El konulan bankaları kim neden alsın ki?

El konulan bankaları kim neden alsın ki?


       Gerek Başbakan Bülent Ecevit, gerekse ekenomiden sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal, 5 bankaya el konulduğunu izleyen günlerde bu bankaları satın almaya istekli çok sayıda yabancı ve yerli grubun olduğunu sık sık telaffuz ediyorlardı. Yıllardır Türkiye'deki şube ağını genişletmek isteyen Citibank'ın adı ise en gözde alıcı olarak ortalıkta dolaşıyordu.
       Ancak son günlerde bakıyoruz ki Citibank, değil devletin el koyduğu bankalar, yıllardan beri ayağını yere en sağlam basan, Türk bankalarına not veren saygın yabancı derecelendirme kuruluşlarının sıralamasında en üstlerde yer alan Türk Ekonomi Bankası TEB ile flörtte.
       Citibank neden el konulan bir bankaya değil de TEB'e gidiyor?
       Tuzu kuru olduğu halde TEB; neden yoluna yalnız devam etmiyor da böyle bir ortaklığa gerek görüyor?
       Yanıtı: Ayağını yere daha da sağlam basmak için.
       Çünkü Türkiye'de artık bankacılık yapmanın koşulları hızla değişiyor ve normale dönüyor. Yüksek faizli Hazine bonoları tarihe karıştı. Cambaz bankacıların back to back'leri ve al gülüm ver gülümlerle bankacılık yapar gibi gözüküp hortumlama faaliyetleri de son buluyor gibi.
       Pamukbank'ın eski genel müdürlerinden Bülent Şenver, önceki akşam NTV'nin gece haberlerinde Banu Güven'in sorularını yanıtlarken Fon'un elindeki bankaların en yüksek fiyatı verene değil, bankacılığı en fazla bilene verilmesi gerektiğini tavsiye ediyordu. Bana sorarsanız bu tür tavsiyelerin artık hiç geçerliliği yok.
       Bankacılık sektöründe durum analizi ve geleceğe dönük tavsiyeler yapabilmek için öncelikle paradigma değiştirmek gerekiyor. Ve yeni paradigmayla baktığınızda kapkaççı adamlar için banka satın almanın artık cazip olmadığını görmek gerek. Zira içini boşaltmak mümkün değil artık. Üstelik şahsi mal - mülk, yat - kat, hatta pasaport bile gidebiliyor elden! Bu durumda değil yüksek fiyata, üstüne para bile verilse almazlar bence...
       Öte yandan yabancı bankalar yeni düzende Türkiye'de büyümeyi belki nihayet isteyebilirler artık. Ancak ehil kadrosu olmayan, içi boşaltılmış, muhtemelen teknolojisi de yeni olmayan hurdaları ne yapsınlar ki? Kaldı ki bankacılık çevreleri, güçlü bir yerli ortak olmadan hiçbir yabancı bankanın bu işe girmeyeceği kanısında.
       Belki Koç gibi Demirbank gibi bankacılıkta büyümek isteyen bir - iki grup el konulan bankalarla ilgilenebilir, ama kuyruklar oluşmaz herhalde...
       İstanbullu iş çevrelerinde tahminler bu yönde. Önerilen ise el konulan bankalardan çoğunluğunun, fazla uzatmadan ve zararlarına zarar katmadan bir an önce tasfiye edilmesi. Zaten TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun "80 banka çok, Türkiye'ye doğru dürüst 10 - 15 yeter" sözleri de sektörün geleceği için bazı ipuçları vermiyor mu?

Halkbank da, Vakıfbank da açıklamak zorunda

     Yalova'yı ve Özkan'ı suç işlemeye davet ediyorum! Dinç Bilgin'in ve Ceylan Grubu'nun şirketlerine ne kadar kredi açtıklarını öğrenmek istiyoruz
       Eğer adım adım da olsa temizlenmekten söz ediyorsak, şeffaflaşma da bu sürecin olmazsa olmaz bir parçası değil mi?
       Cumartesi günü ekonomi sayfamızda yer almıştı. Dün de Cumhuriyet gazetesinin manşeti, aynı haberi teyid ediyordu. 2 kamu bankası Halkbank ve Vakıfbank'tan Etibank ve Sabah Grubu'na 1999 ve 2000 yılında verilen kredilerin toplamı 287 milyon dolarmış.
       Vakıfbank'ın bağlı bulunduğu ANAP'lı Devlet Bakanı Yüksel Yalova, dünkü köşemizde de yer aldığı gibi "Verilen kredileri açıklayamam, suç olur" diyor. Ardından da "Kamu bankalarının da özel bankalar gibi firmalara kredi vermelerinin çok doğal olduğundan" söz ederek bizleri hayrete düşürüyor.
       Bizim bildiğimiz, her kamu bankasının özel bir amaçla kurulmuş olduğu ve belli bir kesimi desteklemesi gerektiği. Ziraat, tarım kesimini destekleyecek. Emlakbank konutu, Halkbank küçük esnafı...
       Başbakan Yardımcısı sayın Hüsamettin Özkan'a sormak istiyorum: Bank Kapital, Ceylanlar, Etibank ve Sabah Grubu küçük esnaf mı ki, Halkbank'tan kredi almış olsunlar?
       Fazilet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Arınç'ın, tam da 2 bankaya el konduğu 27 Ekim gününe rastlayan haftalık olağan basın toplantısında açıkladığı bir gizli yazışma çok düşündürücü.
       Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal'ın imzasını taşıyan ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanlığı'na gönderilen 4 Ağustos tarihli kısa mektupta Yüksek Denetleme Kurulu'na özetle "Kamu bankalarının verdiği kredileri fazla kurcalamayın" deniliyor. Zaten "gizli" kaydıyla gönderilen bu mektupla ilgili olarak Fazilet Partisi, Recep Önal hakkında soruşturma açılması için TBMM'ye başvuracakmış.
       Arınç, yanda fotokopisini gördüğünüz Recap Önal imzalı mektubun içeriğini şöyle özetliyor:
       "Sayın Önal burada Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'na, 'Siz bankalar hakkında raporlar hazırlıyorsunuz, bunları yeminli murakıplara gönderiyorsunuz ve sorumlular hakkında cezai soruşturma istiyorsunuz. Hayır, bu sizin göreviniz değil. Siz bu işleri fazla kurcalamayın. Bu bankaların sorumlu kişileri hakkında boyunuzu aşıp da sakın ola ki, cezai kovuşturma konusu yapmayın. Sadece bilançolara bakın, onlar üzerinden bize raporlar verin' diyor. Siz böyle yapmadığınız için Halkbank, Emlakbank ve Ziraat Bankası'nın 1997 - 98 yılları raporları incelenemiyor. Bunları bize geri ver, işleme koyma diye talimat veriyor. Maalesef TBMM, neredeyse 18 aydan bu yana bankaların hesaplarını görüşememektedir."
       Önal'ın mektubunda sözü edilen 1997 - 98 döneminde Halkbank Hüsamettin Özkan'a, Ziraat ve Vakıfbank sırasıyla ANAP'lı devlet bakanları Güneş Taner ve Metin Gürdere'ye, Erdin Arı'nın genel müdür olduğu Emlakbank ise DTP'li Refaiddin Şahin'e bağlı.



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr