Başbakanın, Alman gazeteciyle görüşmesinde ben de vardım

Kulaklarıma inanamadım, çünkü Davosta o görüşmenin yapıldığı yemekte ben de vardım ve Welt am Sonntagın Genel Yayın Yönetmeni Christoph Keese; Erdoğanın yanına tesadüfen ya da uyanıklık yaparak oturmuş bir gazeteci değil, Türkiye ile ilgili "Laik Hilalin Geleceği" başlıklı 28 Ocak günkü 141 numaralı oturumun yöneticisiydi. Karlara teslim olmuş bir İstanbul akşamında, evde kızımla birlikte televizyonda haberleri izlerken donakaldım. Tsunami bölgesinden seslenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanyanın en saygın gazetelerinden Welt am Sonntagda yayınlanan röportajı için çok kesin bir ifadeyle "Böyle bir gazeteciyi hatırlamıyorum, benimle böyle bir röportaj yapılmadı" diyordu. Başbakanın Basın Danışmanı Ahmet Tezcana Maldivlerden yaptırılan "Konuşma, Davostaki Türk Gecesinde ayaküstü sohbetten ibarettir" yollu açıklama da hayret verici, moral bozucu ve külliyen yalan. Birincisi bu yıl Davosta Türk Gecesi düzenlenmedi. İkincisi röportajın yapıldığı mekân Seehof Otelinin Winga salonu, zaman öğle saatleriydi ve Tezcanın açıklamasının aksine birkaç kameraman arkadaşımızın dışında salondaki herkes, 10 kişilik yuvarlak yemek masalarının etrafında oturuyordu. Ben, bir yanımda AKP milletvekili Egemen Bağış, diğer yanımda CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratavla Başbakanın hemen bitişiğindeki masada, yüzüm Başbakan ve Keeseye tam dönük olarak oturuyordum. Dolayısıyla yemeği baştan sona tüm ayrıntılarıyla izleme imkânı buldum. Erdoğanla Keesenin arasındaki sandalyeye, profesyonel simultane çevirmenlerin duayeni, Alman Lisesi mezunu Zeynep Bekdik oturmuş, her zamanki titizliği ve ciddiyetiyle not alıp çevirileri yapıyordu. Türk Gecesi olmadı Erdoğanın en yakın çalışma arkadaşları Cüneyd Zapsu ve Ömer Çelik de, Başbakana hemen bitişik farklı masalarda yemeklerini yeyip, toplantıyı baştan sona izlediler. Dolayısıyla Ömer Çelikin tsunami bölgesinden "Böyle bir görüşme olmadı" diye buyurmasına da çok hayret ettim.Eğer Sayın Başbakan ve Çelik hâlâ hatırlamıyorlarsa, biraz daha ayrıntı vereyim:Yemekte kremalı ve zencefilli havuç çorbası ve ardından da sebze garnitürlü ızgara dana eti vardı. Erdoğanın sol yanında oturan Devlet Bakanı Ali Babacan, menüde dana yazdığı halde (ne olur ne olmaz diyerek), et yerine balık istemiş olacak ki, yemeği 10 - 15 dakikalık gecikmeyle geldi. Bizim masada oturan eşi Zeynep Babacanın tercihi de balıktı. Kremalı havuç çorbası Yemeğe uzun süre başlayamadık, zira oturumu yöneten Keese; CNN Türk, NTV ve CNBC - e gibi TV kanallarındaki canlı yayın bölümünde çatal - bıçak şıkırtıları olmasın diye bizi epey aç bıraktı. Canlı yayın bitip de yemeklerimiz nihayet geldiğinde ise, Keese ile Erdoğan hummalı bir sohbete daldılar. Hatta ben, "Alman gazeteci de masadakilerin geri kalanlarını yok sayarak sadece Erdoğanla konuşarak biraz ayıp ediyor" diye geçirdim içimden. Konuşulanları duyamadığım için, bu bölümün çevirisinin İngilizce mi, Almanca mı olduğunu bilmiyorum.Meslektaşım Keeseyi aslında oldukça antipatik buldum. Hatta aynı sabah Welt am Sonntagın kardeş yayını günlük Die Welt gazetesinde Türkiyeyi 1. sayfa manşetine çıkartan olumsuz ve haksız habere de sinirlenmiştim. Ancak kendimi Keesenin yerine koyuyorum. Bir ülkenin başbakanıyla yaptığım ikili sohbeti, kendisinden izin almadan yazıya döküp, üzerine de imzamı koyup röportaj diye yayınlamam, meslek etiği açısından hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Rüyamda görsem, kâbus diye kan ter içinde uyanırım. Pekiyi Tayyip Bey ve yakın çevresi neden tongaya bastı? Yarına... mtamer@milliyet.com.tr Önce canlı yayın