HAFTA BİTTİ

Bu haftayı da bir “helalleşme” gevezeliğiyle doldurduk.

Bu kadar gürültüye gerek var mıydı?

Kemal Kılıçdaroğlu tarihteki bütün suçlardan  partisi sorumluymuş gibi bir hava yaratmasıydı... Bütün partileri kapsayan bir helalleşme çağrısı yapsaydı bu kadar gürültü olur muydu? Olmazdı. Tartışmalar, Kemal Bey’in Cumhuriyet döneminin uygulamaları hakkında sadece partisi adına özür dileyeceği izlenimi vermesinden doğdu.

Ülkenin helalleşmeye (şuna Türkçe özeleştiri diyelim) ihtiyacı var mı? Hem de çok var. Ancak kimse suçu yüklenmediği ve hep başkalarını suçladığı için bir özeleştiri ortamı da doğmuyor. Kemal Bey’in çıkışı uygar  bir ortamın doğmasına yardımcı oldu mu? Hiç sanmıyoruz. Son konuşmalarında hoşgörülü ve uzlaştırıcı bir hava sergiledi ama bu noktaya gelene kadar da özellikle Cumhuriyetçi kesimde öfke ve kırgınlık yarattı.

Şimdi önümüze bakacağız artık. Ne var önümüzde? İktidara gelme iddiasındaki muhalefetin bir iktidar programı hazırlaması var. Bunun için haftalarca sürecek ve ayrıntılara kadar inecek çalışmalar gerek.

Günümüzde en büyük kuşku, muhalefetin iktidara gelince neyi nasıl çözeceği noktasında düğümleniyor. Şu sırada zengin vaatler yapılıyor. Ancak bu vaatlerin hangi kaynaklardan, nasıl sağlanacağı hiç dile getirilmiyor. Projeler nedir, çözümler nasıl olacak? Vatandaş ve özellikle kararsızlar bu konularda aydınlatılmayı bekliyor.

BAKLAVA

İstanbul’da adım başı  tatlıcı açıldı. Özellikle Beyoğlu ve Karaköy’de saray gibi  tatlıcı salonları var. İçeriye bir göz atın göreceksiniz. Müşterilerin yarıdan çoğu Arap turistler; çarşaflı hanımlar, şişman çocuklar, göbekli beyler... Ve önlerinde envaiçeşit tatlılarla dolu tabaklar. Baklava, şöbiyet, vezirparmağı, dilberdudağı, hanımgöbeği, tulumba, fıstık ezmesi, şambaba... Ne ararsanız var.

Manzarayı görünce insanın içine bir şüphe düşüyor:

- Yahu bu Araplarda diyabet yani şeker hastalığı hiç mi yok? Şekerden hiç mi korkmuyorlar?

İstatistiklere baktık. Tersine... Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan dünyada şeker hastalığının en yaygın olduğu 10 ülke arasında yer alıyor. Sebebi: Hareketsiz yaşam, hatalı beslenme, obezite, vs...

Tabii Türkiye’de olduğu gibi diyabet hastalarının çoğu da hasta olduğunu bilmiyor çünkü şekerini ölçtürmüyor. Öyle olunca tatlıları iç huzuru ve afiyetle götürüyor.

SAPANCA

Bir sivil toplum kuruluşu olan Kuzey Ormanları Savunması üç ayda bir durum raporu yayımlıyor.

Son raporu okuduk. Oradan bazı satırları aktarıyoruz:

“Su fabrikaları Sapanca Gölü’nü yok ediyor.

Kuzey Ormanları’nın Sapanca mevkilerinde şu anda sekiz tane su fabrikası bulunuyor. Gölü besleyen su kaynaklarına kurulan bu fabrikalar, gölü beslemesi gereken suyu şişelere dolduruyor.

Sakarya içme suyu ihtiyacının yüzde 90’ını, Kocaeli’nin ise yüzde 15’ini karşılayan Sapanca Gölü’nü besleyen derelerin çoğu su şirketlerince ruhsatlanmış durumda.”

Civardaki bir bent inşaatında suya karışan çimentonun da balıkları öldürdüğü belirtiliyor.

Netice... Gölü öldürmek için ne gerekirse yapılıyor.

CASUS

Çamlıca Kulesi’nden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konutunun fotoğraflarını çektikleri iddiasıyla tutuklanan İsrail uyruklu çift, Mordi ve Natali Oknin İsrail hükümetinin araya girmesi sonucu serbest bırakıldı.

Biz millet olarak casus yakalamakta ustayızdır!

Soğuk savaş döneminde ülkemizde sık sık casus yakalanırdı. 1952 yılında Sultanahmet Parkı’nda oturduğu bankta yere değnekle orak çekiç çizdiği ihbar edilen bir vatandaşın casus olarak tutuklandığını gazeteler yazmıştı. Aynı tarihlerde Sinop’ta bir öğretmen, evinin ışıklarını yakıp söndürerek Karadeniz’in karşı kıyısındaki Sovyetler Birliği’ne bilgi verdiği gerekçesiyle tutuklandı. Çoktur böyle vakalar, halkımız anında yakalar.

BURSA

Bursalı Avukat Deniz Baykal (sadece isim benzerliği) Bursa’nın sineklerinden bunalmış. Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a çektiği mesajda, “Sinekler gözümüzü oydu, lütfen sinek ilaçlamasına çare bulun” diyor.

Alinur Aktaş ise cevabi mesajında şöyle diyor:

“Hayırlı günler, bence gözünüzü oyan sineklerin olduğu bölgede sinek üreten unsurlar olabilir, iyi incelettirin.”

Bu mesajlaşmayı öğrenen gazeteci Pelin Çırpan Facebook’ta şu notu yazıyor:

“Başkan nasıl kendine yakışan bir cevap vermiş. Biri bana yine de cevabını tercüme edebilir mi, malum ben onun dilinden anlamıyorum.”

Pelin Çırpan, Belediye Başkanı’na genelde eleştirel yaklaşıyor. Ama yine de mesajında bir hakaret yok görüldüğü gibi.

Buna rağmen Alinur Aktaş Pelin Çırpan’ı savcılığa şikâyet ediyor. Pelin Çırpan polise çağrılarak ifadesi alınıyor.

Şikâyet gerekçesi: “Özel mesajlaşmayı ifşa etmek”.

Tartışma uzun sürmüşse bilin ki iki taraf da haksızdır.

***

Ayna gereksiz bir icattır. Kendinizi gerçekten görmenin tek yolu, karşınızdakinin gözlerindeki yansımanızdan geçer.

VOLTAIRE