Trajik gece

Cumartesi gecesinden beri gördüğüm, duyduğum şiddet ve hukuksuzluğun boyutları tek kelimeyle dehşet verici... Bu insanlık dışı muameleyi kimse hak etmedi. Açıkça söylenmese de “sıkıyönetim”den hiçbir farkı yok bu yöntemlerin.
Polis, yer yer kask numarasını kapatıp insanların arasına, mekânların içine daldı. Kapalı ortamlara gaz atıldı, hedef alınarak sivillerin üzerine su ve gaz sıkıldı. TOMA sularına, Vali’nin tabiriyle “ilaç” katıldı- kastettiği, böcek ilacı mıydı? İnsanlar acıdan cayır cayır yandı. Köprü yolları, jandarma kuvvetleri desteğiyle kapatılmaya çalışıldı. Gözaltına alındığı söylenen kişilerin nereye götürüldüğü belli değil. Gaz fişeğinden yaralananlar TTB’ye göre 788 kişi.
Yaralılara yardım eden doktorlar, elleri arkadan kelepçelenerek götürüldü. Oteller, alışveriş merkezleri basıldı. Savaşta bile yapılmayacak korkunçluklara şahit olduk: Revirlere, hastanelere bile gaz atıldı.
Basın mensupları tartaklandı, gözaltına alındı. Sivillerin kendini koruması için tek şansı olan “solüsyon”lara bile el kondu. Çarşı grubu üyeleri “suç örgütü” kurmakla suçlanıyor. Polis kurşunuyla ölen Ethem Sarısülük’ün cenazesi bile engellenmeye çalışıldı!
İstanbul yangın yeriyken ana haber kanalları yine dört maymunu oynadı.

Park boşalmadan saldırdılar
Müdahaleden bir saat önce Gezi Parkı’na gittim. Park, kadın, çoluk çocuk doluydu. Nöbetleşerek, azalarak devam kararı konuşuluyordu. Üniversite sınavı ve hafta sonu kalabalığı nedeniyle müdahale beklenmiyordu. Ancak Tayyip Erdoğan’ın “Gezi Parkı boşaltılacak” emrinden sonra herkes tedirgin oldu.
20.30’da bir hareketlenme oldu. Taksim tarafından polis anons yapmıştı. Vatandaş oluk oluk Gezi Parkı çıkışına yönelmeye başladı.
Öyle kalabalıktı ki, polis parkın diğer ucuna ulaştığında hâlâ tam boşalmamıştı. Ne taş atan vardı, ne direnen. Öyle çok gaz sıkılıyordu ki filtreli maskeme rağmen yanmaya başladım. Elmadağ’a doğru kaçan kalabalığa katıldık.
Polis, Gezi Parkı’nı boşaltmakla kalmadı. Sokaklara sürdü insanları. Panik çıktı. Arkama baktığımda Divan Otel’inin girişi gaz bombalarıyla aydınlanıyordu.
Kervansaray civarında açık bir cafe’ye girdik. Çoğunlukla kadınlar oturuyor, kahve içiyorlardı.
Aşağıda tuvalet kuyruğunda beklerken yukarıdan patlama sesleri geldi. Fırladım, ortalık gazla kaplıydı. Arkadaşımın yanındaki masada oturan bir kadına gaz kapsülü isabet etmişti. Sokağa çıkamadık.
Çoğu korumasız ve her yaştan kadın, 30-40 kişiydik. Çalışanların yardımıyla boş bir salona sığındık.
Bir saat sonra çıktığımzda Elmadağ gaz içindeydi. Hilton’un önünde TOMA suluyordu, gaz bombaları peş peşe atılıyordu. Büyük bir kalabalık vardı. Biraz daha geriye, Valikonağı’na çekildik. Bir mekânda soluklanırken Fulya ve Osmanbey tarafından büyük kalabalıklar gelmeye başladı. Sonra bir grup daha... Yüzlerce, belki binlerce insan ...
Valikonağı girişinde çatışmalar tekrar başladı. Göstericiler barikat kurmaya ve bazıları taş atmaya başladı. Ama büyük çoğunluğu sadece boya maskesi ve deniz gözlüğüyle sokakta durup slogan atıyordu. Müdahale sert oldu, herkes geri püskürdü.

Hepiniz suça ortaksınız
Valikonağı’nda bir arkadaşımın evine kendimizi zor attık. Apartmanın içi bile gaz kokuyordu. Sokak gaz bulutuyla kaplıydı. Evimize gidemiyorduk çünkü Pangaltı ve Ergenekon caddesinde de yoğun polis şiddeti vardı.
Saat 4 gibi Osmanbey’e çıktık. Her sosyal sınıftan insan vardı. Şortlu gençler, bir iskemleyi çıkarıp caddenin ortasında oturan biri, babetli genç kızlar, orta yaşlı çiftler sokaklardaydı... Rumeli caddesinin başında bir grup, polisle çatışıyordu.
Sabaha karşı Kurtuluş’a vardığımızda Ergenekon’da savaş hali sürüyordu. Artı 1 dışındaki televizyon kanalları yayın yapamadı. Sosyal medya ve vatandaş habercilerinin canlı yayınları, belki de hayat kurtardı.
14-15 Haziran, Türkiye tarihine bir utanç gecesi olarak kara harflerle geçecek. Demokratik hak talebini, barışçıl gösterilere tahammül edemeyip bir iç savaş yaratanları kimse unutmayacak. Medyasından siyasetçisine, uzmanından trolcüsüne, kim olayları karartıyor ve kim inkâr ediyorsa, bu suça ortaktır.