlar kıvırcık, renk ve kıyafet seçimi korkunç.
HABERTÜRK: HT’de küt saçlıyız, daha bir oturaklıyız. Hem modern kesimli saç, hem de yanağın üzerine serpiştirilmiş “aynalar.” Sahi, ne onlar?

VİŞNE SUYU&HAMSİ
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Önder Sav’la çarpıştığı çarşamba gününün sonunda eşiyle yemeğe gitmiş.
Fotoğraf altı: Stres attı. Masanın göbeğinde şahane bir hamsi tabağı. Peki bardaktaki kırmızı sıvılar ne? Mekânın “alkolsüz” olduğu belirtilmiş, yani iki seçenek var: Kılıçdaroğlu çifti hamsiyle ya şalgam ya da vişne suyu içiyor...