Hanimiş bu ülkenin gençliği?

Bir zamanlar AKP ve mütedeyyin gruplara yönelik önyargılı, taraflı ve düşmanca ifadeler telaffuz edildiğinde ayıplanır, medyada günlerce teşhir edilir, kullanılan ‘nefret söylemi’nin toplumu kutuplaştırdığı söylenirdi...
Bu ifadeler AKP iktidarında azalsa da tamamen ortadan kalkmadı.
Ancak ‘nefret söylemi’ artık AKP siyasetçileri ve destekçilerinin dilinde bir ‘karşı silah’a dönüştü.
Oysa nefret söylemi ne tek bir gruba yöneliktir, ne de ifadeyi söyleyen kişiye göre değişir.
Öncelikle tanımı doğru yapalım:
“Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu/düşmanlığı, tarafgirlik, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi yatar.
Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar, nefret söyleminin kullanılmasını etkiler. Ancak özellikle de, yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.” (Nefretsoylemi.org)
MUHALİFE KÜFÜR NORMALLEŞTİ
Bu tanımın ışığında, neredeyse her gün, başta iktidar partisi mensupları ve ‘tarafsız’ Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasetçilerin yaptığı konuşmaları aklınızdan şöyle bir geçirin...
“Bu ülkenin gençliği, Gezi’de gördüğünüz vandallar değildir. Bu ülkenin gençliği etek giyerek sokakları ateşe veren o provokatörler değildir. Bu ülkenin gençliği masum kızlarımızı alçakça katleden o ırz düşmanları asla değildir.
İşte burada karşımda duran gençler, sizler bu ülkedeki gençliğin ta kendisisiniz.”
Bu cümleler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün Çanakkale’de yaptığı konuşmadan alındı.
Ne yazık ki bu tip söylemler artık o kadar çok kullanılıyor ki takip etmekten, ayıplamaktan, hatta şaşırmaktan bile yorulduk.
Tipik bir ‘biz ve onlar’ ayrımcılığı... Gündem değiştirerek toplumun bir kesimini düşmanlaştırma girişimleri... Seçimlere doğru ‘nabız yükselterek’ oy toplama anlayışı...
İktidara herhangi bir nedenden muhalif olana küfür etmek ‘norm’ halini aldı.
Oysa yakın bir zamana kadar Türkiye’nin ‘normalleşmesi’nden bahsedilirdi. Kast edilen, askeri vesayetin kalkması, demokratikleşme ve muhafazakar grupların ötekileştirilmemesiydi.
BENİM GENÇLİĞİM-SENİN VANDALIN
Ancak ‘normalleşme’, nefret söyleminin bir gruptan başka gruplara kaydırılması şekline büründü.
El kadar çocuğun cenazesinden feminist kadınlara, onları desteklemek için etek giyen erkeklerden Gezi gençliğine, Yahudilerden Kürtlere, nefret söylemini kullanmak ‘norm’ halini aldı.
Eleştirenin vay haline! Medya, sosyal medyada veya meydanda sarf edilen veya isnat edilen bir cümle, artık şak diye “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla gözaltı hatta hapisle sonuçlanabiliyor.
Bizim gençliğiniz-sizin vandallarınız, bizim bacımız-sizin kadınınız, bizim dindar kitlemiz-sizin Allahsızlarınız, bizim beş bebeli ailelerimiz-sizin ahlaksız modernliğiniz, diye diye ayrıştırılan bir toplumdan söyleyin, ne beklenir?
“Vandal, çapulcu, alkolik” diye aşağılanan gençler, tüm bunlara gülüp geçmesini biliyor.
Ancak gençleri siyasi oyunlara alet etmenin şakası olmaz. “Hanimiş benim dindar gençliğim” diyerek bu grubun dışında kalan her bireyi, mütemadiyen hedef haline getirmek, bir insanı lider yapmaz.

IŞİD DENİNCE AKLA...
HEMEN ONUN ADI GELİR

Türkiye medyasının yapamadığını bir kez daha The New York Times yaptı: Türkiye’de IŞİD’i destekleyen internet sitelerini inceleyen gazete, her eleştiriyi sansürlemesini bilen hükümetin niçin bu sitelere müdahale etmediğini sorguladı.
Haberde, Ateizm Derneği, Charlie Hebdo ve Kürt intermet sitelerinin birer birer kapatıldığı ele alınırken radikal İslamcı mesajlar içeren, hatta IŞİD’e açıktan destek veren sitelerin erişime açık kaldığı yer alıyor.
Bu ve benzeri haberlerin doğruluk payı, saldırganlık ve komplo teorileriyle savuşturulmaya çalışılsa da... Batı’da “IŞİD” denince akla birincil destekçisi olarak Türkiye’nin gelmesine neden oluyor.