‘CHP’nin Babacanı’: Azarlanmaktan bıktım

Friedrich Ebert Vakfı, Küyerel ve TÜSES’in hafta sonunda düzenlediği toplantıda, “CHP’nin Babacanı” olarak da nitelenen ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selin Sayek Böke ile birlikteydik. “Ben azarlanmaktan bıktım; Türkiye’nin nefes alacak bir noktaya gelmesi lazım” dediğinde “siz bıktıysanız, zavallı Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ne yapsın” demekten kendimi alamadım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönemde muhalefete yönelttiği eleştiriler hafif kaldı; asıl hedef tahtasında kendi ekibi var ve onlara gerçekten Allah kolaylık ve sabır versin.

Çocuklar bile korkuyor
Türkiye’yi bu gerginlik ortamından nasıl kurtarabiliriz ve nefes alacak bir noktaya getirebiliriz diye kadın gözüyle kafa yoran Böke’nin, ilkokula giden oğlu Can ile ilgili olarak verdiği örnek çok üzücü:
“Ben yazmaya, oğlum çizmeye meraklı. 11 yaşında, çok güzel karikatürler çiziyor, ama bunları korkudan saklıyor. Çocuklarımız bile yaratıcılıklarını kâğıda dökerken kaygı duyuyorlarsa, ortada çok vahim bir durum var demektir.
Sadece karikatürlerimiz değil, sözcüklerimiz de çalınıyor. Onları geri almamız lazım. Biz insan olmayı önemsiyoruz.”

Yaşar Kemal’in insanı
Böke’ye göre Türkiye’de ne pahasına olursa olsun büyümek yerine İNSAN’ı merkezine oturtan yeni bir ekonomi modeline şiddetle ihtiyaç var. Bu model, büyürken halkın cebini eritmeyen, insan yaşamını gözardı etmeyen, sanayi-eğitim ve teknolojide birbiriyle konuşan bir politikalar bütünü.
Son birkaç gündür dev adam, ulu çınar, yüreği sevgi dolu Yaşar Kemal’le yatıp, Yaşar Kemal’le kalkıyoruz. Ben onu 41 yıl önce Cumhuriyet gazetesinde işe başladığımda tanıma şansına erişmiştim. Yaşar Abi haftada bir kez gazeteye gelir, bütün gazetenin tek bir salonda yapıldığı o günlerde davudi sesiyle ilk andan hepimizi mıknatıs gibi etrafında toplar, anlatır-anlatırdı...
Bizlere veda ettiğinden beri TV kanallarında ve gazetelerde onun veciz sözlerini dinlemeye/okumaya doyamıyorum. En etkilendiklerimden biri de “İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar!”
Yaşar Kemal son yolculuğunda bile bir olmanın, kenetlenmenin, farklı hamurlardan da gelsek yanyana yürüyebilmenin yüreklerimize nasıl iyi geldiğini hatırlattı bize. Teşvikiye Camii’nde de, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda da Lütfi Kırdar’daki törende de ruhlarımıza ilaç gibi iyi gelen o kadar çok şey vardı ki...

Umut edebilmek...
Böke’nin dediği gibi artık en çok ihtiyacımız olan şey, uzlaşmak, hep birlikte bir şeyler yapabilmek ve en önemlisi de umut edebilmek. “Kapsayıcılıktan uzak, hatta dışlayıcı, gelir eşitsizliğini derinleştiren, büyümeyi tek hedef haline getirmiş olan bugünkü sistemin yarattığı VAHŞET’ten kurtulmalıyız” diyor Selin Hanım.
İyi de nasıl kurtulacağız?
“Türkiye’nin çılgın projesinin, artık insana yatırım üzerinden tanımlanması lazım” diyor Selin Hanım. Bilgiye dayalı bir üretim yapısı, bir düzen hayal ediyor; eğitim politikalarında radikal değişiklikle bilgi sermayesini halka en geniş biçimde yayacak politikalar üzerinde çalışıyor.