Kimin hafızası kimi yanıltıyor?

Kimin hafızası kimi yanıltıyor?


"Dalan önce maaşları ödesin, sonra koyun kopyalasın" başlıklı yazım üzerine Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Serpil'den bir açıklama geldi.
Üniversitelerinde 531 öğretim üyesinin görev yaptığını belirten Serpil, hiçbiri için maaş alamama ya da eksik alma gibi bir durumun söz konusu olmadığını kaydettikten sonra diyor ki:
"Üniversitemizin eğitime başladığı tarihten itibaren, diğer üniversitelerden gelen öğretim üyelerimiz de dahil olmak üzere ve de her dönem yeniden anlaşma yapılmasına rağmen, başlangıçtan beri üniversitemizde ders vermekte olan öğretim üyelerinden ayrılan olmamıştır. Bunun tek istisnası, master'larını tamamlayıp yurt dışında doktora bursu kazanan araştırma görevlileridir.
(...) Ayrıca Mütevelli Heyeti Başkanımızın ve üyelerimizin, yapabileceklerinin en mükemmelini gerçekleştirebilmek için gerek hastane kuruluşunda, gerekse üniversiteye sağlanacak diğer imkanlarda ellerindeki tüm olanakları kullanmaları ve buna mali destek sağlamak amacıyla bütün benzer müesseseler gibi mevcut nakitlerini repoda veya faizde değerlendirmeleri de doğaldır(...)
Açıklamasında benim yazımın doğru bilgilere dayanmadığını öne süren Prof. Serpil'e ben de "hafızanız sizi yanıltıyor" demeden geçemeyeceğim. Zira önümde 6 ekim 1996 günkü Hürriyet Gazetesi'nde çıkan bir ilan var ve ilanda Yeditepe Üniversitesi'nin dekanları arasında ünlü ressamımız Prof. Süleyman Saim Tekcan'ın da adı yer alıyor.
Oysa Güzel Sanatlar Fakültesi'nin dekanı Prof. Tekcan'ın, fakültenin kurucu dekanlığının ardından bir yıl da eğitim verdikten sonra Yeditepe'den ayrıldığını biliyoruz. Sadece Tekcan'ın değil, ondan sonra dekan olan Prof. Sadun Ersin'in de ayrıldığını biliyoruz. Plastik Sanatlar Bölüm Başkanı Prof. Sadi Diren, Mustafa Pilevneli ve Prof. Ender Güzey o dönemde istifa edenler arasında ilk aklıma geliverenler.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekan yardımcısı Mehmet Erdaş'ın Yeditepe Üniversitesi'nden tabancalar çekilerek olaylı ayrılışı ise gazetelere, hatta mahkemelere bile konu olmuştu. Dahası Erdaş'la ilgili olarak basına yansıyan tartışmalarda Yeditepe Üniversitesi, öğretim üyelerinin seçiminde yeterli titizliği göstermemek, gerekli belgeleri görmeden öğretim üyeleriyle ilgili gazete ilanları vermek ve yüklü paralar ödeyerek vakıf üniversitelerini tercih eden öğrencileri yanıltmakla suçlanmıştı.
Herhalde bu olaylar, Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Serpil'in hafızasından silinivermiş.
Bu arada Güzel Sanatlar Fakültesi, yaklaşık 1,5 yıldır asli dekanı olmaksızın yönetiliyormuş. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Doğan Altuner, Günel Sanatlar Fakültesi'nin dekanlığını da vekaleten yürütüyormuş. Bu uygulama YÖK'e ne kadar uyuyor, o da herhalde ayrıca araştırılması gereken bir konu. Ama belki de bu kopukluk nedeniyle Güzel Sanatlar Fakültesi'nde görevli öğretim üyelerinden bir bölümüne yarım maaş ödendiğinden, bir bölümüne ise hiç ödenmediğinden Prof. Serpil'in haberi yoktur.

"Seçmen bayrak ve flama istemiyor"

"Sayın Tamer,
Trafik konusundaki çalışmalarınızı içtenlikle destekliyoruz. Ben farklı bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bilindiği gibi memleket seçim havasına girdi. Çok yakında tüm cadde ve sokaklar kağıt, özellikle plastik bayrak ve flamalarla dolacak. Ben hiçbir seçmenin o küçük plastik bayrakların sayısının fazlalığına bakarak karar vereceğini sanmıyorum. Çevre kirliliği dışında bir etkisi yok. Bunların kullanımının en azından azaltılması konusunda çaba göstermek ister misiniz?
Aslında benzer durum gürültü kirliliği için de geçerli. Yakında berbat ses düzenli araçlar yollara dökülüp kent yaşamını iyice çekilmez hale getirecekler.
Sağlıklı günler diliyorum."
Dr.Fatih Akbıyık - Ankara

"ABD'de TV programı 10 dakika gecikse, yönetici istifa eder"

Amerika'da yaşayan okurumuz Onur Ümit, daha önce fotoğraflı kredi kartlarının pek de güvenli olmadığını kanıtlamak için üzerinde Hitler ve Mussolini'nin fotoğraflarının bulunduğu kredi kartlarıyla yapılan alışveriş denemelerinden bizi haberdar etmişti.
Bu defa da "size yine Amerika'dan ufak bir hikaye" demiş ve Amerikan televizyonlarında programların nasıl saniyesi saniyesine ilan edildikleri saatte başladıklarını ortaya koyan bir araştırmanın sonuçlarını yollamış. Ümit'in e - posta mesajı şöyle:
"Televizyon izleyicileri de tüketici ve Amerika'da kanallar, izleyicilerine karşı bizdekinden çok daha saygılı. Burada 10 dakikalık bir gecikme, istifalara bile yol açar. Geçende Entertainment Weekly dergisi prime time'da yayınlanan 10 kadar programın başlama saatlerini Amerikan ordusunun saatine göre hesaplamış. Bu saat Amerika'nın en doğru saati olarak kabul edilir. Programlarda 15, 30 ve 60 saniye gibi oynamalar bulunmuş.
İşe bakın ki, böyle küçük şeyler haber oluyor. Bazı programların, başlaması gerekenden 1 dakika kadar erken başladığı tespit edilmiş. Derginin yorumuna göre, kanallar bu yöntemle aynı saatte başlayacak diğer programların önüne geçerek izleyiciyi kendi programlarına bağlamaya çalışıyorlar. İzleyici kendini yayına kaptırdıktan sonra "zaplamaz" düşüncesi...
Şu Amerikalılar nelerle uğraşıyorlar!"




Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr