Melih Aşık’a biraz hayret, biraz sitem

Melih Aşık’a biraz hayret, biraz sitem


Kurban Bayramı trafiğinde geçen bayrama oranla daha az kişi ölmüş... Gazeteler haberi sevinçle duyurdular... Dünya üzerinde "az öldük" diye bizden başka sevinen ülke yoktur herhalde...
Kenan Tunç

Bu yazıyı, kenarları çerçevelenmiş olarak Melih Aşık'ın cumartesi günkü köşesinde görünce donakaldım.
Çünkü "gazeteler" denen öyle bir sürü gazete falan değil, bizim gazete ve benim köşemdeki tek bir yazı. Buna "okurun görüşü" deyip geçmem de mümkün değil. Çünkü bizler genelde çok sayıda okur mektubu arasından kendimize göre bir anlam ifade ettiğini düşündüklerimize köşemizde yer veririz.
Trafikte Ortak Akıl Platformu'nun ilk çabası olarak Kurban Bayramı'nda yollara düşecek olanlara 20 ulusal 33 yerel radyo, çok sayıda televizyon ve gazeteler tarafından 5 kuruş harcanmadan gönüllü uyarılar yapılması sağlanmış ve bunun sonucunda da bir önceki bayramdan 49 kişi daha az ölmüş. Ramazan Bayramı'nda 239 olan ölü sayısı 190'a düşmüş...
190 ölü, tabii ki çok yüksek bir rakam! Ama 239'la karşılaştırdığında yüzde 20 azalma var. Hele yeni bir rekor ihtimalini düşündüğünde...
Ortada bir çaba var. İlk kez bu bayram denemişiz. Herkesin gönüllü katkısı olmuş. Herhalde biraz da şansımız yaver gitmiş... Ve tatilin 9 güne uzatıldığı son birkaç bayramdır ölü sayısı her seferinde yeni rekorlar kırarken, son bayramda bu eğilim tersine dönmüş...
Bu durumda sence ne yapmalıydık Melih?
Geçmiş bayramlardaki ölümlü trafik kazalarıyla karşılaştırarak bir analiz yapmamız mı yanlış? Sonuç olumlu çıktı diye bunu okurlarla paylaşmamız mı? Yoksa itirazın, bu olumlu sonucu dile getirerek "bakın hepimiz bir ucundan tutarsak sonuç alınabiliyor," mesajını vermemize mi? Çorbada tuzu olanlara teşekkür etmemize mi?
Bu ne biçim mantık Melih?
Bu arada ölü sayısı değil 49, sadece 9 kişi azalsa bile yine sevinirdik. Zaten eğer gelecek bayramda da benzeri anonslar yapılabilir ve etkili olursa, trafiğe birkaç kurban daha az versek bile, bu olumlu gelişmeyi ve çorbada tuzu olanlara teşekkürlerimizi yine bu köşede okurlarımızla paşlaşacağız.
Teşekkürü esirgeye esirgeye, her şeyi eleştire eleştire nereye varabiliriz ki? Keşke sen de alay edeceğine, bu çabamızı bizimle paylaşarak köşende birkaç satır yazsaydın... Belki 1 - 2 can da sen kurtarmış olurdun. Bu işin ölçüsü - terazisi yok, ama toplumu bilinçlendirmenin en kestirme yolu da medya.
Medya bunu ne kadar yapıyor, o ayrı soru! Ama hiç değilse yapmaya çalışanları alaya almayın.
İstatistiklere göre her 3 kişiden birinin trafik kazası geçirmeye mahkum olduğu ülkemizde, kazadan uzak günler dileğiyle...

Havada hastalık pahalıya maloluyor

Zafer ARAPKİRLİ - LONDRA
Haber bültenlerinde sıkça duyarız :
"Filanca havayollarına ait bir uçak, bir yolcunun kalp krizi geçirmesi üzerine falanca havalimanına zorunlu iniş yaptı..."
Sanıldığından daha sık rastlanan bu olayların ve zorunlu inişlerin havayolu şirketlerine milyonlarca dolar zarar verdiğini hesaplayan uzmanlar, uçaklarda çok büyük bir paraya malolmayan temel ilk yardım cihazları bulundurulması ve kabin personelinin temel tıbbi bilgilerle donatılması halinde, durumun daha az masrafla atlatılacağını bildiriyorlar.
İstatistiklere göre uçak kazalarında yılda ortalama 800 kişi ölürken, uçaklarda kalp krizi v.s. nedenlerle ölenlerin sayısının 1000'e ulaştığına dikkat çekiliyor. Uluslararası uçuşları çok yoğun olan havayolu şirketleri, bu istatistikler ışığında acil önlemler alınması için kafa kafaya veriyor. British Airways (BA), uçaklarında şimdiden tıbbi donanım bulundurmak ve acil durumlarda yer ile haberleşerek uçakta müdahale yapılmasına olanak sağlamak için kolları sıvadı.
Uzmanlar, havayolu şirketlerinin yıllık karlarının 2.5 milyar dolara ulaştığını belirtirken, kabinde yapılacak temel tıbbi müdahale ve zorumlu inişlerin azaltılmasıyla şirketler, her yıl 300 milyon dolarlık bir zarardan korunabilecek.
Alınacak önlemler arasında yer alan, her uçağa bir doktor bindirilmesinin bulunması bile, havayolu şirketlerine daha ucuza malolabilecek.

İran'da sokakta gülmek yasaktır

Kamuya açık yerlerde el çırpmak, ıslık çalmak ve sesli gülmek yasaklanmalı mıdır? Bu soru bugünlerde İran kamuoyunu ikiye bölmüş durumda.
Devlet Başkanı Muhammed Hatemi, yaptığı konuşmalardan sonra izleyicilerin duygularını dile getirmelerini ve beğendilerse alkışlamalarını istiyormuş. Buna karşılık tutucu muhalefet, "Humeyni yaşasaydı, bu tür kontrolsüz hareketleri yasaklardı" diyerek duyguların dile getirilmesine şiddetle itiraz ediyormuş.
Bu tartışmanın en son halkası ise, bir kadın yazarın "Gülmek günah mı?" isimli yazısını yayınlayan Ardineh dergisinin, aşırı tutucu bir grubun çıkarttığı mahkeme kararıyla toplatılılarak yasaklanması olmuş.
The Economist dergisinin haberine göre söz konusu yazıda, kadın yazar ailesiyle birlikte bir restoranda gülüp hoş vakit geçirirken genç bir asayiş polisinin gelip kendilerini uyarmasını eleştirmiş.

Koç ve Ata'dan tam isabet!

Koç - Ata ortaklığının zamanlaması mükemmel. Ciddi bir araştırmanın ürünü olan besicilik projesi, geçmişteki balon yatırımların aksine Doğu'ya nasıl gidilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.
Adıyaman'daki devasa besicilik projesini gazetelerde okuduğumda, ne kadar isabetli bir yatırım olduğunu düşündüm. Koç ya da Ata grubu için değil, Türkiye için... Apo yakalanmışken, terörün kökü kazınırken, başlaması gereken yeni hayata olumlu katkı sağlayacağı için...
Ama sadece o kadar da değil. Rahmetli Turgut Özal'ın başbakanlığı sırasında, köküne kibrit suyu ekilen hayvancılığımızın tekrar canlanma umudu doğar diye...
Tıpkı 70'li yıllarda olduğu gibi "biz Avrupa'ya göre eti ne kadar ucuz yiyoruz" diyebileceğimiz günler belki geri gelir umuduyla...
İstanbul'un varoşlarında, yaşadıkları yere entegre olamayan mutsuz ve işsiz insanları gördükçe, köylünün köyünde kalarak daha mutlu olacağına inancım her geçen gün perçinleştiği için...
Hatta İstanbul'dan tersine göç başlar mı diye küçük bir umut filizi bile yeşermeye başladı içimde.
"Amma da abarttın!" diyebilirsiniz. Ama ben iyimserliğimi korumakta kararlıyım.
Çünkü bu yatırım, son birkaç yıldır "Doğu'ya gidiyoruz" palavralarının sık sık basına yansıdığı, hatta belki de sırf medyada görünmek uğruna sıkılan palavralara hiç benzemiyor.
Doğu'ya yatırım yapıyorum diyerek devletten teşvikleri alıp, olmayacak yerlere olmayacak tesislerin dört duvarını dikip, medyatik temel atma törenleriyle umut dağıtıp, sonra da o tesisleri çalıştıramayarak hem yöre halkının moralini bozup, hem de devletin parasını çarçur ederek aradan çekilenlerin yaptıklarına da benzemiyor.
GAP'ın inşaatını yürüten Ata Grubu'nun yörede 20 yıllık geçmişi var. Yörenin coğrafi durumunu ve ekonomik gereksinmelerini avucunun içi gibi biliyor. Moskova'da da, oraya yıllar önce yerleşmiş ENKA ile yine yüzde 50 - 50 ortaklığa giden Koç, değişik yörelerde işin ehliyle güçbirliğine giderek ikinci örneğini veriyor.
17 milyon dolarlık yatırımla 3 bin çiftçi ailesini iş sahibi yapacak bu dev projenin Türkiye genelinde et ve süt verimini de yüzde 200 - 400 arttırması bekleniyor.




Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr