"İşi kolay öldür ki yenisi kolay doğsun"

"İşi kolay öldür ki yenisi kolay doğsun"


       9. Kalite Kongresi nedeniyle Kaliforniya'dan 24 saatliğine İstanbul'a gelen yeni ekonominin önde gelen kuramcılarından Kevin Kelly, Amerikan ekonomisinin son dönemdeki başarısını, şirketlerin iflaslarına kolaylıkla izin verilmesine bağlıyor:
       "Japonya'da bir şirket batacak olsa, patronun çocukları bile hayat boyu borç ödemek durumunda kalırlar. ABD'de ise şirketlerin batmasına izin verilir. Çalışanların işsiz kalması problem değildir. Zaten bu nedenle de kolaylıkla yeni işyerleri kurulur, yeni istihdam yaratılabilir."
       ABD bugün yüzde 4 gibi tarihinde görülmemiş düşük bir işsizlik oranıyla tam istihdamı yakalayabilmişse, Kevin Kelly'nin söylediklerini yabana atmamak gerek.
       Keşke banka hortumlayanların sadece Türkiye'deki değil, başta Romanya yurtdışındaki şirket ve bankalarındaki işçileri bile kurtarmayı şu günlerde kendine misyon edinmiş görünen Başbakanımız Ecevit de Kelly ne diyor diye kulak kabartsa...
       Sizi bilmem ama ben, şirketleri batan bankasız sanayiciler için çok üzülüyorum. Onlar batmış - batmamış kimsenin umurunda değil. Bankalarını hortumlamayanların şirketleri de batabiliyor. Ama bankanızı hortumlamışsanız mesele yok! Piyasalar çökmesin diye hükümet yanınızda. Reklamcısıyla, avukatıyla ve siyasetçisiyle bankasını hortumlayanın, şirketlerini doğru - dürüst yönetmek gibi bir derdi olabilir mi?
       Onların şirketlerini ayakta tutmak için devletin aktaracağı kaynak Doğu ve Güneydoğu'da tarım ve hayvancılık projelerine yönlendirilse kim bilir kaç katı istihdam sağlanır?
       Ayrıca piyasalar iyice çökmeden, sağlıklı bir ortama kavuşabilmemiz de mümkün değil belki.
       Kevin Kelly diyor ki: "Problem çözmekle uğraşmak zaman israfıdır. Bugünün hızlı dünyasında sadece boşu boşuna kaynak harcamış olur ve ancak kötü sonu erteleyebilirsiniz.
       İşleri öldürün, gereksiz işçileri bir an önce işten çıkartmakta tereddüt etmeyin. Ancak o zaman şirketinizi sağlığına en kısa zamanda kavuşturur ve belki de kısa sürede çok daha fazla sayıda işçi çalıştırabilecek, yani istihdam yaratabilecek hale getirirsiniz."
       Liderlik 2000 Konferansı için geçen hafta Boston MIT'den gelen ünlü yönetim gurularından Prof. Peter Senge de "Problem çözmekle uğraşmak yerine yaratın, doğurun" diyordu.
       Bizler ise sadece problem çözmekle uğraşıyor, dahası onu bile başaramıyor gibiyiz.

Amca'nın Samsun'a çıkışı

     (Ramazan beyi gücendirmemek için)

       Kalite Kongresi nedeniyle zamanımın çoğunu gazete dışında geçirdiğim için Dr. Ramazan Koç'un e - postasını 2 gün rötarla okuyabildim. Koç'un mesajı çok sevimli:
       "Yarınki yazınızda da herhalde Amca'nın Samsun konuşmasını dile getirirsiniz. Samsun Valisi Gaziantep'ten gitti ve Amca'yı çok sever. (...)Amca'yı bu konuşmasından dolayı kutlamazsanız size çok gücenirim!"
       Neyse ki gazetemiz yazarı Umur Talu önceki gün, Hürriyet yazarı Bekir Coşkun da dünkü köşelerinde Amca'nın, aile fotoğrafındaki Kamuran Çörtük'e ait özel uçakla gittiği Samsun'da yaptığı konuşmanın öylesine hakkını vermişler ki, bu durumda zaten bana söz düşmez. Umarım sevgili okurum Ramazan Koç da bana gücenmez.
       Ne demişti Amca Samsun'da: "Hem serbest piyasa ve liberal ekonomi diyeceksiniz, hem de bu ülkenin adamlarını tuttuğu işi yapmış olmaya pişman edeceksiniz. Bu olmaz."
       Konuyu bayatlamaya yüz tutmuşken benim Umur Talu ve Bekir Coşkun'un yazdıklarına yapabileceğim tek ilave, seyahatin zamanlamasıyla ilgili olabilir. Ankara'da Bayındır Operasyonu bakanlar düzeyinde ve kapalı kapılar ardında sürerken, Amca'nın Çörtük'ün doğum yeri Samsun'a Çörtük'ün uçağıyla gidişi ne tesadüf değil mi?
       Sahi aile fotoğrafı neden çektirilmişti?
       Benzer bir kurtarma operasyonu olmasın!

Tahvil - bonoda biz bize kaldık

       Para piyasaları 3 gündür toz - duman içindeydi. Neyse dün biraz duruldu. Borsa da faizler de fazla kıpırdamadı. Ancak zemin hala kaygan. Hassas ortamda yol alıyoruz.
       Anlayabildiğim kadarıyla yabancılar tahvil - bono piyasasından önceki gün itibarıyla tamamen çekilmişler. Artık bu piyasada biz bize kalmış durumdayız. Aslında kendi hesapları açısından her yıl sonu çekilip yılbaşından sonra tekrar giriyorlardı. Ancak bu kez piyasaların çökme olasılığı nedeniyle 1 ay erken davrandılar. Yılbaşından sonra tekrar güven duyup da gelirler mi, hep birlikte göreceğiz.
       Hazine ve Merkez Bankası, likidite sıkıntısı had safhaya gelip de panik ortamı doğuncaya kadar neden bekledi?
       Merkez Bankası 2 milyar dolara yakın döviz satmadan sorun çözülemez miydi?
       Önceki akşam televizyonlarda bu tür eleştiriler vardı.
       Hazine'nin rötarının nedeni, IMF ile varılan anlaşmanın dışına çıkabilmek için alınması gereken izin olmuş. Ve ancak IMF, para programına performans kriteri olarak konan net iç varlık limitinin, kriz bitene kadar aşılmasına yeşil ışık yaktıktan sonra piyasalar, likidite sıkıntısını giderecek miktarda parayla doyurulmuş. Böylelikle de panik havası şimdilik dağılmış.


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr