Her şey arabanın mutluluğu için!

İstanbul her gün daha da çekilmez bir metropol haline geliyor. Sadece bayramda değil, artık her gün, her saat trafik çilesine yakalanıyoruz. Üstelik yeni yollar, tüneller, köprüler trafiği hafifleteceğine sanki daha da artırıyor. Test edilmiş gerçek şu: Ne kadar yol yaparsan yap, trafikten kurtulamazsın!
Tek sorun, trafik değil. Yayaya, yani insana hayat yok İstanbul’da. Varsa yoksa herşey arabalar için tasarlanmış.
Kaldırımlar daracık ve kullanışsız, toplu taşımada aktarma yapmak sorunlu, sosyal alanlar boş beton alanlardan ibaret ve yeşil alan zaten yok gibi. Sokakta oturacak, soluklanacak banklarımız hatta çöp kutumuz bile yok!
Ankara’da yaşayan bir dostum durumu nefis özetledi: “Çok kalabalık, aynı zamanda o kadar boş bir kent ki İstanbul...”

YAYAYA ADIM ATACAK YER YOK
Bu duyguyu yaratan, caddelerin arabalara tahsis edilmiş olması. Trafiğe kapalı İstiklal ve Kadıköy’de adım atacak yer yok çünkü 20 milyona dayanmış nüfusa yetmiyor.
Haricinde tek şansınız, tüketim mabetleri. Tiyatro, sinema ve çocuk aktiviteleri
için bile alışveriş merkezlerine bağımlıyız.
İnsanların kentlerine, parklarına, kamusal alanına sahip çıktığı Gezi, bu yüzden dönüm noktasıydı. Tabii, anlayana...
Megakentlerin hepsi az ya da çok benzer dertlerden musdarip. Çünkü dünya nüfusunun yüzde 50’si şehirlerde yaşıyor ve 2050’de bu oran yüzde 80’leri bulacak. Şehirlerde yaşayanların nüfusu 6.6 milyar olacak.
Danimarkalı şehir tasarım danışmanı ve mimar Prof. Jan Gehl, insanlar için mekanlar yaratıldığı sürece kamusal hayata yer açılacağını belirtiyor.

KENDİMİZİ DAVETLİ HİSSETTİĞİMİZ YER
Bir şehri “yaşanabilir” kılan en önemli özelliği, kamusal alanlarına bağlı.
Şöyle düşünün: Neden İtalyan kentlerine herkes bayılıyor? Sadece mimarisi, iklimi
ve kültürü değil,
her yerde meydanların olması, insanların rahatça sokaklarda dolaşıp bu alanlarda biraraya gelmesi, müzik ve gösterilerin açık alanda yapılması, yabancıların bile kaynaşabildiği yerlerin, sokak üstü cafe’lerin varlığı mutluluk veriyor da ondan...
Oysa modern şehirlerde her şey arabanın 60 km “mutlu” gitmesi için tasarlanıyor!
Gehl, şehirleri hayata döndürme fikrini anlattığı “Human Scale-İnsan Ölçeği” filminde, kendimizi davet edilmiş hissettiğimiz, “bizim” dediğimiz yerlerde toplumun farklı katmanları ve yaşam
tarzlarıyla tanışmanın mümkün olduğunu anlatıyor.
Şahsen İstanbul’un hiçbir yerinde davet edilmiş falan hissetmiyorum...

GÖKDELENDE SAĞLIKLI YAŞAM YALAN
Şehir dışında, iki arabanın garaja sığacağı, büyük bahçeli müstakil evde yaşama hayaliyse sağlıklı değil: Avustralya’dan ABD’ye, obezitenin artışı ve sosyal izolasyonu da beraberinde getiren bir hayat tarzı bu. Trafikte yitirilen ömrü de hesaba katın.
Bunun yerine insanlar, giderek daha fazla merkezde yaşamayı tercih ediyor. Tabii şehir 24 saat yaşıyorsa, yayaya yer açılabiliyorsa.
Ancak şehirde yaşamak, modern dünyada gökdelenlere veya sitelere tıkılmak
anlamına geliyor.
Oysa binalar yükseldikçe, temiz hava solumanın, spor yapmanın ve başka insanlarla tanışma şansının azaldığı bir gerçek.
Kendini bu ülkede “sağlıklı yaşam gurusu” ilan eden Osman Müftüoğlu’nun gökdelen reklamlarında boy göstermesine bakmayın!
Kurumlar değil, insanlar için şehir tasarlamak o kadar zor birşey değil. Jan Gehl, çok daha ucuz olduğunu belirtiyor.
Kim bilir, belki sorun tam da buradadır.

YÜKSEK BİNA DEPREME DAHA AZ DAYANIKLI

* Tepeden alınan kararlarla yönetilen şehirler, halkın istekleri ve ihtiyaçlarını karşılamıyor.
* Yeni Zelanda’da Christchurch şehri örneği ilginç: Toprak yapısının değiştiği, yeraltı sularının aşırı yapılaşmayla azaldığı şehir, küçük depremlerden bile daha çok zarar görüyor.
* 2011’deki depremde en çok zarar görenler, yüksek binalardı. 1.500 binanın yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilirken, belediye halka sormak gibi tuhaf (!) bir iş yaptı.
* Toplanan 106 bin fikrin sonucunda insanların daha alçak binalar, daha fazla kamusal ve yeşil alan istediği ortaya çıktı.
* Ancak hükümet, daha yatay bir şehir planına itiraz etti... Zira yollar, alışveriş merkezleri ve binalar, fosil yakıtla beslenen ekonominin mihenk taşları. Mücadele sürüyor...