'Yeni isimlere yatırım yapıp yeni yüzler keşfetmek istiyoruz'

20 Ağustos 2021

Pastel Film'in yeni nesil yöneticisi Efe İrvül babası Yaşar İrvül’den sonra devralacağı bayrağı çok daha ileriye başarıyla taşımayı hedefliyor ve “Dünyanın öncü, etkin yapımcılarından olmayı hedefliyorum” diyerek de iddiasını dile getiriyor. Bu güne kadar pek çok başarılı projeyle izleyenleri ekrana kilitleyen Pastel Film, Efe İrvül’ün girişimleriyle özellikle dijital yayın platformlarına yenilikçi bakış açısıyla ürettiği içeriklerle de kendi içinde yeni bir çağ başlatıyor. “Sektörde genç bir yönetici olarak bakış açım yenilikçi ve cesur” diyen Efe İrvül bugünlerde etkileyici bir uyarlama hikayenin üzerinde duruklarını anlatıyor. Yeni projeler yaratırken ise yeni isimler ve yeni yüzler arayışında olduklarını da belirten İrvül, “Oyuncu bazıyla düşünmek doğru olmayabilir doğru projede doğru cast başarı getirir. Pastel ile uzun yıllar boyunca beraber çalışacak yeni isimlere yatırım yapıp yeni yüzler keşfetmek de istiyoruz” diyor.

Dizi ve film yapımcılığında sektörün en genç ve başarılı isimlerinden birisiniz… Bu başarıyı içine doğduğunuz kurulu bir düzene mi borçlusunuz yoksa her şartta ve koşulda bu başarıyı elde eder miydiniz?

İçinde doğduğum kurulu düzenin tabii ki etkisi büyük oldu. Ben, babamdan etkilenerek bu sektöre yöneldim fakat şartlar her ne olursa olsun doğru strateji ve azimle başarının elde edileceğine inanıyorum.

Babanız Yaşar Bey ile hep aynı fikirde misiniz? Özellikle hangi konularda ortak görüşe sahipsiniz ya da değilsiniz?

Onun tecrübesine ve fikirlerine her zaman ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Tabii ki aynı sektörde iki yönetici olarak farklı görüşlerde olabiliyoruz. Yaşar Bey'in tecrübesi ile benim yenilikçi bakış açım harmanlandığında önümüzdeki projelere katkı sağlayıp başarımızı daha da artıracağımıza inanıyorum.

Genç ve dinamik bakış açısıyla Pastel Film yapımlarını ne gibi yeniliklerle, gelişim ve dönüştürme çabaları içindesiniz?

Artık dijital dünyaya da adım atıyoruz ve dünyanın öncü ve etkin yapımcılarından olmayı hedefliyorum. Özgün projelerimizin yanı sıra yurt dışından format alarak veya kitaplardan uyarlamalar yaparak yelpazemizi geliştiriyorum. Daha yenilikçi ve sektörde ilk olacak projelere de adım atmaya hazırlanıyoruz. Ama en önemlisi yurtdışındaki yapım firmalarıyla ortak yapıma giriyor olmamız.

Yazının devamı...

"Sadece kendim için sanat yapmıyorum"

31 Temmuz 2021

Tahran’da doğan ve savaş zamanı Kanada’ya göç eden, dünyanın dört bir yanında kişisel sergiler açmış ve bugün Türkiye’de yaşamına devam eden Arezo Khosroshahi bu kez son sergisi Midland Series ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Daha önce birçok kez Galerist İstanbul, Pilevneli Project ve Mamut Art Project gibi sanatsal platformlarda çalışan sanatçı eserlerini görmek isteyenleri 4 Ağustos - 4 Eylül tarihleri arasında Kapudag Gallery ev sahipliğinde Sapphire'de gerçekleşecek sergisine bekliyor. Çocukken iletişim kurmak için resim çizmeye başladığını ve kendisini resim çizerken konuşmaktan daha iyi ifade ettiğini anlatan Khosroshahi, kendini hiçbir yere ait görmediği bir dönemde hissettiklerini tuvale aktardığını anlatıyor. “Dünyanın bir parçası olsak da yanlış yerde yanlış zamanda bulunabiliyoruz. Aynı denize atılan bir çöp torbası gibi… Deniz çöp torbasını içine almak istemiyor ama o torba denizin dibine girmeye çalışıyor. Sürekli bir savaş halinde ya da dans halinde gibiler. Aynı insanlarla dünya arasındaki gibi” diyen başarılı ressam sanatı sadece kendisi için yapmadığını ve eserlerini değer veren insanların duvarında görmek istediğini söylüyor.

Sizin hikayeniz nerde nasıl başladı ve bugün burada devam ediyor?

1982’de İran’da doğdum. Ama o zamanlar İran’da savaş olunca kısa aralıklarla Türkiye’ye gelip gitmeye başladık. Ama en son artık güvenlik amacıyla ben 7 yaşındayken ailece Kanada’ya göç ettik. Ama lise zamanı Türkiye’ye geri döndüm. Liseyi burada okudum. Ardından üniversite için Toronto’ya yerleştim ve York Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde eğitim aldım. Ama son 10 yıldır İstanbul’dayım. Çünkü Kanada’da robot gibi yaşamaktan, insanların iletişimsizliğinden sıkıldım. Türkiye’deki komşuluk ilişkileri, insan ilişkileri, sıcaklık hiçbir yerde yok ve burayı çok seviyorum. İstanbul’a aşığım. İstanbul’u erkek arkadaşım gibi görüyorum.

İstanbul aşık ve bu şehri erkek arkadaş boyutunda tanımlayan bir sanatçı olarak, bu durum eserlerinize nasıl yansıyacak, ya da yansıtacak mısınız?

Şu an için yansıtmayı düşünmüyorum. Ama belli de olmaz. Her şey olabilir. Şu an sadece İstanbul’la gizli gizli aşkımızı yaşıyoruz.

Farklı kültürlerde ve sürekli yer değiştirerek yaşamak size neler kattı neler götürdü?

Bana hem artıları oldu hem de eksileri. Dünya hem alıyor hem veriyor. Çocukken Kanada’da çok boğulurdum. Özgüveni düşük bir çocuktum ve diğer çocuklar benle hep dalga geçerdi. Hiç sevmezdim bu yüzden. Ama Türkiye’de hiç böyle bir şey yaşamadım, burada okurken çok mutluydum ve daha rahattım. Farklı yerlerde olmak farklı duygular yaşattı.

Yazının devamı...

Ne niyetle bakılıyorsa o görülüyor

12 Temmuz 2021

Geçen hafta 34’üncüsü düzenlenen Best Model Of Turkey yarı final elemeleri Sofitel Taksim İstanbul’da yoğun bir katılımla gerçekleşti.

Pandemi kuralları gözetilerek sadece yarışmacılar ve jüri üyelerinin katılım sağladığı yarı final gününde her bir yarışmacının heyecanını ve hevesini birebir gözlemleyen jüri üyelerinden biriydim. Türkiye’nin dört bir yanından hatta yurt dışından bile best model olma hayaliyle gelen yarışmacıların heyecanı ve hevesini görmek Best Model Of Turkey’in bir 34 yıl daha aynı istikrarla devam edeceğinin kanıtlarından biriydi.

Yarı final elemelerine 90 kadın, 190 erkek yarışmacı katıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse her biri potansiyel bir best modeldi ve oylama kısmında işimiz bir hayli zordu. Yarı final elemeleri çok keyifli, olması gerektiği gibi ve çok özenli geçekleşti ve bitti. Ancak salondan yarışmacıların talebiyle çekilen ve sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf yarı final keyfini gölgeledi ve adeta yarışmayı amacından saptırdı.

Yayınlanan fotoğrafta erkek yarışmacılar yerde oturmuş, kadın yarışmacılar ayakta poz veriyor. Alanın dar oluşu, kadraja her yarışmacının sığma gayretiyle çekilen bu fotoğraf köle pazarına, mülteci kampına ve hatta kasap vitrinine bile benzetildi. Buna pek şaşırmadım. Çünkü bir fotoğrafa hangi niyetlerle bakarsanız onu görürsünüz. Eğer siz bu fotoğrafa alanın el verdiği koşullarda, her yarışmacının fotoğrafta olması için verilmiş bir poz olarak bakarsanız tüm yarışmacıların Erkan Özerman’la yarı final hatıra fotoğrafı çektirdiğini görürsünüz. Ama eğer siz yine bu fotoğrafa aşağılayıcı ve küçük düşürücü niyetlerle bakarsanız bir köle pazarı görürsünüz. Bu tamamen bakış açısıyla ilgili. Bu yüzden Erkan Özerman ve onunla bütünleşen bu yarışmanın büyük haksızlığa ve gereksiz bir linçe uğradığını düşünüyorum. Yarışmanın özüne dönecek olarsak; yarı final sonuçları noter huzurunda değerlendirilmeye devam ediyor. Finale kalan isimler netleştiğinde ise eylülün ikinci haftası düzenlenecek Best Model Of Turkey finaliyle Türkiye’nin yeni best modelleri taçlanacak.

