Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bürokraside yıllarca önemli görevlerde bulunan dostumuz Teoman Yazgan, dış dünyada edindiği bir gözlemi şöyle aktarıyor:

- Gerek Uzakdoğu gerekse Avrupa ülkelerinde birbirine çok benzer bazı değerlendirmeler dikkatimi çekti. Özellikle Çin’de ve Almanya’da şu görüşlerin altı özenle çiziliyordu:

“Genetik olarak insan neslinde yönetici, önder ve planlayıcı özelliklere sahip olanlar en fazla yüzde 3 dolayında kalıyordu. Önemli olan, bu yüzde 3 dolayında bulunan insanları mutlaka bulup çıkarmak ve ülkenin geleceğini onlara emanet edebilmekti.”

Haberin Devamı

Adı geçen ülkeler bu yetenekli yöneticileri özellikle bulup ortaya çıkarabildikleri için kalkınmaları daha bir kolay oluyordu.

***

Büyük firmalar biliyorsunuz başarılı üniversitelerin son sınıflarında mülakat yoluyla başarılı öğrencileri devşirir, daha mezun olmadan firmalarında işe alırlar.

Siyasi partiler de geleceği parlak, nitelikli bürokrat ve yöneticileri erken yaşta kendi partilerine davet ederek saflarına katarlar. Böylece ileride bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olacak nitelikte adamları partilerinde bizzat yetiştirirler. Yumurta kapıya dayandığı zaman aramaya başlamazlar!

Zor mutabakat

Doğrusu zorlu bir çalışma olmuş. İçinde 2 binden fazla vaadin bulunduğu 2400 sayfa tutan bir çalışma. Altı partiyi bir yuvarlak masaya oturtmak kolay değildi. Ancak siyasi çizgileri farklı altı partinin üzerinde ortaklaştığı böyle bir metnin hazırlanabilmesi daha zordu kuşkusuz.

Altı parti bir onarım programı inşa ettiler. Seçime hazır oldukları mesajını ve umudunu verdiler. 

Peki, program herkesi mutlu etti mi?

Baktığınız açıya göre değişiyor.

Sağdan bakanlar… Neo liberal politikaların biraz yontularak metne geçirildiğini görüp mutlu oluyorlar. İş dünyasından şikâyet gelmiyor.

CHP ve sol açıdan bakanların ise hayli itirazı var. Bir kere, 2400 sayfa içinde laiklik sözcüğü bir kez olsun geçmiyor. Eğitimde köklü bir değişikliğin işareti yok. Sendikalar, işçiler ve işçi hakları unutulmuş. Sosyal devlet yok. CHP’nin dile getirdiği vaatler genellikle ıskalanmış. CHP’nin izi ve kokusu mutabakata pek yansımamış.

Haberin Devamı

Bundan sonrasına gelince… 13 Şubat toplantısında altı partinin katılım şartları ve yetki dağılımı konuşulacak. Milletvekilliği paylaşımı elbet hayli yoğun pazarlıklara sahne olacak. Tabii dananın kuyruğu da Cumhurbaşkanı adayı seçiminde kopacak. İyi Parti’nin Ekrem İmamoğlu ısrarı sürüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun iddiası da öyle. İki taraf iddiasını geri çekmezse ne mi olacak? Seçime herkes kendi adayıyla gitme durumunda kalacak. Hayat zorlaşacak!

AB

Altılı Masa’nın hükümet programında şöyle bir cümle:

“Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimiz doğrultusunda, bu alandaki sürecin ilgili ülkelerle ve ilgili kurumlarla diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde tamamlanması için çalışacağız.”

AB’ye tam üyelik hedefimizden hâlâ vazgeçmedik mi? Hâlâ bunun mümkün olmayacağını algılamadık mı? İlişki için bir başka yol aramayacak mıyız? Aleyhimize işleyen Gümrük Birliği Anlaşması’nı düzeltmeyi ne zaman gündeme alacağız?

GECELER

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin “Prof. Muammer Aksoy’u anma” gecesinde “Yılın Atatürkçüsü” ödülleri de sahiplerini buldu. Basın dalında Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun, “Kültür-sanat” dalında Pınar Ayhan, “Uluslararası İlişkiler” dalında Onur Öymen, “Eğitim ve Bilim” dalında ise Sinan Meydan ödüle layık bulunmuştu. Ödül plaketlerini sahiplerine 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker verdiler.

Haberin Devamı

Gece boyunca çok duygulu konuşmalar yapıldı. Pınar Ayhan’ın yaptığı gösteri ise olağanüstü ilgi ve beğeni topladı.

Ölüm yıl dönümünde anılan Prof. Muammer Aksoy, malum, ünlü bir hukukçu olmasının yanında eski bir CHP milletvekiliydi. Buna rağmen geceye Ankara ve Çankaya Belediye Başkanları mazeret beyan ederek katılmadılar. Salonda CHP üst yönetiminden de ne genel başkan ne bir başka ilgili veya yetkili görünmedi.

ARADA

Bizim işimiz de zor tabii.

Olayları süzgeçten geçirir biraz eleştiri yazacak olursunuz:

- Canım şimdi sırası mı? Pişmiş aşa neden su katıyorsun? Neden halkın umudunu kırıyorsun? Muhalefete muhalefet edilir mi? Daha iyisini nereden bulacaksın? Başka yazacak şey bulamıyor musunuz? Bırakın da şu millet üç gün umudun tadını çıkarsın, derler.

Aradan zaman geçer. Yazdıklarınız doğrulanır. Aynı kişiler dün söylediklerini unutmuştur. Size çatarlar.

- Bu memleketin aydını aydın değil kardeşim. Gazetecisi gazeteci değil. Zamanında yazıp halkı uyarmadılar. Bunların hepsi iktidar yandaşı. Sonra da halk cahil der dururlar.

Aradaki boşlukta ne mi olur? Malı götüren götürür!