CUMHURİYYET...

İstanbul gece yarısı top atışlarıyla sarsılır. Halk şaşkındır. Ne var, ne oluyor diye yataktan fırlayanlar, olup biteni daha sonra öğrenir. Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Peki, neden gece yarısı derseniz... Çünkü Cumhuriyet ilanının top atışlarıyla kutlama emri İstanbul’a geç ulaşmış, hazırlıklar gece yarısını bulmuş, toplar ancak patlamıştır.

İstanbul bir günde saltanattan Cumhuriyet’e böyle geçmiştir.

Cumhuriyet tek bir adamın projesidir. Kurtuluş Savaşı onun önderliğinde verilmiş, Meclis onun önderliğinde kurulmuş, ülkeyi çağa taşıyan devrimler onun önderliğinde gerçekleşmiş, dünya ekonomik krizini ülke onun önderliğinde aşmış, devrimler onun önderliğinde yapılmış, Türkiye onun önderliğinde onurlu bir Cumhuriyet olarak dünya milletleri arasında yerini almıştır.

Halk Cumhuriyet’i benimsemiş, her türlü fedakârlığa katlanmış... Cumhuriyet milletin gayretli omuzları üzerinde yükselmiş... “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şiarı ulusun kaderine silinmez mürekkeple yazılmıştır.

Bütün bu serüvenin kaynağında ise bir tek inanç vardır: Bağımsızlık.

1919 yılı sonunda Ankara’ya geldiği gün yaptığı konuşmada diyor ki Atatürk:

“Bağımsızlık karakterimdir. Bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz.”

Atatürk’ün yaptıklarını ve söylediklerini yeniden düşünmenin zamanıdır.

STRATEJİ

ABD Strateji Uzmanı George Kennan 1948 yılında belki de bütün Amerikan tarihini birkaç cümleyle özetlemişti:

“Dünya zenginliğinin yüzde ellisi elimizde olmasına rağmen dünya nüfusunun sadece yüzde 6.3’ünü oluşturuyoruz. Bu durumda önümüzdeki dönemdeki asıl görevimiz bu eşitsizlik tablosunun devamını sağlamak olacaktır. Bunu yapmak için duygusallıktan tamamen feragat etmeliyiz. İnsan hakları, yaşam standardı ve demokratikleşmenin genişletilmesi gibi konulara kafa yormayı bırakmalıyız.”

Hangi Başkan işbaşına gelirse gelsin, Washington’un devlet politikası budur: Savaş dâhil her yolla dünya nimetlerinin eşitsiz bölüşümünü sürdürmek. İlginç olan, fakir ülkelerin bu politikanın peşine takılmasıdır. Böylece kendi kuyularının kazılmasına yardımcı olurlar.

BEKLENEN PROGRAM

Muhalefet liderleri konuşmalarında toplumun her kesimine çeşitli vaatlerde bulunuyor.

- Ben iktidar gelince şunu yapacağım, bunu vereceğim.

Ancak halk daha önce koalisyonları yaşadı. Koalisyon ile iktidar olan partilerin kendi vaat ve programlarını bir kenara bıraktıklarını biliyor. Bu partiler iktidar olduklarında mazeret olarak koalisyon koşullarını gösterir, diğer ortaklarını da memnun edecek bir program uygulamak zorunda kaldıklarını anlatırlar.

Mevcut muhalefet partilerinin de tek başlarına değil bir koalisyonla iktidar olabilecekleri görülüyor. Bunu kendileri de söylüyor. O zaman... Hemen bugünden masaya oturup ekonomi, hukuk, özgürlükler, vs. konularını kapsayan bir ortak program yapmaları gerekmez mi? Birleştikleri noktaları böyle bir programla açıklayabilir, iktidara geldiklerinde nasıl bir program uygulayacakları konusunda kamuoyuna fikir verebilirler. Böyle bir ortak program, parlamenter sisteme dönüş programından daha çok ses getirir. Kararsızların karar vermesine de yardımcı olur.

SKUTER

Yazıp duruyoruz... Nihayet harekete geçmişler.

Sivil trafik ekipleri kaldırımlardan giden scooter binicilerine ceza yazıyormuş. Bunun caydırıcı etkisi elbet olur. Ancak yeterli mi? Scooter kullananların kaldırımdan yola inmesi sorunu çözer mi? Çözmez. 

Yollar onlar için daha da tehlikeli.

Nitekim bu satırları yazarken gözümüze Ümraniye’deki kaza haberi ilişti. Bir genç kız otomobilin yanından geçerken kapının açılmasıyla savruluyor, otobüsün altında kalıp ölüyor.

Aslında trafiğin yoğun olduğu caddelerde scooter yasaklanmalı.

Hem gençleri hem sürücüleri korumak adına bu modaya bir sınır getirilmeli. Veya tamamen yasaklamalı.

SÖZ

“İnsanlara aynı anda hem saygı hem sevgi duyulmaz. O yüzden başka insanların sizi saymasını mı yoksa sevmesini mi istediğinize karar verin.” “Mutsuz olmamanın en garantili yolu çok mutlu olmayı istememektir.” Rochefoucault

MUHTAR

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kadın Muhtarlar Derneği 3. Genel Kongresi’nde açıklamalarda bulunurken uyuşturucuyla mücadele kapsamında muhtarlara yeni görevler verdi. Metruk binaların uyuşturucu mekânı haline geldiğini anlatan Bakan Soylu, şöyle konuştu:

“Geçen gün vilayetlere gidiyorum; Diyarbakır, Adana ve İstanbul da dâhil olmak üzere, muhtarlarımız diyor ki ‘Efendim şurada metruk bina var, burada metruk bina var. Ama mahkeme kararı var yıkamıyoruz.’ Ya arkadaş, sen gece yık, mahkeme kararı bizim arkamızdan gelsin. Biz de sabah valilik, kaymakamlık olarak gelelim molozları toplayalım. Biz bunu yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Kim ne kızarsa kızsın.”

Bugüne kadar yetkisizlikten şikâyet eden muhtarlar bu yeni yetkiyi bakalım nasıl kullanacaklar?