Şahan’a karşı bu çifte standart ve samimiyetsiz tepkiler neden?

Türkiye’de en güldüğüm, en sevdiğim ve en çok saygı duyduğum isimlerden biri Şahan Gökbakar. Komedyen, oyuncu, yapımcı kimliklerinin yanı sıra harika bir eş ve baba olması, vicdanı, sağduyusu ve mütevazılığıyla da her zaman farkını ortaya koyan, kimseyle derdi olmayan, olduğunda da açık yüreklilikle bunu paylaşan çözüm odaklı biri.

Geçen hafta Şahan Gökbakar yazlık evinin önüne yaptırdığı kendine özel iskelesine “Özel mülktür girilemez” tabelası koyarken fotoğraflandı. Sonrası her zamanki gibi “Denizler plajlar hepimizindir” naraları atanlarla süre gelen bir tepki yumağına dönüştü. Açık adres verip, konum belirtip, evin hedef gösterilmesinden bahsetmiyorum bile! Ne büyük ayıp, haksızlık ve de bir ailenin yaşadığı yeri açıkça ifşa etmek incelenmesi gereken sosyolojik bir vaka! Size ne kadar samimi geldi bu naralar, bu cümleler ve bu adres ifşası bilmem. Ancak Şahan Gökbakar’ın kendi bütçesiyle değer kattığı ve oluşturduğu evinin önündeki kumsal ve iskeleye ortak olmak isteyen tekne tatilcileri bunu gidip otellerin plajlarına yapabildiği gün belki Şahan’ın da kendi özel mülküne yapma hakkını kendinde görebilir. Bana bu çifte standart tepkileri ancak o zaman samimi ve gerçekçi gelebilir. Bugün herhangi bir sitenin önündeki iskeleye veya kumsala değil ayak basmak önünden geçilmeyeceği kabul ediliyor ve geçilmiyorsa, başka birine ait bir alanın da önünden geçilemeyeceğinin ve kullanılamayacağının bir kabulüdür. Ve Şahan tam da bu noktada her mülk sahibinin normal olarak yapması gerekeni yapmış bir uyarı tabelası asmış. Hem de yine tüm mütevazılığı ve kendi elleriyle…

Yazının devamı...

"Yol, yol olmaktan çıkıp çileye dönüşüyor"

2 Haziran 2021

Kariyerine oyuncu olarak başlayan ve şimdilerde oyuncu koçluğu yaparak devam eden Yağız Serdar Kötük, ilk kitabı Ya Selâm ile başka bir yönünü ve yaşam felsefesini okuyucuyla buluşturuyor. Yaşadığı acı kayıplardan sonra kendini keşfetme sürecinde tasavvufla tanışan ve bulduğu şifa ile bilgeliği herkesle cömertçe paylaşmak isteyen Kötük kitabının her satırında okuyucuya kendini sorgulatacağı farklı bir bakış açısı sunuyor… Yolunu bulmak, kendini tanımak isteyenlere rehber niteliğinde bilgiler aktaran ve yazdığı şiirlerle niyetini dile getiren Kötük yaşadığımız bu zaman diliminde herkesin özünden uzaklaştığını söylüyor. Kötük kitabını yazma niyetini ve okuyanların neler bulmasını istediğini anlatarak; “Bambaşka yerlerde kendimizi aramaya çıktık, uzaklaştığımız yerin neresi olduğunu bilmeden. Bu yüzden de yol, yol olmaktan çıkıp, çileye dönüşüyor. Okuyana bu kitap nerede olduklarını ve nereye gideceklerine dair bir pusula olur umarım” diyor.

Ya Selâm çok derin bir kitap, her sayfasında farklı şeyler sorgulatıyor okuyana. Ancak sen bu kitabı hangi niyetlerle yazdın? Bu kitap okuyanlara neler katmalı?

Kendi özlerine dönmeleri en büyük isteğim, bizler yaşadığımız yerdeki hazineyi fark etmeyip, özümüzden uzaklaştık ve bambaşka yerlerde kendimizi aramaya çıktık, uzaklaştığımız yerin neresi olduğunu bilmeden. Bu yüzden de yol, yol olmaktan çıkıp, çileye dönüşüyor. Okuyana nerede olduklarını ve nereye gideceklerine dair bir pusula olur umarım.

Bu kitap senin hangi yolculuğunun eseri?

Kendimi aradığım ve kendimi bulduğum zamanların eseri diyebilirim. Kendimi kendimde aramaya başladım. Sonra hareket etmeye başladım, o hareket beni kendimle buluşturdu. Ben de fark ettiklerimi yazdım.

Şiire ağırlık vermenin özel bir sebebi var mı?

Evet, aslında şiir mi denir tam bilemiyorum çünkü ben bunları yazarken insanların kendilerini bulma yolculuklarında sorularına cevap olsun diye yazdım. Zahirde hepimiz başımıza gelen her olaya soru sorup cevap arıyoruz. Ben aradığım tüm cevapları kitapların sayfalarında buldum. Sorumu sorup, herhangi bir kitabın rastgele bir sayfasını açar ve orada yazan cümleyi kendime cevap bellerdim. Okuyanlarında sorularına cevap bulması için son bölüme 77 tane “Ya Selâm” serisi yazdım, belki nefislerine cevap olur diye...

Yazının devamı...

“Akıllı siyaset yapan liderler kadın hareketini desteklemeli”

21 Mayıs 2021

Bugüne kadar Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER), Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ile Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER) başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunda imzası bulunan başarılı iş kadını ve kadın hakları savunucusu Nur Ger bu kez kurucu başkanlığını üstlendiği YANINDAYIZ Derneği ile toplumdaki cinsiyet eşitsizliğine karşı reform niteliğinde yeni adımlar atıyor. Cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden YANINDAYIZ Derneğini diğerlerinden ayıran en büyük özelliği hedef kitlesinin ve rol modellerinin erkekler olması. Dernek, erkeklerden erkeklere köprü olmak amacıyla kurulan Türkiye’deki ilk sivil toplum kuruluşu… Amacı ise toplumsal cinsiyet eşitliğinde tam eşitliğe gidilecek yolda özellikle erkeklerde zihniyet ve davranış değişimini yaratmak.

“Ekonomide ve toplumda karar vericilerin, yasa koyucuların ağırlıklı erkekler olmasından dolayı zihniyet değişiminin erkeklerden başlaması şart” diyen Nur Ger, bu konuda erkeklerle işbirliği yapmanın doğru olmadığına dair görüşler için ise, “Gerçek bakış açısı cinsiyetsizdir” diyor ve ekliyor; “ Biz önce insana bakıyoruz. Her zaman insanın insan olmaktan doğan temel haklarının doğal olarak teslim edilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Ataerkil düzen erkeklere de çok büyük roller yüklüyor ve onlar da bu rollerin altında eziliyorlar. Bize dayatılan bu rolleri öne çıkarmadan yaşayacağımız bir kültür inşa etmemiz gerektiğine inanıyoruz.”

20 yılı aşan süredir kadın hakları savunucusu olarak birçok farkındalık yaratan başarılı projeye imza atan Nur Ger, bu hak arayışının sebebini ise; “Eşitsizliğe maruz kalınca hak savunucusu oluyorsunuz. ‘Ben de bir erkeğin tüm yeteneklerine ve duygularına sahibim, neden kadın olduğum için bir adım arkada kalayım ki’ deyip eşit çizgiye gelebilmek için kendinizi üç ya da beş, bazen bin kez daha derin kalıpları yıkarken buluveriyorsunuz” sözleriyle açıklıyor. Nur Ger ile hem kurucu başkanlığını yaptığı YANINDAYIZ Derneği ile hedeflerini, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kalkması için yapılması gerekenleri ve toplumdaki zihin dönüşümünün neden erkeklerden başlaması gerektiğini konuştuk…

Nur Hanım biz sizi TESEV, KA-DER ve KAGİDER Dernekleri’nin kurucularından biri olarak ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uzun yıllardır yaptığınız çalışmalar sonucunda büyük farkındalıklar yarattığınız girişimlerinizle tanıdık. Bugün geldiğimiz noktada yaptığınız çalışmaların meyvelerini alıyor olmak ne hissettiriyor?

Açıkçası bazı konular hiç ama hiç düzelmeyecekmiş gibi geliyor ama bir bakıyorsunuz zaman içinde yol alınmış. Ben 20 yıl önce her mahallede bir kreş dedim. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ana planına girdiğini duyunca çok sevindim. Keza erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğine dahil olması fikri 14 yıl önce oluştu. TÜSİAD’ın “Tek Kanatla Geleceğe Uçamayız” fikri tohumuydu. 11 yıl sonra YANINDAYIZ olarak yeşerdi ve doğdu. Bunun gibi çok örnek sıralayabilirim. Çorbada tuzum olduğu için çok mutluyum.

Zaman içinde aldığınız sonuçlar size ne kadar tatmin etti? Daha iyi sonuçlar olabilirdi fikrine katılıyor musunuz? Daha iyi sonuçlar önündeki en büyük ve aşmakta zorlandığınız engeller neler oldu mesela?

Hayır, ‘sonuçlar beni hiç tatmin etmedi, daha iyi sonuçlar alınabilirdi’ görüşüne katılmıyorum. Tüm kadın örgütleri, dernekler ve sivil toplum kuruluşları çok çalışıyor. Bu düzende alınabilecek en iyi sonuçları alıyoruz. Zaten ana işimiz sürekli engelleri aşmak olduğu için bu işin doğasında var. İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan ataerkillikle mücadele ediyoruz.

Yazının devamı...

10K koşusuyla hayata dönüyoruz

15 Mayıs 2021

12-13 Haziran tarihlerinde Kadıköy Belediyesi’nin de katkılarıyla Caddebostan’da düzenlenecek Amazfit Cadd10k Koşusu’na sayılı günler kaldı. Pandemi döneminde birçok yarışın askıya alınmasından sonra yoğun bir katılımla gerçekleşecek koşuya şimdiden 2 bin atlet kaydını yaptırmış durumda. 16 yaşını dolduran herkes koşuya katılabilecekken aynı zamanda 10K koşusu dışında gençler için de paten yarışı ve çocuk koşusu da olacak. ‘Hayata dönüyoruz’ mottosuyla yarış gününe hazırlanan atletlerin yanı sıra kendisi de şampiyonlukları bulunan eski bir atlet olan koşunun organizatörü Ozan Demir bu koşunun sporcuların normal hayata dönüş adımlarından biri olacağını söylüyor. Atletizm kariyeri boyunca pek çok koşu organizasyonuna katılan ve birçok başarılı dereceyle ülkesine geri dönen Ozan Demir, “Artık ülkemize başarılı spor organizasyonları kazandırmak istiyoruz. Ve bu hayallerimizi gerçekleştirebilirsek şampiyon olmuş kadar haz duyacağım” diyor. 12-13 Haziran Amazfit Cadd10k koşusu ardından faaliyet takvimine göre yeni etkinlikleri de paylaşan Ozan Demir; “Eskişehir’de spor festivali ve koşu yarışımız olacak. Daha sonra Runtheisland Bozcaada koşusu, Kadıköy Yarı Maratonu Ve Spor Festivali, Karşıyaka 10k koşusu bu sene planladığımız diğer etkinliklerimiz arasında” diyor.

Kadıköy Belediyesi Amazfit Cadde 10k Koşusu ve Spor Festivali’ne sayılı günler kaldı. Bu pandemi döneminde bu festival sporculara ve izleyenlere nasıl bir nefes olacaktır? Nasıl bir hayata dönüş bekliyor bizi?

Evet! artık geri sayıma başladık. Tüm dünyayı etkileyen pandemiden dolayı geçen sene yapmayı planladığımız Cadde10k koşumuzu 13 Haziran’da yapacağız. 12 Haziran Spor Festivali, 13 Haziran koşu yarışı olacak… Uzun bir aranın ardından böyle bir etkinliği yapacağımız için oldukça heyecanlıyız. Sporcular ve seyirciler açısından da heyecanlı bir bekleyiş var. Biz pandemi koşullarına uygun şekilde gerekli tüm önlemleri alarak insanlara biraz da olsa normal hayatlarına dönmelerini sağlamak istiyoruz. Hayata dönüyoruz mottomuz bu düşünce ile ortaya çıkmıştır.

10k Koşusunda yer almak için gerekli şartlar neler?

16 yaşını doldurmuş olan bütün bireyler koşu yarışımıza katılabilir. 10k koşu yarışının dışında, Paten yarışımız ve çocuk koşumuz da olacak.

Katılım nasıl? Pandemi öncesi ve sonrası katılım oranları ve sporcuların performansları ne oranda değişiklik gösterdi veya gösterecektir sizce? Pandemi ve kısıtlamalar sporcuları nasıl etkiledi?

Koşuya katılmak isteyen herkes www.cadde10k.com.tr adresinden 5 Haziran’a kadar kayıt yaptırabilir. Şu an için 2 bin kişiyi geçtik kayıtlarda. Sporcuların performansları açısından değerlendirirsek belirsizlikler ve yasaklardan dolayı antrenmanlarından geri kalan sporcular olacaktır. Performans açısından olumsuz etkilenseler de parkurumuzun hızlı ve düz olmasından dolayı yine de iyi dereceler çıkabileceğini düşünüyoruz.

Yazının devamı...

"Her oyunculuk metodu zamanla gücünü yitiriyor"

11 Mayıs 2021

Mavera dizisinde Kutluk rolüyle yeni bir tarihi karakterle izlediğimiz Erdem Ergüney oyunculuğun yanında uzun süreden beri oyuncu koçluğu ve menajerliği de yapan bir isim. Sektöre birçok yeni isim kazandıran Ergüney gençlerle çalışmanın kendisini de zinde tuttuğunu söyleyerek, “Gençlerle çalışmak, değişen zamanın ruhuna ayak uydurmak, farklı bakış açılarını anlamak oyuncu olarak beni de zinde ve diri tutuyor. Karşılıklı öğrenme süreci yaşıyoruz” diyor. Genç oyuncuların sektörde var olma çabalarını yorumlayan başarılı oyuncu; “Tecrübelerimin ve gözlemlerimin bana öğrettiği şu; gençler günümüzde sonuç odaklı yaşıyor. Gençlerden çok umutluyum” diyor. Metot oyunculuğu hakkında da konuşan Erdem Ergüney bir metot yerine asıl olanın her oyuncunun kendi yöntemini oluşturması gerektiğini söylüyor ve şöyle diyor; “Bence farklı metotları bilmek oyuncunun farklı bakış açısına sahip olmasını sağlar. Ancak nihayetinde insan çok değişken bir canlı ve her metot zamanla gücünü yitiriyor. Asıl olan her oyuncunun kendi yöntemini belirlemesidir. Unutmamalıyız internet ve dijital dünyanın bu derece baskın olduğu bir çağda iki saatlik piyeslerden, 10 dakikalık video içeriklerine geçişi ancak kendi metotlarımızı oluşturarak yakalayabiliriz.”

TRT 1’de yayınlanan Mavera dizisi hayırlı olsun. Sizi genellikle başarılı işlerde izliyoruz. Hoca Ahmed Yesevi’nin hikayesini anlatan Mavera dizisini kabul etmenizdeki en önemli sebep neydi? 

 Uzun soluklu, kalabalık kadrolu ve büyük prodüksiyon isteyen dizilerde oynamak, seyircilerin izlemekten keyif aldığı dizilerde yer almak, öncelikle şanslı biri olduğum manasına geliyor benim için. Her oyuncu gibi bende oynadığım tüm dizilerde bir takım kriterlere özen göstermeye gayret ediyorum. Senaryo, anlatım biçimi, diyaloglar, içeriği önemli, sonra yönetmen, oyuncuların kimler olduğu, yapım şirketi ve bana önerilen rolün dizi içeriğine katkısı. Mavera dizisi içinde değerlendirmelerimi bu yönde yaptım. Tarihi bir kişiliği, onun yaşam hikayesini nasıl işlediğine baktım. Zor olanı seçmişti senaristler. Tarihi ve dini bir kişiliği dine yaslanmadan kendilerince dönemin şartlarını da sergileyecek bir içerikle anlatmaları temel seçim nedeni oldu. Bana önerilen rolün anlatımdaki yeri ve tabi ki hemen öncesinde Payitaht Abdülhamit dizisinde beraber çalıştığım insanlardı. Keyifli ama zor bir işi kısa zamanda tüm imkanları kullanarak seyircimize ulaştırmaya çalıştık, umarım başarmışızdır.

 

Dizide nasıl bir karaktere hayat veriyorsunuz?

 Kutluk, yüzyıllardır yaşanan trajedinin bir örneğini sunuyor dizide, kendi halinde otacılık ve çobanlık yaparak yaşayan bir Yörük. Obasındaki insanlara, yardıma ihtiyacı olanlara şifa dağıtmaya çalışan, yüreği sevgi dolu merhametli bir adam. Gücü eline geçiren zalim bir topluluğun saldırıları sonucunda sevdiklerini, dostlarını kaybediyor. Kızı ve oğlu ile beraber yeni bir hayat, bir umut, bir başlangıç için Bağdat'a göçüyor. Maalesef değişen bir şey olmuyor. Bağdat'ta da güç sahibi olanlar zulümlerini yağdırıyorlar onun ve yeni yerleştiği obanın üstüne yaşama tutunmasını Hace Ahmed Yesevi sağlıyor.

Dönem işleri gerek prodüksiyon gerekse oyunculuk anlamında zorlu işlerdir bu bağlamda siz neler söylemek istersiniz? 

Yazının devamı...

“Her kadın doğuştan birer organizatör”

16 Nisan 2021

Yıllardır Türkiye’nin en ses getiren organizasyonlarına imza atan, etkinlik ve eğlence sektöründe sarsılmaz bir marka olan Banu Noyan bugünlerde yeni bir heyecan içinde. Kısa süre önce İstanbul Etkinlik Sendikası’nın Bölge Başkanı seçilen Banu Noyan aynı zamanda ‘Biraz Söz Dinle’ kitabıyla da okurlarıyla buluşmak için gün sayıyor. Yıllardır podyumda büyük beden modellerin yürüdüğü defilelere imza atan, markalara moda üzerine danışmanlıklar veren ve Doya Doya Moda programında da jüri üyesi olarak izlediğimiz Noyan “Türk kadınlarının çoğunluğu modayla ilgili ve şık” diyor. Kadınların sadece görünüşleri ve bedenleri üzerinden değerlendirilmesinin adil olmadığını söyleyen Noyan her kadının aslında doğuştan bir organizatör olduğunu söylüyor ve bunun kesinlikle herkes tarafından takdir edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

İstanbul Etkinlik Sendikası’nın İstanbul Bölge Başkanı seçildiniz, tebrik ederim... Pandemi ve uygulanan yasaklar sonrası etkinlik geleneklerinde sizce neler değişecek?

Teşekkürler, benim için onur verici bir görev. İstanbul gibi bir lokasyonda binlerce etkinlik sektörü, iş vereni ve çalışanı var. Çok sorumluluk isteyen bir iş. Ben de bunca yılını bu sektöre vermiş biri olarak elbette faydalı olmalıyım. Sadece pandemi gibi talihsiz bir dönemde bu görevi almış olmak işimizi çok zorlaştırdı. Sektörümüzün durumu ortada, malum. Çünkü işimiz insanları bir araya getirmekken bunu yapamadığımız günlerdeyiz. Hep birlikte yaşayarak süreci deneyimliyoruz.

Bir süredir event, organizasyon ve danışmanlıklarda görüyoruz ki artık herkes menajer, basın danışmanı ve organizatör. Bu duruma yorumunuz nedir? Profesyonel olmayanların varlığı markaları ve sektörü nasıl etkiliyor?

Maalesef hem de dolu dolu maalesef. Ehli olmayan, deneyimi sadece evde arkadaşının doğum günü ya da bir okul konserini yapmış olan birinin, dev markaların ve özrü olmayan işlerin sorumluluğunu almalarını anlayamıyorum. Onlara bu işleri verenlerin cesaretlerini ise hiç anlamıyorum. Bir sanatçının ya da sanatçı adayının, marka yönetimini bilmek bir birikim, tecrübe ve pratiklik gerektirir. Bunu yapamayanlar sonra da fiyasko işlerle dört bir yanı sarıyorlar. Sonuç bu!

Yaptığınız yarışmalar ve televizyon programıyla büyük beden hanımların sözcüsü oldunuz neden?

Aaa evet öyle gibi oldu. Gerçi bu benim için yeni bir durum değil. 1997’den bu yana bu yarışmayı büyük beden manken yarışması olarak XL Model adıyla yapıyorum. Büyük beden konusunda sektöre hem büyük beden mankenler kazandırdım hem de büyük beden modasıyla ilgili birçok markaya danışmanlık yaptım.

Yazının devamı...