Musluk suyuna devam

İstanbul’da şehir suyunun içilebilirliği konusunu bir de laboratuvarla konuşmayı düşündük. İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı üç halk sağlığı laboratuvarından birinin telefonunu çevirdik. Bu kuruluşlar kamu ve özel kişiler tarafından getirilen su örneklerini kimyasal ve mikrobiyolojik yönden inceliyor. Bunun için 250 lira ücret alıyor. Laboratuvar yetkilisine soruyoruz:

- Tahlil için musluk suları da geliyordur. Sonuç nasıl çıkıyor?

- Tabii sık sık musluk suyu analizi de yapıyoruz. Zararlı maddeye rastlamıyoruz. Gayet normal. Su depodan geçmiyorsa veya depo temizse sorun kalmıyor.

- Ancak klor kokusu vatandaşı rahatsız ediyor sanırım.

- Suyu birkaç saat açıkta bekletirseniz, klor kokusu gider.

- Okullarda durum nedir?

- Eğer suyu depodan almıyorlarsa öğrencilerin musluk suyunu içmesinde sakınca görülmüyor.

- Peki, kafe ve lokantalar?

- Onlara yönelik bir denetim olduğunu sanmıyorum. Bize oradan numune gelmiyor.

Öyle görünüyor ki kafe ve lokantalara yönelik bir su denetimi yapılması şart.

KRİTİK

İdlib’de tartışma ince bir noktaya geldi.

Suriye kuvvetleri kuzeye ilerleyince bizim bazı gözlem noktaları Suriye cephesinin içinde kaldı.

Şam kendi kontrolüne giren bölgedeki gözlem noktalarından çekilmemizi istiyor. Rusya Şam’ı destekliyor.

Türkiye gözlem noktalarından çekilmiyor, Şam’ın geri çekilmesini istiyor. ABD Türkiye’yi destekliyor.

Çatışma arka planda bir Rusya-ABD itişmesine dönüşüyor.

Bakalım bir çözüm nasıl mümkün olacak?

BALON

Bir süre önce Afrin’deki çatışmada şehit düşen bir Mehmetçik’in evine taziye ziyaretine gidiliyor. Şehidin 5 yaşında bir kız evladı var. Elinde bir mavi balon. Sadece onunla meşgul oluyor, kimseye vermiyor. Ziyaretçilerden biri “Beraber oynayalım mı o balonla?” diyor. Küçük kız “Olmaz, patlarsa ölürüm” cevabını veriyor. Ziyaretçi şaşırıyor:

- Merak etme, patlarsa sana başka balonlar alırım.

Küçük kız balonu arkasına saklıyor:

- Olmaz, babam şişirdi bu balonu, içinde onun nefesi var.

Her şehit evinde buna benzer kim bilir kaç öykü var.

Gözyaşları konuşmaya engel oluyor.

BALYOZ

11 Şubat, Silivri’de 2011 yılında 163 subayın beklenmedik bir anda tutuklanmasının 9. yıl dönümüydü. Tutuklama kararı üzerine hep birlikte Harbiye marşının söylendiği o günü emekli Amiral Turgay Erdağ Cumhuriyet tarihinin kırılma anı olarak niteliyor. Veryansın TV’deki yazısında şöyle diyor:

“Bu kumpası planlayanlar, her türlü desteği verenler ve fiilen gerçekleştirenlerle ilgili açılan herhangi bir dava henüz yoktur. Bazı emniyet ve yargı mensupları hakkında soruşturma dosyaları düzenlenmiş fakat dava açılmamıştır. Dosyalar nedenini anlamadığımız şekilde beklemektedir. O zaman insanın aklına ‘Yoksa unutulması mı isteniyor?’ diye sormak geliyor.”

AHLAK

Gazetelerde her yolsuzluk haberi okuduğumuzda bir cami imamının cami duvarına astığı şu yazı aklımıza geliyor:

“Çocuklarımıza ibadet öğretmeden önce ahlaklı olmayı öğretelim yoksa çocuklarımız namaz kılan bir hırsız, oruç tutan bir sapık, hacca giden bir yalancı, kurban kesen bir tefeci, şehadet getiren bir terörist olabilir...”

ÖNEMLİ

Vatikan Büyükelçimiz Lütfullah Göktaş şöyle bir tweet atmış: - İtalya’da “caffè” dediğiniz zaman önünüze zaten “espresso” gelir. Ve de “single” olarak gelir. “Espresso” deme gafletinizi “single” nitelemesiyle katmerleştirerek, yabancı bir turist olduğunuzu buralarda dünya âlem herkese ilan etmenize yok. Yapmayın şunu!..

Anlaşılan Büyükelçi İtalya’da bir kafede “Single espresso” diye kahve ısmarlayan bir Türk gördü. Buna sinirlendi. Yabancı olduğunuzu bu şekilde açık etmeyin demek istiyor. Peki, yabancı olduğunuz anlaşılırsa ne olur? Bilemiyoruz. Büyükelçi sinirleniyor işte...

ÇİÇEK

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu geçen dönemde çiçeğe yapılan harcamadan şikâyet edince kentin kuraklaşmasından endişe etmiştik. Çözümü ve doğru yolu Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş gösteriyor:

“Artık 15 gün dayanan çiçekleri dikmek, her tarafa çim ekmek yok. Bunlardan vazgeçip lavanta, gül başta olmak üzere uzun süre dayanan bitkilerle başkenti süsleyeceğiz. Bunun için ilgili odalarla da temas halinde olacağız. İlçelerde, köylerde bunların tohumlarını ektirip, fidelerini yetiştirip bunları dikeceğiz. Böylece vatandaşlarımız da kazanacak, biz de tasarruf edeceğiz.”

Çiçek konusunda doğru politika budur...