3 ölüm: Okkır, Doğan, Faralyalı

Ersin Faralyalı‘yı 80’li yıllarda acar bir ekonomi muhabiri olarak, iş dünyası ile ilgili haberleri  yakalamaya çalıştığım dönemde tanımıştım. Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı’ydı. Sonra Odalar Birliği Başkanı ve Demirel hükümetinin Enerji Bakanı oldu. Sanırım İzmir’den çıkan tek TOBB Başkanı’ydı. Hep güler yüzlü, zarif ve dosttu.
2 yıl kadar önce son görüştüğümüzde kanser tedavisi görüyordu. Hastalığı süresince tıbbın bütün imkânları kullanıldı. Faralyalı, önceki gün Amerikan Hastanesi’nde vefat ettiğinde 69 yaşındaydı. Son 3 ölüm arasında benim tanıdığım tek kişiydi ve bana göre eceliyle ölen tek isimdi.

Gül’ü unutan adam
Hasan Doğan‘ı, eşi Aysel Hanım sayesinde TV ekranlarından tanıdım. Euro 2008’de Türkiye her gol attığında yerinden fırlayarak hoplayıp-zıplayan, kocasına sarılmak isteyen bir kadına, aynı sıcaklıkta mukabele eden adamdı o.
Maçları, liseli aşıklar gibi el ele seyrediyorlardı. Hele bir fotoğraf karesi var ki, bana göre 2008’in ilk 5 fotoğrafı arasına mutlaka girer:
Yarı final maçında milli takımımız bir gol atıyor; herkes ayağa fırlıyor. Aysel Hanım ve Hasan Doğan da ayakta ve başkan, sevinç içinde eşine sıkı sıkı sarılıyor. Cumhurbaşkanı Gül de ayakta, o da birine sarılmak istiyor, ama solunda oturan Platini ve Almanya Başbakanı Merkel’e sarılacak hali yok ya... Sağında oturan Doğan’ın ise kendisini gördüğü yok. Cumhurbaşkanı’nın Doğan’ın omzuna dokunup, biraz da mahcup bir yüz ifadesiyle “Bana da sarıl” der gibi bir hali vardı ki...

Hastane yerine hamama
Tanımadan sempati duyduğum rahmetli Hasan Doğan’ı hep, karısını kucaklayıp Cumhurbaşkanı’nı unuttuğu haliyle hatırlayacağım. Ama zaman zaman da eceliyle ölmediği duygusuna kapılmaktan kendimi alamayacağım.
Bu yaz sıcağında, üstelik öğle üzeri, klimasız bir ortamda önce ağır bir yemek ye, yemekte sırtın ağrıdığı için doktora gideceğine, hamama “kulunç kırmaya” git! Zaten günde 2 paket sigara içiyor ve düzenli check up da yaptırmıyorsan... Bunun adı kadercilik ya da cehalet değilse, ölüme davetiye çıkartmak olabilir ancak. Doğan 52 yaşındaydı. Bu 3 ölüm içinde en genciydi.

Boş bakan kocaman gözler
Kuddusi Okkır‘ı ilk kez geçen hafta TV ekranlarında gördüğümde “yaşayan ölü”ydü. 60 yaşındaydı. Zaten 3-4 gün sonra da öldü. Okkır suçlu muydu, suçsuz muydu bilemem, ama eceliyle öldü de diyemem. Onu boşluğa bakan kocaman siyah gözleri ile hatırlayacağım.
Adamı içeri alıyorsun, 1 yıl hapishanede tutuyorsun. Belki de kahrından kanser oluyor. Zira büyük psikolojik streslerin böyle bir süreci tetiklediği biliniyor. Okkır’ın geçen yıl gözaltına alınırken çekilmiş fotoğrafları var; gayet sağlıklı, saçlı-başlı bir adam.
Kuddusi Bey, neyle suçlandığını bilemeden, iddianameyi göremeden öldü. Gözaltına alındığında terör örgütüne finansman sağlamakla suçlanmıştı. Bugün anlatılanlar ise ailesinin finansmanını bile sağlayamadığı yönünde.
Okkır’ın, Bağ-Kur primlerini ödeyemediği için sağlık karnesi kullanılamamış. Son dönemdeki doktor paralarını başkaları ödemiş. Hatta Sabriye Hanım’ın, eşini taşıyacak cenaze arabasına verecek parası olmadığı için, gazeteciler Belediye’den cenaze arabası sağlamış.