Kaloriferli evlerde cinnet günleri!

Kaloriferli evlerde cinnet günleri!


Kapıcılarımız böyle münasip gördükleri için şugünlerde Fin hamamlarına dönen evlerimizde buram buram terlerken hem havayı kirletiyor, hem de parayı sokağa atıyoruz


       Kaç gündür havalar mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Meteroloji, İstanbul'da hava sıcaklığını dün ve bugün için 20 derece, yarın için 21 derece olarak verdi.
       Buna karşılık bizim evin (ve diğer evlerin çoğunun) kaloriferleri hala, sanki dışarda ısı 15 dereceye düşmüş gibi yanmaya devam ediyor. Ve ben, kaloriferler yanmaya başlamadan önce evde giydiğim yün bluzumu çıkartıp penye tişörtle dolaşmaya başladığım, pencereleri sürekli açık tuttuğum, hatta penye tişörtü de üzerimden atıp askılı fanilayla idare etmeye çalıştığım halde olmuyor, olmuyor, olmuyor. Yine terliyorum!
       Sonunda ancak yaz ortasındaki gibi klimayı çalıştırarak evdeki ısıyı 22 dereceye indirebildim ve rahata erdim.
       Aslında İstanbul'da hava sıcaklığı 18 derecenin altına düşmeden kaloriferlerin yakılması yasak. Ancak yıllardan beri bu yasak sadece kalorifer ilk yakıldığında dikkate alınır. Kendi imparatorluklarını ilan etmiş kapıcılarımıza laf geçirilemediği için sonradan sıcaklık birkaç günlüğüne 25 dereceye de çıksa, bizim kaloriferler kış ortasındaymış gibi yanmayı sürdürür.
       Bu durum sadece evler için değil, işyerleri için de geçerli. Şu günlerde nereye gitsem Fin hamamı gibi. Kaloriferler acayip yakılmış, pencereler ardına kadar açık, ama yine de insanlar ter içindeler.
       Bir de doğalgazımız yok diye enerji tasarrufu için yırtınıyoruz. Düzensiz elektrik kesintileri başladı bile... Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Hem enerjiyi çöpe atıyoruz, hem de paralarımızı... Daha da önemlisi hiç gereği yokken soluduğumuz havayı da zehirliyoruz.
       Zaten kaloriferler yanmaya başladığından beri İstanbul'un üzerine yine tehlikeli bir sis tabakası çökmeye başladı. Kasım ayı, bilimsel olarak "inversion" denilen doğa olayının en sık yaşandığı ay. Atmosfer henüz yeterince soğumadığı için bacalardan havaya salınan zehirli gazlar gerektiği kadar yükselemiyor ve kentin üzerine çöküyor. O yüzden de uzmanlar, özellikle ekim ve kasım aylarında kaloriferlerin mümkün olduğunca dikkatli ve az yakılması uyarısında bulunuyorlar. Ama kim dinler!
       Kapıcılar özellikle kömürlü kazanlarda, kazanı söndürdükleri takdirde tekrar odun koyup yakmaya üşendikleri için hava sıcaklığı isterse 25 dereceye yükselsin, akşam - sabah kömür atarak ateşi canlı tutmayı ve bizleri bunaltmayı tercih ediyorlar.

Kapital Sigorta, hasar ödemede zorlanıyor

       Devletin Etibank'la birlikte el koyduğu Bank Kapital'in iştiraklerinden Kapital Sigorta, uzunca bir süredir hasar ödemelerinde zorlanıyor. Sigorta primlerini düzenli yatırdıkları halde hasarları ödenmeyen okurlarımız, geçtiğimiz aylarda köşemize konuk olmuşlardı. Son dönemde yeni mağdurlar kapımızı çalmaya başladı. Bu gidişle mağdur sayısı daha da artacağa benziyor.
       1 Haziran'da kaza yapan ve arabası pert olan İstanbullu okurumuz Mirgünaz Filiz Uzunkuşak da mağdurlardan biri. 6 milyara yaklaşan alacağı için Hazine Müşteşarlığı Sigorta Denetleme Kurulu'na dahi başvurmuş, ama "İnceleyeceğiz hanımefendi"nin(!) dışında bir ilgiyle karşılaşmamış.
       Denizlili okurumuz Fatma İlhan'ın eşi ise haziran sonunda karşı tarafın sekizde sekiz kusurlu olduğu bir kazaya karışmış. 350 milyon liralık hasarını o günden beri tahsil edememiş.
       Arkadaşımız İlkay Özcan'ın sorularını yanıtlayan hasar servisi müdür yardımcısı Zeynep Şen hasar ödemelerinin aksamasını, eski yönetimin çok sayıda trafik poliçesini çok ucuza kesmiş olmasına bağladı. "Küçük primler karşılığı büyük riskler alınmış" diyen Şen, hasar çokluğunun şirketin mali yapısını iyice bozduğuna işaret etti. Anlaşılan gerçekçi olmayan düşük primler uygulanarak sigorta şirketi de banka gibi Ceylan Grubu'na para aktarmak için kullanılmış.
       Biz devreye girdikten kısa süre sonra Uzunkuşak'ın ödemesi yapıldı. Denizlili okurumuzun ödemesi ise İzmir Bölge tarafından yapılacakmış. Ancak ölümlü kazalara öncelik tanındığı için belli bir tarih verilemedi.

Sözleşme görmenin bedeli 20 milyon!

     Mardin eski milletvekili Nurettin Yılmaz'ın otomobil alamama öyküsü şöyle:
       "Değişik gazetelerde çıkan ilanlar sonucu Delta Motorlu Araçlar'ın kampanyasına katılarak araba almak istedim. Katılım payı olarak 495 milyon lirayı bankaya yatırdım. Sözleşme yapmak için İstanbul'a gittiğimde, sözleşme koşullarının tüketici haklarına uygun olmadığını görerek vazgeçtim. İlanlarda sözleşme yapılmadığı takdirde katılım payının hemen geri ödeneceği belirtiliyordu. Ama şirketi defalarca aramama rağmen bu süre uzadıkça uzadı. Ve paramı ancak 51 gün sonra, üstelik 20 milyon lira da kesilerek alabildim. Umarım Delta başkalarına da bana yaptığını yapmaz."
       Arkadaşımız İlkay Özcan'ın Delta Motorlu Araçların Genel Müdürü İlhan Alptekin'le yaptığı görüşmeden çıkan sonuç, kampanyaya İstanbul dışından katılan herkesin sözleşmeyi görmeden ilk peşinatı yatırmak zorunda olduğu. Dolayısıyla sözleşmeyi gördükten sonra vazgeçmek isteyen tüm katılımcılardan 20 milyon lira kesiliyor. Sadece İstanbul'da ofisleri bulunduğunu belirten Alptekin, yeni kurulan rakip firmaların sözleşmeyi taklit etmemeleri için, her isteyene sözleşmeyi fakslamadıklarını savundu.



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr