Davosta sınıf atlayan Türkiye

Bu yılsa durum hayli farklı. Davos kitapçığından Türk konuşmacıların yer aldığı oturum başlıklarını sıraladığımda, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız: Avrupa 2005: Ekonomik trendler ve siyasi oluşumlar açısından önümüzdeki 12 - 18 ayda Avrupada neler olabilir? Avrupanın lokomotifi kim? Fransa ve Almanya, bugüne kadar ABnin lokomotifi olmuş, Avrupa adına önemli kararları hep bu 2 ülke vermiştir. Bu durum giderek değişebilir mi? ABnin lokomotifi bundan böyle küçük ve orta büyüklükteki ülkeler olabilir mi? Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu toplantılarının tarihinde ilk kez bir Avrupa ülkesi muamelesi görüyor. Başbakanlarımıza, bakanlarımıza ve üst düzey bürokratlarımıza, bu yıla kadar Brezilya ve Meksika gibi yükselen pazarların bakanları, başbakanlarıyla aynı oturumlarda yer verilirdi, hatta Batılı dev kreditör kuruluşlarından birinin CEOsu da baş öğretmen edasıyla aynı oturumda yer alır ve bu ülkeleri kredi verilebilirlik açısından değerlendirirdi. Laik hilalin geleceği: Avrupa Birliğinin Türkiyeye müzakere tarihi vermiş olması; hem Türkiye, hem AB, hem de Türkiye ve ABnin çevresindeki ülkeler üzerinde olumlu etkiler yaratacak, bölgenin tümünde gerek ekonomik, gerekse siyasi açıdan köklü değişiklikleri beraberinde getirecektir. Avrupa 2020: 15 yıl sonrasının Avrupasını hayal edin. Bugünküne oranla daha da genişlemiş. Rusya ile gerek siyasi, gerekse ekonomik açıdan ilişkilerini bir raya oturtmuş. Ekonomide duraklama dönemini aşarak Amerikanın karşısına yeniden dünyanın en büyük rekabetçi ekonomik gücü olarak dikilmiş... Bu hedefin gerçekleşmesi için bugünden atılması gereken adımlar nelerdir? Aşılması gereken en önemli sorunlar, engeller hangileridir? Laik hilal! Davosta bu yıl ilk kez Avrupanın bugünü için de, 15 yıl sonrasının Avrupası için de bizim görüşlerimize başvuruluyor. 4 toplantıda da konuşmacı olan Devlet Bakanı Ali Babacan, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell Fontelles, Oxford Üniversitesinden tarihçi - yazar Prof. Timothy Garton Ash, Almanya Hesse Eyaleti Başbakanı Roland Koch, İtalyan bankacılık sektörünün en büyüğü Bank Intesanın CEOsu Corrado Passera, Fransız Renaultun CEOsu Louis Schweitzer gibi isimlerle birlikte Avrupanın geleceği üzerine görüş belirtiyor. Babacan anlatıyor Örneğin Avrupa 2005 başlıklı oturumun soru - yanıt bölümünde Alman katılımcılardan gelen göçmen işçilerle ilgili eleştiriler üzerine Babacan, "Siz göçmen işçileri ülkenize kabul etmezseniz, ülkenizdeki sermaye o işçilerin bulunduğu yerlere gider" diyerek tartışmanın yönünü değiştirdi. Nitekim serbest dolaşım ve göçmen işçiler konusunda uzman olduğu anlaşılan konuşmacılardan Hollanda Leiden Üniversitesinden Prof. Victor Halberstadt, şu sözleriyle katılımcıların önüne bambaşka bir bakış açısı koydu: "Avrupa 10 - 15 yıl sonra kişi başına milli geliri düşmüş, dinamizmini daha da kaybetmiş bir bölge olmak istemiyorsa, göçmen işçiler konusunu yeni bir bakış açısıyla düşünmek zorundadır ve bu düşünce egzersizi, toptancı bir anlayışla Brükselden tek bir paket halinde değil, AB üyesi her ülke tarafından ulusal düzeyde ayrı ayrı yapılmalıdır."Avrupa, yıllar sonra ilk kez bu yıl Davosta ölü toprağını üzerinden atıp, geleceğini tartışmaya istekli görünüyor. ABnin üye sayısının geçen mayısta 25e çıkmasıyla birlikte, 2. Dünya Savaşından bu yana ilk kez bütünsel bir Avrupadan söz edebilmeyi de kutluyorlar aslında. Geleceğe umutla bakmaları için birden çok neden var. AB içinde kimileri itiraz etse de, kimileri Müslüman Türkiyeyi bu yolda fırsat olarak görüyor. mtamer@milliyet.com.tr Göçmen işçiler