Ocak'ın işi, Akışık'ınkinden çok daha zor

Ocak'ın işi, Akışık'ınkinden çok daha zor


Aklım almıyor. Vural Akışık'ın bıraktığı Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı Safa Ocak nasıl kabul etti, bir türlü aklım almıyor.
Akışık, ayrılacağı zamanı gayet iyi ayarladı. Sadece Devlet Bakanı Kemal Derviş'in desteğiyle bu iş yürümez diye düşündü - ki haklı. Çünkü işin asıl zor ve sevimsiz yanı bundan sonrası. Daha bir sürü şube kapatılacak, daha bir sürü insan işten çıkartılacak. Ve bu işlemler Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın gizli muhalefetine rağmen yapılacak.
Üstelik kamu bankalarını özerk kılan yasa da çıkmış. Dolayısıyla özel banka gibi çalışıp kredi de verebilecekler artık. Anlayacağınız Akışık'ın üzerinde hissetmediği çok ciddi bir siyasi baskı da uygulanacak Safa Ocak'a. Zaten Başbakan Bülent Ecevit'in habire üst kurullar konusunda hata yaptıklarını söylemesi de, sağ kolu Hüsamettin Özkan'ın düşüncelerinin dillendirilmesi olarak olarak yorumlanıyor.
Halk Bankası 1997 - 2001 arası Başbakan Yardımcısı Özkan'a bağlıydı. Kamu bankalarıyla ilgili yasanın çıkmasıyla birlikte, büyük inşaatçılar başta olmak üzere kamu kaynaklarına dadanmış olanların yeniden Özkan'ın kapısını çaldıklarını tahmin etmek için, müneccim olmaya gerek yok. Hatta Halk Bankası'nın vermemesi gerektiği büyüklükteki kredileri hatır - gönül ve siyasi nüfuzla kapmış ve şimdi geri ödemekte zorlanan büyük borçluların da Akışık'ın yerine kendi adamlarının atanması için uğraştıkları biliniyor. (Bu yöndeki kulis faaliyetlerinde büyük inşaatçılar ve armatörler başı çekiyormuş.)
Bana göre Safa Ocak, ikinci vatani görevine başlamış durumda. Siyasi baskılara karşı Allah kolaylık versin.

"Koç'ta yeni CEO ile yeni dönem" başlıklı yazım üzerine sevgili okurlarımdan gelen haklı sitemleri, sizlerle paylaşmak istiyorum:
* Mehmet Kırtaş, Georgia Institute of Technology (Atlanta'dan): "Koç'ta yeni CEO ile yeni dönem yazınızda, sizin kültürel birikiminizle uyuşmayacak şekilde yabancı bir kısaltma kullandığınızı gördüm. Diğer köşe yazarları da bu kelimeyi kullanıyorlar. Benim öğrenmek istediğim, bu tür kelimeler bir zorunluluğun sonucu mu, yoksa piyasalarda alışılagelmiş mesleki bir terim mi? Her iki durumda da dil hassasiyeti açısından kaygı verici olduğunu düşünüyorum."
* Ecem Ediş: "Lütfen şu CEO kelimesine bir karşılık bulalım. Çeşitli kişilere sordum. Kimi idare amiri dedi, kimi yürütme kurulu başkanı, kimi ise icra kurulu başkanı... CEO kelimesi, yeni yeni Türkçemize sokulmaya çalışılıyor. Dilimizi daha fazla alıştırmadan düşmeden Türkçe karşılığını bulmalıyız."
* Besim Bektaş: "Lütfen siz yapmayın. Ne demek CEO? (Radyoda siiyu diyorlar) Belki Türkçe tam karşılığı yok, ama ben eski Türkçesini bin defa tercih ederim. Murahhas aza bence daha iyi. Baş yetkili de olabilir."
Biliyorsunuz Amerika'dan ithal ettiğimiz CEO pozisyonunda, genel müdür artı murahhas üye fonksiyonları tek kişide toplanıyor. Yani CEO, hem genel müdür olarak icraatın başında, hem de murahhas aza olarak yönetim kurulu ile irtibat içinde ve yönetim kurulu adına karar verebiliyor. Ve maalesef bu kelimenin Türk Ticaret Kanunu'nda da tam karşılığı yok. Dolayısıyla imza sirkülerinde nasıl yer aldığı da, benim için ayrı bir merak konusu.
Umarım bu yazı üzerine hep birlikte kafa yorup, CEO'yu Türkçeleştiririz. Bu köşe önerilere açık. Okurlarımın haklı eleştirilerinden sonra ben, uygun Türkçe kelime bulununcaya kadar başlıkta Başkan, yazının içinde ise bir numaralı profesyonel ya da icranın başı diyeceğim. Ne dersiniz? İtirazı olan var mı?