İkinci şehrim...

İzmir deyince..
Aklıma büyük bir il değil, sadece tatil şehri gelir...
Son birkaç yıl hariç önceleri yıllık iznimin en az bir haftasını İzmir’de geçirirdim.
Genelde Balçova otellerinde kalırdım.
Belli günlerde şehre iner Kordon’da yürür, Alsancak tarafında dolaşır, Sevinç Pastanesi’ne uğrar, kalabalığa karışırdım.
İzmir benim için kafa dinleme yeriydi...
Çünkü İzmir’de İstanbul’un gürültüsü ve karmaşası yoktur.
İnsanları farklıdır, daha az gerilimli daha konuşkandır.
Şehir daha temizdir.
Denize bakan bir kafe veya lokantada oturup kahve içebilir veya balık yiyebilirsiniz.
İstanbul’da ise bunlar hayli pahalıdır.
İnsanın sakin bir şehirde kaldırım kenarındaki kafelere oturma isteği ve hakkı vardır.
İstanbul’da böyle kaldırım kafeleri yoktur.
Çünkü geniş kaldırımlar yoktur.
İzmir’de bu keyfi yaşayabilirsiniz.
İzmir’in benim için bir başka özelliği mi?
Para için koşuşturma, insanların birbirini ezmesi, ilişkilerde gerilim İstanbul’a göre çok daha az.
Ankara ile kıyaslamıyorum çünkü zaten başkentte deniz yok...
Ben deniz şehri severim...
İzmir siyaseten de farklıdır.
Yılladır sosyal demokratlara oy verir.
Bundan da pişman değildir umarım...
Bu tercih kentin kültürel dokusuna ve yaşam biçimine uygundur.
İstanbul’da yaşayanlar İzmir’i pek bilmezler.
Çoğunluk Çeşme gibi tatil yerlerine gider, İzmir’i transit geçer.
Oysa İzmir’de görülecek çok yer vardır.
Sasalı Tabiat Parkı bunlardan biridir. Harika bir yerdir.
Agora arkeolojik alanı kazıldıkça güzelleşiyor.
İstanbul’da olmayıp İzmir’de olanlardan biri de Adnan Saygun Konser Salonu’dur.
Bu kadar modern ve büyük bir salon İstanbul’da mevcut değildir. İzmir’in tadını elbet son bir yıl içinde deprem, sel baskını ve hortum kaçırdı... Bu afetlerin kentin kendini yenilemesi için fırsat yaratacağını düşünüyorum.
Her şey güzel olacak.
İzmirlililerin sloganı da bu olmalı... İzmir umutlu insanların kentidir aynı zamanda. Umut her zorluğu yener...