Gazetecileri hedef yapmak, herkese zarar

İster devlet görevlisi olsun, ister sivil, bir insanın şakağına silah dayayıp tehdit etmek, terördür.
Bir mizah dergisini basıp yayıncı, karikatürcü, polis, toplam 12 kişiyi öldürmek de tartışmasız, terördür.
Bu ülkenin başbakanı, terörü kınamak ve ifade özgürlüğüne destek vermek adına, dünya liderleriyle birlikte düzenlenen Paris yürüyüşüne katıldı.
Ancak yurda döndüğünde, işin rengi değişti. Bugün unutulan detaylardan biri, Hebdo’nun son sayısını yayımlayacağı öğrenilen Cumhuriyet’in daha matbaa aşamasında basılması... Polis, yayını tetkik edip “sakıncalı içerik” görmeyince basıma “izin verdi”.
Ertesi gün Davutoğlu, Charlie Hebdo ile dayanışma amacıyla kendi köşelerinde, derginin saldırı sonrası ilk kapağını yayımlayan yazarları ve Cumhuriyet gazetesini şu sözlerle hedef tahtasına koydu:
“...Biz de hükümet olarak da basın özgürlüğüyle hakaret etme alçaklığını yan yana koymayız. Birisi bu tahriki yaparsa da karşılığında gerekli tedbiri alırız.”
Tahrik suçlaması
O sıralarda Cumhuriyet’in önünde, “Hüzünlenme Ya Resullah, Bu Ümmet Seninle” yazılı pankartlar taşıyarak, tekbir ve kelime-i şahadet getiren 100 kişilik bir grup “Cumhuriyet gazetesi hesap verecek”, “Burası Türkiye, Fransa değil” şeklinde slogan atıyordu.
Başbakan’a göre tahriki yapan gazeteydi. “Gereken tedbirin alınması” gazetenin bulunduğu sokağın günlerce polis kordonuna alınıp kapatılmasından ibaret değildi.
Zira Cumhuriyet gazetesinin iki yazarı, Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan’a “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme’’ suçlarından 1.5 yıldan 4.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Oysa bu davanın ne terörle, ne din, vicdan ve ifade özgürlüğüyle alakası var...
Toplumsal barışa zarar
İktidarın, Karan ve Çetinkaya özelinde Cumhuriyet’i ve muhalif medyayı düşman ilan etmesi, yok edip ezme arzusuyla doğrudan bağlantılı.
Bini aşan şikâyetçi listesinde CB ve eşi haricinde, Erdoğan ailesinin neredeyse tamamı ve 17-25 Aralık şüphelileri de var.
Gazetecilerin hapisle yargılandığı dava, sadece basını sindirme ve özgürlükleri kısıtlama yönünde yeni bir hamle değil... Gazetecilerin can güvenliğine mal olabilecek kadar tehlikeli. Üstelik 301 davalarında olduğu gibi, toplumsal barışa zarar veren, kutuplaştırmayı daha da derinleştirecek bir adım...
Bu dava, Türkiye’nin demokratikleşmekten, hoşgörüden, özgürlüklerden ne kadar hızlı uzaklaştığını cümle âleme bir kez daha ilan etmekten başka bir şeye yaramayacak.

KAMU BARIŞI MI DEDİNİZ?

- İddianamede, gazetenin önündeki 100 kişilik gösterinin “toplumsal hareket” olarak nitelendirilmesi başlı başına bir tartışma konusu.
- “Kamu barışı”nı bozan gazeteciler mi yoksa onlara ölüm tehditleri savuranlarla bir olup dava açanlar mı?
- Gazeteciler “kamu barışı”nı bozabiliyorsa, Kabataş yalancılarından başlayarak onlarca örnek gösterilebilir.

PEYGAMBER’İN TASVİRİ

- Cumhuriyet ve yazarlarına, “Charlie Hebdo’nun karikatürlerini yayımladılar” diye dava açanların, yayımlanan içeriği hakikaten bildiklerinden şüpheliyim.
- Charlie Hebdo’nun saldırı sonrasındaki kapağında Hz. Muhammed’in barışçıl ve hoşgörülü de olsa yine tasvir edilmesi Müslümanlarca farklı tepkilerle karşılandı.
- Kuran’da Peygamber’in tasviri yasaklanmış değil. Bu yasak ve hassasiyet, Vahabiliğin yükselişe geçtiği 19. yüzyıla dayanıyor.
İşin tuhafı, Vahabiler, Mekke ve Medine’yi ele geçirdiklerinde Hz. Muhammed’le ve ilk Müslümanlarla ilişkili türbe ve mezarları yok etti.
Kutsal emanetleri, Peygamber’in izlerini ve ona ait eşyaları koruyan Osmanlı oldu. Bu durumda iktidar, onca sahiplendiği Osmanlı’yla da, kutsal emanetlerin Topkapı’da saklanmasıyla da çelişkiye düşmüyor mu?