İnternet tutkusu ev sattırıyor

İnternet tutkusu ev sattırıyor


     22 yaşındaki oğullarının İnternet kafelerde sabahlaması ve varını yoğunu bilgisayara harcaması yüzünden maddi durumu bozulan İstanbullu bir aile, evlerini satışa çıkardı

       Kızım İnternet'in başında sabahlamaya ilk başladığında çok tedirgin olmuştum. Telefon faturalarımız da İnternet'le birlikte hatırı sayılır ölçüde kabardı. Ancak İnternet kızıma yeni bir dünyanın da kapılarını açtı.
       Önce sıradan sitelerde "chat" yaptı. Sonraları belli bir düzeyi olan siteler buldu. O sitelerde karşılaştıklarından bazılarıyla yüzyüze tanışıp arkadaşlıklar kurdu. Bu arada dünyanın dört bir yanından değişik uluslardan gençlerle "chat" yaparak İngilizcesini geliştirdi. Bilgi yarışmalarına katıldı, bulmacalar çözdü...
       İnternet kafelere gelince... İlk kez bir yurtdışı gezisinde gördüğüm ve "Keşke bizim ülkemizde de olsa" dediğim İnternet kafeler bana hep çok sempatik gelmiştir.
       Bunları niye yazdığıma gelince...
       Adı bizde saklı okurumuzdan gelen aşağıdaki mektubu ilk okuduğumda doğrusu ne yapacağımı bilemedim. Bir yandan kızımın İnternet'le ilk tanıştığı günlerdeki tedirginliğimi anımsadım. Yer yer kendisine hak verdim. Diğer yandan "zaaf"a dönüşen her tür tutkunun benzeri sonuçları olabileceğini ve yasaklarla bir yere varılamayacağını düşündüm. Ve sonuçta bir annenin kaleme aldığı bu içten mektubu yayınlamadan edemedim:
       "Her şey eşimin işyerinden eve getirdiği bilgisayarla başladı. Nereden bilebilirdik ki eve giren bu aletin, medeniyetin tek dişi kalmış bir canavarına dönüşebileceğini. Ve bu canavarın bir aileyi maddi manevi çökertebileceğini...
       Oğlum bilgisayarı kendi çabalarıyla çalıştırdığında çok sevinmiştik. Eşim de işlerini evden takip edebiliyordu.
       Oğlumuz İnternet'in faydalarını anlattığında her şey kulağa hoş geliyordu, taa ki İnternet'in tutsağı haline gelene kadar! Arkadaşlar edinmeye başladı (bunlar sorun değil), ama bilgisayara bir kumar tutkusuyla bağlandı. Telefonumuz haziran ayında gelen yüklü telefon faturaları ve kendi imkanlarımızla ödenmesi mümkün olmayan borçlar nedeniyle kesildi. Bu arada bilgisayar bozuldu. Eğer tamir ettirmezsek oğlumuz kumar alışkanlığından kurtulur diye düşünüp çok sevinmiştik, ama boşuna sevinmişiz. İnternet kafeler sabaha kadar açıkmış. Oralara dadandığı ilk gün eve geç geldi. Gece 2'de merak içinde polisi aradık. Polisin "Kaza v.s. yok, biraz daha bekleyin" demesi bizi rahatlatmadı. Nerede olduğunu ancak gecenin bir vakti eve geldiğinde öğrenebildik. İnternet'in başına oturduğunda zaman mevhumunu unutuyor, paralar da suyunu çekiyor. Kumara nasıl para dayanmıyorsa bilgisayara da para dayanmıyor.
       Böylece bir yıl geçti. Biz çok üstüne gitmedik, ara ara uyardık ama oğlumuz sarhoş gibiydi, etkilenmiyordu. Sonunda iflas ettik. Para bulamayınca bizden habersiz babasının iş arkadaşlarından para almaya başladı. Borçlarımızı ödeyebilmek için evimizi satılığa çıkardık, fakat kriz nedeniyle satamadık. Bir yıl kendi kendine uzaklaşmasını bekledik, ama değişen bir şey olmadı.
       Bu İnternet canavarının verdiği zararlar, yararlarını çoktan aştı. 22 - 23 yaş insan hayatının en üretken dönemidir. Bu olaydan sonra oğlumun okul hayatı söndü. İş hayatı yok, çalışmıyor. Üretici olması gerekirken sürekli tüketici konumunda ve bu bizi çok etkiliyor. Temmuzda askere gidecek. Ülke olarak, ulus olarak üretime en çok ihtiyaç duyulan dönemdeyiz. Gençlik en güzel çağını bu aletin başında geçiriyor.
       Bu canavardan kurtulmak için kurum ve kuruluşlar neler yapabilir?
       Bu gidişi durduracak etkili bir merci yok mu? Benim oğlum bu örneklerden sadece biri."
       İşin maddi boyutunun ne çapta olduğunu merak edip kendilerine sorduk: Ailenin haziran - temmuz ayı telefon faturası faizleriyle birlikte 100 milyon liranın üzerinde. Faizleriyle diyoruz, çünkü fatura ödemelerini oğulları yapıyormuş, ancak İnternet'e merak sardıktan sonra ailesinin bankaya yatırsın diye verdiği paraları da İnternet kafelerde harcamış. Kredi kartlarından çektiği para 500 milyon lirayı buluyor. Babasının arkadaşlarından aldıklarıyla toplam borç 1 milyarı aşıyor.
       Bu arada emekli memur olan baba, ikramiyesiyle oğluna bir muhasebe bürosu açmış. Ancak oğul İnternet'ten zaman bulup da ilgilenememiş. Zamanında bir devremülke giren aile senetleri de ödeyememeye başlayınca evi satışa çıkarmaktan başka çare kalmamış. 32 milyar liralık daire şimdilik alıcı bekliyor.

