Önce Yaşar Kemal’i sansürsüz okutun

Tam da “barış süreci”nin önemli bir aşamasının açıklandığı gün hayata veda eden Yaşar Kemal, ağıtlarla, binler tarafından uğurlandı... Bu kadar sevilmek, sayılmak her kula, her edebiyatçıya nasip olmaz.
Büyük ustanın ölümü beni üzmedi. Zira 92 yaşına dek usanmadan, bıkmadan üreten, kim bilir nice Anadolu çocuğuna okumayı, yazmayı, düşünmeyi sevdiren...
Her daim “barış” diyen, eşitsizlikler ve fakirlik olduğu müddetçe hiçbir şeyin düzelmeyeceğini hatırlatan bir insan olarak anılmak kadar güzel bir şey düşünemiyorum.
Yaşar Kemal’in anısına tekrar yayımlanan söyleşilerini, kitap alıntılarını okudukça kendime şu soruyu sordum:
Bugün taziyelerini açıklayan muktedirlerden veya ölümüne üzülenlerin kaçı bu yüce adamın ne dediğini gerçekten kavradı?

Çağın gerisinde kaldık
“Her çağ başka bir çağdır. Uygar ülkeler yarattıkları çağlara uymuşlardır. Biz ise dünyanın nerelere kadar gittiğini göremedik, uygar dünyanın, çağın gerisinde kaldık. Bu, bir ulus için korkunç bir durumdur. Ülkemiz demokrat bir ülke olsaydı uygar insanlık içinde başımız dik yerimizi alacaktık. Halkımız demokrasiye yatkın bir halktır. Bu kadar kışkırtmalara rağmen bir iç savaş çıkmaması da bunu kanıtlar.”
Bu sözleri, Radikal’den Cem Erciyes’in beş yıl önce Yaşar Kemal’le yaptığı söyleşiden alıntıladım.
“Kürt sorunu Türkiye’nin dünyadaki gücünü çürüten bir olaydır” diyen Usta, hiçbir zaman rüzgâra göre siyasi duruşu değişen bir yazar olmadı. Onu bu kadar kıymetli ve saygıdeğer yapan da buydu.
Kemal, her fırsatta Kürt barışı çağrısı yaptı. Ama bu ülkenin topraklarından sürülen, öldürülen ve malları yağmalanan Ermenileri de unutmadı.
Mesela “Yağmurcuk Kuşu” romanında şöyle bir bölüm vardı:
“Annesi İsmail Ağa’ya şöyle öğütler: ‘Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.”

Egemen çevreleri hep rahatsız etti
Günter Grass, dün Yaşar Kemal’in ardından Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında şöyle diyordu:
“Irkçı çılgınlık, Yaşar Kemal’ın kitaplarında, yabancılara karşı düşmanlık biçimine bürünüp, anlatılan öykünün bir parçası olur, ancak bunun resmi hükümet politikasının bir göstergesi olduğu da ortadadır. Bu yüzden yazar, egemen çevreleri hep rahatsız etmiştir. Bu yüzden sürekli mahkemelere çıkarılmış, bu yüzden işkence ve hapis cezalarına katlanmak zorunda kalmıştır.”
Yaşar Kemal budur işte.
Medya ve siyasetteki egemen çevrelerin temsilcileri boşuna ağıt yakmasın. “Edebiyatımızın çınarı” diye övmek ve övünmekle olmaz. Eğitim sisteminde kitaplarına, yaşantısına ne kadar yer veriliyor? Bugün bile kaç okulda kitapları öğrencilere “sansürsüz” okutuluyor? Din diye, vatan-millet diye çocuklarımızın beyinlerine neler zerk ediliyor?
Önce bunları tartışalım! Ancak o zaman ustaya ve bize bıraktığı mirasa “hak”kını teslim edebilir, daha barışçıl, daha gelişmiş bir toplumda yaşama hayalini kurabiliriz.

ÜMİTSİZ BİR İLİŞKİNİN ROMANI

l Gazetemizin kültür sanat editörü, Milliyet Sanat’ın yayın yönetmeni Filiz Aygündüz, aynı zamanda sağlam romancı olduğunu yeni kitabıyla bir kez daha gösterdi.
Aygündüz’ün “Prens Prensesi Sevmedi” (Doğan Kitap) adlı romanı, modern dünyada hiç dilimizden düşmeyen, yakamızı bırakmayan o “mesele”yi ele alıyor: Kadın-erkek ilişkileri...
l Aşk, bağımlılık, zaaf, aile, kaybetme korkusu, suçluluk ve değersizlik duygularını içtenlikle, yalın bir dille anlatan kitapta herkes kendinden bir şeyler bulacak.