Deniz Baykal'a haksızlık etmişiz

Deniz Baykal'a haksızlık etmişiz


Deniz Baykal'a haksızlık etmişiz

Meral TAMER

Anasol - D hükümetini nasıl da sevip, sahip çıkmıştık. Türkbank olayı ve Korkmaz Yiğit kasetlerini ortaya çıkardığı (Fikri Sağlar), ardından da hükümete dışardan verdiği desteği kestiği için CHP Başkanı Deniz Baykal'a nasıl da kızmıştık! Hatta toplum olarak bu kızgınlığımızı sandık başına da taşıyıp Atatürk'ün CHP'sini nasıl da Parlamento dışına itivermiştik?
Oysa şimdi ortaya çıkıyor ki 1998, her türlü hortumlamanın zirveye çıktığı yıl olmuş ve Baykal, hangi hesapla olursa olsun bu soygunun kesintiye uğramasına vesile olmuş.
Aslında benim Baykal'dan özür dilemem gerekmiyor. Çünkü kendisiyle ilgili herhangi bir yazı yazmış değilim. Zaten geçen yılki deprem felaketine kadar siyasi yazı da yazmamıştım pek. Gerçi o yazılar da siyasi değildi ama, zincirin halkaları Cumhurbaşkanı'na kadar dayanınca (7 kez Başbakanlık yaptığı için) yazı birden siyasi oluverdi. Davalar açıldı. Hükümler giyildi. Ve bu arada ben de bana dava açanları ister istemez yakın takibe aldım. Böylelikle de Demirel'li yazılar birbirini izledi.
Demirel'in dışında siyasi denebilecek belki de tek yazım, herkesten önce "Benim oyum Ecevit'e" diye ortaya çıkmamdı. MHP ile koalisyon yapıldığında, IMF ile masaya oturulduğunda, başbakanın her hastalık söylentisi çıktığında bana çok soran oldu "Şimdi pişman mısın?" diye...
Hayır, verdiğim oyun sonuna kadar arkasındayım. Hatta yeniden seçim olsa, oyumu bir kez daha Ecevit'e vermeyi bile düşünebilirim.
Baykal'ın başında bulunduğu bir partiye oy vermeyi düşünmem. Ama Baykal'ın hakkını Baykal'a veririm. Sizleri de bu konuda tekrar düşündürmek isterim.

Bir 350 milyon dolar daha batırsınlar diye!

Bugünlerde gazetelerde okuduklarıma şaşa şaşa bir hal oluyorum. Devleti nasıl da evire çevire soymuşlar?
Deniz Ticaret Odası DTO'nun üyeleri de 350 milyon doları bulan borçları nedeniyle havlu atmak üzereler. Armatörlerimiz marifetli: Emlakbank garantisiyle yabancı bankalardan denizcilik için aldıkları kredilerle kimi tavuk çiftliği kurmuş, kimi mermer fabrikası yapmış!
Devlet dört koldan gözler önünde soyulurken, herhalde onlar da bu paraların geri ödeneceğini pek akıllarına getirmemişler.
Bu arada bir de Fon'daki bankalardan birine talip olduklarını açıklamazlar mı?
Zaten Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da "Fon'daki bankalardan birini denizcilik sektörüne vereceğiz" dememiş miydi? (Finansal Forum, 3 Ağustos 2000) Herhalde bu da bir tür kurtarma operasyonu olmalı! (Beteri, armatörler biraz daha soluk alsınlar diye bir bankayı daha kurban etmek olabilir)
Bu arada Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı iken görevden almamakta direndiği eski Emlakbank eski genel müdürü Erdin Arı'nın şu an DTO'nun danışmanı olduğunu biliyor muydunuz?

Ahmet Özal mı acaba?

Sümerbank'ın eski sahibi Hayyam Garipoğlu sorgulanması sırasında, bankasına el konulacağını kendisine önceden haber verenin eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal olduğunu söylemiş. Garipoğlu'nun aynı günkü ifadesinde adını verdiği kişilerden bir bölümü DGM'ye giderek ifade verdiler, Yaşar Keçeli önce gözaltına alındı, sonra tutuklandı.
Malatya'dan bağımsız milletvekili seçilmeyi başaran Ahmet Özal ise dokunulmazlığa sahip olduğu için, bankaya el konulmadan bir gün önceki yönetim kurulu toplantısına katılarak haberi önceden uçurdu mu bilinemiyor.
Ancak son günlerin para saçan pek popüler yarışma programlarının jargonuyla önce Garipoğlu'na Kenan Işık gibi "Ahmet Özal son kararınız mı?" deyip, sonra da Özkan Uğur'un üslubuyla ortaya "Ahmet Özal mı acaba?" sorusunu atabiliriz.

Bayındır'ın öyküsü

Arşivlediğim gazete küpürlerinden yola çıkarak yayınlamaya başladığım Bayındır Grubu'nun fotoromanına ilgi büyük. Tanıdık - tanımadık kişilerden yeni bilgiler geliyor. "Aman ne olur devam et" dilekleri artıyor.
Sevgili okurlar, arşivlerdeki dosyalarda bulunan bilgileri derleyip toparlamak, laf aramızda hiç de kolay değil. Asistanımla birlikte neredeyse sabahtan akşama kadar gazete küpürleri arasında eşelenip anlamlı setler oluşturmaya çalışıyoruz.
Bayındır Grubu'nun ve Kamuran Çörtük'ün serüveni, aslında yakışıklı, zeki, ağzı laf yapan, genç bir inşaat mühendisinin, kendisi gibi iyi eğitimli mühendis arkadaşlarıyla birlikte çıktığı ve başarıyla epey de mesafe kaydettiği kariyer yolculuğunun, siyasetle içiçe geçtikten sonra rayından çıkışının öyküsü. Belki aynı zamanda da 90'lı yılların Türkiye'sini anlamaya yardımcı olacak bir yol haritası.
Nisan 1999 seçimlerinin ardından Türkiye'de yenilenen siyasi ortamla birlikte, milletvekili ve bakanlara en fazla yaklaşabilen işadamlarının, en hızlı büyüdükleri devir de gerilerde kaldı neyse ki...
Güncel olayları da es geçmemek için Bayındır Grubu'nun öyküsüne bugünlük ara verdik. Yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz.