Kamu alımlarında yerli mala öncelik

Kamu alımlarında yerli mala öncelik


Türk malı imajı - 5


       Türk malının kalitesi belli bir düzeye geldi. Sıra imajını da hak ettiği düzeye getirmekte...
       Gerek sanayicilerimize gerekse sendikacılarımıza göre Türk malının imajını yükseltme işine sokaktaki tüketiciden başlanamaz. Devletin öncü olması, ilk adımı atması gerek. Zaten dünkü yazımda da belirttiğim gibi gerek Sanayi Bakanlığı, gerekse Dış Ticaret Müsteşarlığı bu konuya en üst düzeyde ve gerçekten samimi çabalarla sahip çıkıyorlar.
       Sanayicilerin devletten 2 önemli isteği var:
       * Birincisi yol geçen hanına dönen gümrük kapılarının zapt - ı rapta alınması.
       * İkincisi de devlet ihalelerinde -eğer kalitesi aynıysa- yerli mala öncelik verilmesi.
       Sanayicilerimize göre geçmiş Türk hükümetleri, Gümrük Birliği'ne girerken gümrük kapılarımızı açmak yerine toptan söküp attılar. İyisiyle kötüsüyle her türlü ithal mal hiçbir engelle karşılaşmadan yurda girebiliyor. Dayanıklı tüketim mallarında servis teşkilatları yeterli mi, yedek parça bulundurma zorunluluğuna uyuyor mu diye bakılmaksızın yurda sokuluyor. Bu durumdan sadece yerli sanayii değil tüketici de zarar görüyor.
       Hepimizin hükümetten isteği, ithal mallar için ihtisas gümrüklerini bir an önce kurması olmalı. Yurda girecek ithal ürünlerin satış sonrası yeterli servis teşkilatı ve yedek parça bulundurmalarının sıkı bir biçimde denetlenmesi gerek.
       Uzakdoğu'dan kalitesiz ve ucuz mal girişi ise sadece dar gelirli tüketicilerimizi mağdur etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu tür malları üretebilecek küçük ve orta boy işletmelerimizi için haksız rekabet oluşturuyor.
       Kamu alımlarında yerli mala öncelik verilmesi de çok can alıcı bir konu tabii. Devlet ihalelerinde bugüne kadar geçerli olan düzenin, yüz kızartacak ölçüde hatır - gönüle, hatta maddi çıkara dayalı olduğunu kabul etmeliyiz. Çoğu ihalelerde, ihalenin verileceği firma önceden belirleniyor, şartname maddeleri o firmayı tarif edecek şekilde yazılıyor ve geçmişten kalma alışkanlıkla da yabancı firmalar bu ihalelerde arslan payını kapıyor.
       ABD'nin satın alma yasalarını da örnek gösteren sanayicilerimiz, başta Devlet İhale Kanunu olmak üzere ilgili tüm mevzuatın, yerli malı kullanımını rekabet ve kaliteden taviz verilmeksizin teşvik edecek şekilde, revize edilmesini gerekli görüyor.
       Tabii bir de devletten orta ve uzun vadede çözmesini beklediğimiz daha temel sorunlar var:
       * Birincisi enflasyonla mücadele programını başarıya ulaştırarak yerli malının önündeki haksız rekabet unsurlarını ortadan kaldırması.
       * Elektrik, telefon gibi kamudan sağlanan girdi maliyetlerinin üzerindeki ek yüklerin kaldırılarak fiyatların dünya ortalamasına indirilmesi.
       * Türkiye'yi riskli ülkeler sıralamasında az riskli gruba doğru yaklaştırarak itibarının yükselmesinin sağlanması.

Türk malı imajına okurlardan katkı

       "Japonya'da üretilen bir mal markası aynı bile olsa Malezya ya da Tayvan'da üretilenden daha pahalıdır. Yine de Japonlar, hem kendi mallarının daha kaliteli olduğunu düşündüklerinden, hem de ülkelerine bağlılıklarından Japon malını alırlar.
       Aslında Japonya'da bunun bir alt seviyesi de var: Kendi firmanın malı.
       Çalışanlar ihtiyaçlarını firmalarından ya da grup şirketlerinden (keiretsu) karşılar. Sanmıyorum ki, burada Toyota fabrikasının otoparkında Nissan ya da Mercedes görebilesiniz.
       Türk malına gelince...
       Artık bir malı sattıran markası, imajı gibi soyut faktörler. Ne yazık ki Türk firmaları bu alanda yurtdışında hiç var olamadıkları gibi, yurtiçinde de yok oluyorlar. Kendi markalarını büyütmek yerine işin kolayına kaçıp, en kısa sürede en fazla parayı kazanmak için, kendi markalarını da yabancılara satıp, markalarını kendi elleriyle Türkiye'ye hapsediyorlar.
       Bence yoğunlaşılması gereken şey, Türklere değil, insanoğluna nasıl daha fazla Türk malı satılacağıdır. En nihayetinde Türkiye 200 milyar dolarlık bir ekonomi. Hepsi Türk malı alsa ne olur. Belki Türkiye içinde birileri Sabancı olur, Koç olur ama Türkiye hiçbir şey olamaz."
     Kubilay Uysal - Japonya

       "Ben yılda 2 çift Asics marka koşu ayakkabısı eskitirim. 3 yıl öncesine kadar hep "Made in USA" idi. Şimdi giydiklerimizi hep "Made in China". Kalite yönünden pek bir fark göremiyorum, fiyatları ise yüzde 30 - 40 ucuzladı.
       Bugün bir oyuncakçıda, mağazada hatta bilgisayarcıda "Made in USA" göremezsiniz, kalmadı.
       Peki nasıl oluyor da ABD'de işsizlik yüzde 4 gibi düşük bir düzeyde?
       Son 10 yıldır Amerika hızla mal üreten toplumdan hizmet üreten bir topluma geçiyor. Ana mal üretim dalları ise mikroçip, fiberoptik gibi yüksek teknolojiye kayıyor.
       Bir mikroçipe karşılık bir düzine spor ayakkabısı alabiliyorsanız, teknolojisi düşük bir üretime neden yetişmiş insan gücünü bağlayasınız ki?"
     Alp Kocaman - ABD

       "ABD'nin dış ticaret açığının arkasında başka gerçekler var. Biliyorsunuz birçok Amerikan firması yurtdışında üretim yapıyor. Örneğin Nike Uzakdoğu'da üretiyor, Amerika'da satıyor. Ve her Amerikan firmasının yurtdışında kendi ürettiği malı Amerika'ya getirmesi ülkeye ithalat rakamı olarak kaydediliyor."
     Onur Ümit - ABD


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr