Aklım Urfa'da kaldı

Aklım Urfa'da kaldı


       Kendim gazetedeki bilgisayarımın başındayım, ama aklım Urfa'da.
       Koç Holding Tüketim Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu ile Ata Grubu 2. kuşak patronlarından Erhan Kurdoğlu geçen ay gazeteye gelerek projeyi anlattıklarından beri 11 Ekim'i heyecanla bekliyordum. Ne var ki birden bastıran bel ağrıları Urfa'ya gitmemi engelledi.
       Olsun, ben de Mahmutbey'deki Doğan Medya Center binasından katılırım bu törene. Masamın başından yazarım. Çünkü bu projeye yürekten inanıyorum.
       Zaten hamile hayvanları çocukları gibi seven, onlarla birlikte yatıp - kalkan, sevinip - üzülen İsrailli uzmanlar gözlerimin önünde. Solakoğlu ile geçenlerde Urfa'dan telefonla konuştuk. İsrailli uzmanlar tören sırasında kurban kesilirken hayvanların görmeyecekleri bir mesafede olmasını şart koşmuşlar. Aksi halde moralleri bozulup düşük yapabilirlermiş. Yemeğin yeneceği yer bile kebap kokularının hamile hayvanların bulunduğu ağıllara ulaşmayacağı şekilde belirlenmiş. Hatta İstiklal Marşı'nın okunacağı yer, yani tören alanı bile yurtdışından ithal edilen damızlık hayvanların sesten ürkmeyecekleri mesafede düzenlenmiş.

Hayvana klasik müzik

       Gördüğünüz gibi hayvancılık, çok nüansları olan incelikli bir iş (aslında her iş öyle). Japonların şu ünlü bifteklerinin elde edildiği hayvanlara bira içirilip her gün düzenli masaj yapıldığını ve günün belli saatlerinde stres atsınlar diye klasik müzik dinletildiğini yazdığımda kimileri abarttığımı sanmıştı. Ama her biri birer bebekmiş gibi özenle bakılan bu hayvanlardan yılda 11 bin litre süt elde edilirken, bizim ineklerin yıllık ortalama süt verimi sadece 1.2 bin litre. Neredeyse onda biri.
       TÜSİAD'ın yaz başında açıkladığı Tarım Raporu'nu inceledikten ve Tarım Bakanı Prof. Yusuf Ziya Gökalp'in verdiği rakamları duyduğumdan bu yana, beynimin bir yerinde hep güncel olarak duruyor bu tarım ve hayvancılık konusu.
       Biz tüketicilerin cebinden tarıma her yıl 11.5 milyar dolar kaynak aktarılıyor. Ama bunun sadece yüzde 13'ü çiftçinin cebine giriyor. Geri kalan bölüm aracıları zengin ediyor. Sizden benden toplanan vergilerle tarıma verilen sübvansiyon, OECD ülkelerininkinden fazla olduğu halde, çiftçimizin nefesi kokuyor! Turgut Özal'ın politikaları sayesinde 1980 sonrasında hayvancılığımızın da çanına ot tıkandı.

Et Almanya'dan pahalı

       İşçilerimiz Almanya'ya ilk gittiklerinde "Et fiyatları ne kadar pahalı" diye yakınırlardı. Şimdi Türkiye'ye geldiklerinde et fiyatlarını pahalı buluyorlar. Oysa kişi başına milli gelirimiz, Almanya'nın sekizde biri.
       Erhan Kurdoğlu "Şikago Borsası'nda karkas etin kilosu 2.5 dolarken Türkiye'de 6 dolardı. Şimdi kaçak ithal et girdiği için 5 dolara düşebildi" diyor acı acı gülümseyerek.
       Solakoğlu sözü alıyor: "Koç Grubu'nun Maret'i kurduğu yıllardaki hedefi, yıllık üretimin yüzde 50'sini ihraç etmekti. Bu hedefi sadece ilk yıl tutturduk. Sonra Maret et ithal edip, işleyen bir şirket haline geldi" diyor. Bu projenin Maret'e, kurulduğu günlerdeki hedefine ulaşma yolunu açacağına da inanıyor.
       Erhan Kurdoğlu'na göre "Türkiye tarım ve hayvancılığa yapacağı akıllı yatırımlarla gıda fiyatlarını her yıl yüzde 10 düşürmeyi başarırsa, gayri safi yurtiçi hasılada yılda yüzde 6 artış sağlar. Bu noktada anahtar sözcük verimlilik. Yani bugünkü durumun tam tersi. Tarımla uğraşmayan 40 milyon kişi, tarımla uğraşan 20 milyonu besleyemiyor artık. Türkiye'nin gıda harcaması yılda 100 milyar doları buluyor."

"100 besi çiftliğiyle 15 yılda İtalya oluruz"

       Koç Holding Tüketim ve Gıda Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu ve Ata Grubu'nun 2. kuşak patronlarından Erhan Kurdoğlu, "Tabii ki bu işe kar etmek için giriyoruz" diye başlıyorlar söze. Ama projenin ekonomik ve sosyal boyutlarını anlatırlarken gözleri parlıyor. 17 milyon dolara malolan Koç - Ata Besi Çiftliği, ülkemizin et ihtiyacının yüzde 1'ini karşılayacak. Yani bu çiftliklerden 99 tane daha olsa, Türkiye hayvancılıkta yeniden kendi kendine yeter hale gelebilecek mi?
       Solakoğlu ve Kurdoğlu'na göre evet. 99 tane daha 17 milyon dolarlık benzeri yatırımla 300 bin çiftçi ailesine kendi coğrafyasında kalarak iş ve yılda 500 milyon dolar gelir olanağı sağlanmış olurken, et fiyatları da süt fiyatları da yarı yarıya ucuzlayabilecek. Zaten şakayla karışık uyarıyorlar: "Eğer başka gruplar da bu karlı yatırıma gelmezlerse, 4 - 5 yıl sonra Koç - Ata kartel oldu" diye yazmaya başlarsınız!"
       Anlayacağınız Koç - Ata tek bir çiftlikle kalmayacak. Gerisi gelecek. Yatırımın ille de 17 milyon dolar olması şart değil. 7 - 8 milyon dolara daha küçük bir besi çiftliği kurmak da mümkün. Koç - Ata Grubu, yöreye geleceklere ücretsiz teknik yardım da vaadediyor.
       Cengiz Solakoğlu, "Güneydoğu yıllarca politikacıların ve kimi işadamlarının ayakları yere basmayan projeleriyle oyalandı. Devletin bölgeye verdiği teşviklerin yüzde 95'i ekonomiye geri dönmedi. Oysa hayvancılık, çok kolay yöntemlerle desteklenebilecek akılcı bir proje" diyor. Onların da bizim de gönlümüzde yatan, verimlilik esaslı hayvancılığın devlet politikası olarak benimsenmesi.
       Solakoğlu'na göre Türkiye bu alandaki yatırımının karşığını misliyle alacak. "Böyle 100 çiftlik daha olsa 15 yılda İtalya'yı yakalarız" diyecek kadar da iddialı.
       Kurdoğlu ekliyor: "Türkiye, yıllık 7 - 8 milyar dolarlık tekstil ihracatı için bugüne dek 250 milyar dolarlık yatırım yaptı. Bu teşviğin yarısı tarıma verilmiş olsaydı, bugün en az 50 milyar dolarlık gıda ihracatımız olurdu."



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr