Mirası harcadık

Atatürk, Samsun’a ayak basarken kafasında var olan ama kimselere söylemediği projeyi Nutuk’ta şöyle anlatır:

“Efendiler... Bir tek karar vardı, o da milli egemenliğe dayanan kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.”

Atatürk Cumhuriyet’in 10. yılında da şöyle diyor:

“Cumhuriyet rejimi demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyet’i kurduk, demokrasinin bütün gerekleri sırası geldikçe yürürlüğe konmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur.”

Ata’nın yol göstericiliği ne kadar sürecektir? Kendisi belirler:

“Ben halkımıza ayakları yere basana ve kendilerini bulana kadar yolu kendim göstereceğim. Daha sonra kendileri için seçim yapabilir ve kendi kendilerini yönetebilirler. O zaman benim vazifem bitmiş olacaktır.” (Armstrong, 1961; s. 280)

Atatürk’ün Cumhuriyet’in kuruluşundan ölümüne kadar 15 yılda yaptığı tüm devrimler çağdaş bir ulus yaratmak ve demokrasinin alt yapısını hazırlamak hedefine yöneliktir.

Gençlere çağrıda bulundu:

“Cumhuriyet’i bizler kurduk, onu yaşatacak sizlersiniz.”

Ne var ki sonradan gelenler Cumhuriyet’in ilkelerini birer birer rafa kaldırdılar. Önce bağımsızlık terk edildi. Ardından, laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet’in diğer kazanımları.

Emperyalizm savaşta kaybettiklerini para vaadiyle geri aldı.

Siyasetçiler Cumhuriyet değerlerini oy uğruna harcadılar.

En utanılacak olan mı? Mirası har vurup harman savrulan, ilkelerine ihanet edilen Atatürk ve döneminin bugün hâlâ mevcut sorunların kaynağı olarak gösterilmesidir.

Hem komiktir hem hazin...

Atatürk ve işçiler

“Cumhuriyet yıllarında İş Kanunu tasarısının hazırlıkları sırasında Türkiye’ye davet edilen Alman uzman gelir, bir süre durumu izleyip, anlatılanları dinledikten sonra, Türkiye’de iş süresinin 10 saat olmasını önerir. Atatürk, ‘Başka ülkelerde ne kadardır?’ diye sorunca, Alman uzman sekiz saat olduğunu belirtir. O zaman Atatürk, ‘Bizde niye 10 saat olsun?’ diye sorar. Alman uzman, ‘Önce 10 saat yapalım Paşam, sonra dokuza, daha sonra sekize indirelim’ der. Mustafa Kemal, ‘Olmaz, birden sekiz saat olması gerekir, çünkü biz peçeyi de önce bir santim, sonra iki santim kaldırmaya kalksaydık kaldıramazdık’ der ve 10 saat yerine günlük çalışma süresinin 8 saat olarak kabulünü emreder.”

Bu satırlar M. Şehmuz Güzel’in “İşçi Tarihine Bakmak” adlı kitabından alındı. Bu kitap “ekitap.ayorum.com” sitesinde ücretsiz sunuluyor. Mülkiyeli arkadaşımız Prof. Şehmuz Güzel, Türkiye’nin işçi tarihini en sahih bilgi ve belgelerle kitaba döken bir bilim adamımız. Okumanızı öneririz.

KARİYE

Kariye Müzesi yarın cuma namazıyla cami olarak hizmete giriyor.

Kariye 1511 yılında 2. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş, 1945 yılında müze olmuş, 1948- 58 yılları arasında restore edilmişti. Turistlerin Ayasofya ile birlikte en çok ziyaret ettikleri müzeydi. Bizans dönemine ait iyi korunmuş mozaik ve freskleriyle dünyanın önde gelen sanat merkezleri arasında sayılırdı.

Kariye’nin fresk ve mozaikleri açılır kapanır perdeyle kapatıldı. Civarda pek çok cami bulunmasına rağmen namaz vakitleri freskler kapatılacak, sonra açılacakmış.

Kariye’nin müze yapılması, Cumhuriyet rejiminin tarihe, kültüre, sanata, farklı inançlara, geçmiş uygarlıklara verdiği önemin uzantısıydı. Hedef malum, muasır (asri) medeniyet düzeyine varmaktı.

YOLLAR

“Merak etmeyin, Mustafa Kemal’ler tükenmez… Bir Mustafa Kemal daha gelir kurtarır milleti.”

Buna benzer teselliler duydukça aklımıza Salih Kalyon dostumuzun anlattığı olay gelir.

60’lı yıllarda otobüs Karadeniz’in dağ yollarında tangır tungur ilerlemektedir. Yol fevkalade bozuktur. Yan yana oturan iki ihtiyar sohbet ediyor. Biri diyor ki:

- Ha bu yolları birinci savaştan önce Ruslar yaptı.

Öteki fikrini söylüyor:

- Şimdi de gelsinler tamir etsinler onları.

BOYKOT

Fransa’nın devlet olarak Türk mallarına boykot ilan ettiğine ilişkin bir açıklaması olmadı. Belki kimi sivil toplum kuruluşları bu tür çağrılar yapmış olabilir. CHP’li avukat Şahin Mengü bu konuda CHP’nin aldığı tavrı eleştiriyor. Diyor ki:

- Hiçbir devlet başka bir devlet menşeli malların boykot edilmesini açıkça isteyemez. İsterse, bu, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olur ve -mağdur olan devletin şikâyeti üzerine- boykot çağrısı yapan devlete yaptırım uygulanmasını gerektirir. Nitekim Suudi Arabistan’ın Türk mallarına son zamanlarda boykot uygulaması da sözüm ona sivil toplumdan gelişmiş bir faaliyet gibi yansıtılmıştır. CHP, iktidarın çağrısına destek vererek uluslararası kuralları tamamen unutmuş ve acemice davranmıştır.

MARKA

Fransız mallarını boykot işi nasıl ilerleyecek? Diyelim ki Louis Vuitton çanta, Lacoste, Pierre Cardin, Hechter marka elbise, Chanel, Christian Dior, Clarins, Lancome gibi parfümler almadınız.

Peki...

İçim süt, Dost süt gibi sütleri de almayacak mıyız? Hayat Su, Sırma Su, Erikli gibi suları içmeyecek miyiz?

Bu içeceklerin adları Türk ama sermaye ve mülkiyetleri Fransız.

Ayrıca Renault da var listede.

Boykot yerli üretime doğru genişlerse zararı bize de dokunacak.

Geçmişten bir anı... 1990’larda Apo yüzünden İtalyan mallarına boykot başlamıştı anımsarsınız. O arada fiyakalı olsun diye İtalyan markasıyla üretim yapan kimi firmalar da güme gitti. Bunlar peş peşe “Biz Türk’üz, İtalyan değiliz” diye açıklama yaptılar. Aklımızda kalan İtalyan özentisi markalar: Bellona ve Fierra mobilya, Bentini tekstil, Alpacino deri eşya vs...