İstanbul Havayolları'nda biletini kaybeden yandı!

       Bu olay, deprem öncesinde meydana geldi. Deprem sonrası konjonktürü ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile mahkemelik olmamız nedeniyle bugüne dek köşemizde yer alamadı. Ancak okurumuz Bedri Çobanoğlu'nun yaşadığı olayı, özellikle charter statüsündeki havayolu şirketleriyle yolculuk eden tüketiciler için yararlı olabileceği düşüncesiyle (3 ay gecikmeyle de olsa) sizlere aktarıyoruz.
       Çobanoğlu'nun, kızkardeşi için İstanbul Havayolları'ndan satın aldığı İstanbul - Viyana gidiş - dönüş bileti nasıl olduysa kaybolmuş. Bilet için temmuzda 121 milyon lira ödeyen Çobanoğlu, belli bir ceza karşılığında bileti yenileyebileceğini düşünmüş. Çünkü diğer havayolu şirketlerindeki uygulamanın aşağı - yukarı böyle olduğunu biliyormuş. Ne var ki İstanbul Havayolları Harbiye şubesi yetkilileri, kendisine uçuş hakkını yitirdiğini ve biletlerin üzerinde bu bilginin yer aldığını söylemişler.
       Okurumuz tüm çabalarına karşın sonuç alamayınca köşemizden yardım istedi. Ama sonuç değişmedi. Çünkü İstanbul Havayolları, tarifeli uçuş yapsa da aslında charter statüsünde çalışıyor. Dolayısıyla uluslararası havacılık kurallarını belirleyen IATA'ya üye değil. Ve IATA'nın kurallarına uyması da gerekmiyor.
       Zaten İstanbul Havayolları Halkla İlişkiler Müdürü Yavuz Uğurlu da, arkadaşımız Ceyda Karaarslan'ın sorularını yanıtlarken, kendi şirketleriyle yolcu arasındaki ilişkileri belirleyen kuralların hem biletin kapağında, hem de bilet içindeki ek sayfada yazılı olduğunu ve bunun dışına çıkılamayacağını belirtmiş. Gerçi Uğurlu biz devreye girdikten sonra okurumuza indirimli bilet önerdi, ancak okurumuz kabul etmedi.
       Bu arada THY'den British Airways'e Ceyda'nın yaptığı küçük bir araştırmada, İstanbul - Viyana - İstanbul arası en ucuz gidiş - dönüş biletinde, charter statüsünde olan İstanbul Havayolları ile IATA üyesi havayolu şirketleri arasında 50 milyon lira fiyat farkı olduğu ortaya çıktı. Yani İstanbul Havayolları 50 milyon lira daha ucuzdu.
       Buna karşılık IATA üyesi olan ve tarifeli seferler yapan havayolu şirketlerinin kayıp ve çalıntı biletlerle ilgili uygulamaları şöyle:
       * THY: Yolcunun bileti aldığı acentaya ulaşılarak işlem teyit ediliyor ve 50 dolar ceza karşılığı yeni bilet veriliyor.
       * Swissair: Biletin o kişiye ait olduğu kanıtlandıktan sonra 200 dolar ceza karşılığı yeni bilet veriliyor.
       * Lufthansa: Önce acentadan biletle ilgili detaylar alınıyor. Yeni biletin işlemleri için yolcu 120 mark veriyor.
       * British Airways: Yeni bilet için ödenen ücret 25 pound.
       * Iberia'nın uygulaması ise hepsinden farklı. Bileti kaybolan kişiden öncelikle polis raporu isteniyor. Bu sağlandığı takdirde yolcuya yeni bileti ücretsiz veriliyor.

"Bilgisayarım yok, ama bir sürü arkadaşım var"

       Avrupa'da ilkokul çağındaki bilgisayarkolik çocuk sayısındaki hızlı artış, aileleri tedirgin ediyor. Sivil toplum örgütleri, 6 - 7 yaşındaki çocukları esir alan bilgisayar tutkusuna karşı kampanyalar düzenliyor.
       AImanya'da düzenlenen bir kampanyanın sloganı son derece çarpıcı: "Benim bilgisayarım yok, ama bir sürü arkadaşım var!"
       Cümleyi tersten okuduğunuz zaman bilgisayarkolik minikleri bekleyen tehlikeyi de görebiliyorsunuz. Evinde kendine ait bir bilgisayarı olup da bütün gününü ekran başında geçiren çocuklar kolay arkadaş edinemiyorlar. Zamanla asosyal ve sorunlu bireyler haline geliyorlar.
       Bilgisayar oyunun, parkların, yaşıtlarının yerini aldıkça çocuk sosyal yaşamdan giderek kopuyor.


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr