Selçuk Yaşar'dan mektup var

Selçuk Yaşar'dan mektup var


"Yaşarbank Fon'a devredildiğinde, Holding'in hiçbir kamu bankasından kredi kullanmadığı anlaşılmıştır"


       "Çok şükür ki 55 yıllık sanayiciliğimde hiçbir çirkinliğe bulaşmadım. Tarıma dayalı sanayinin öncülüğünü yaptım. Türk halkını sağlıklı ürünlerle tanıştırdım. Ama bankacılıkta başarılı olamadım. Ben çok safmışım."
       Yaşar Topluluğu'nun kurucusu 76 yaşındaki Selçuk Yaşar'ın bana yazdığı 20 Kasım 2000 tarihli 3 sayfalık mektup, yukarıdaki satırlarla noktalanıyor.
       "Bankacı kariyerinde İzmir'in önemi" başlıklı yazım üzerine beni geçmiş yıllara götüren, biraz da hüzünlendiren çok hoş bir mektup kaleme almış. Derhal kendisini arayarak yayınlamak üzere iznini aldım. Maalesef yer darlığı nedeniyle sizlerle tümünü paylaşamıyorum.
       Yaşar, İzmirli sanayicilerin vergisini son kuruşuna kadar seve seve ödeyen, işlerini en doğru şekilde yapmanın gayreti içinde, dürüst insanlar olduğuna işaret ettikten sonra diyor ki:
       "(...) Sami Erdem'in Tütünbank genel müdürlüğü döneminde Cavit Çağlar'ın bankadan kredi aldığı doğrudur. Ancak Cavit Çağlar bakan olunca, iki genel müdür yardımcısını bana hiç sormadan, bilgim ve rızam dışında almıştır. Şükrü Karahasanoğlu Emlakbank, Yaşar Yılmaz Özen de Vakıfbank genel müdürü olduklarında, her ikisi de Yaşar Topluluğu'na iyilik yapmamışlardır. Zaten kendilerinin bize ayrıcalıklı davranmalarını hiç düşünmemiştim. Onların genel müdürlüğü döneminde ne Vakıfbank'tan, ne de Emlakbank'tan topluluk olarak tek kuruş kredi kullanmadık. Sadece Mavişehir'de 180 bina içinde 2 bina yaptık.
       Yine özellikle belirtmek isterim ki; Yaşarbank'a el konulduğunda, Holding'in hiçbir devlet bankasından kredi kullanmadığı anlaşılmıştır.
       Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Yaşarbank'a öz kaynak yetersizliği nedeniyle el konulmuştur. Yaşarbank'ı Yaşar Topluluğu asla istismar etmemiştir. Ne yazık ki başkaları bizden yararlanmıştır. İşin özeti budur.
       Şimdi diyebilirsiniz ki "Siz Yaşarbank'ın Yönetim Kurulu Başkanı idiniz. Bütün bunlar olurken neredeydiniz?
       Bir bankanın organizasyonunda bankacılığı bilen bir başkan vekili, iki murahhas aza, genel müdür ve krediler komitesi vardır. Bir işlem hepsinden geçerek ve olumlu bir görüşle önünüze getiriliyor. İzmir'de oturan ve gerçek işi de bankacılık değil sanayicilik olan Selçuk Yaşar kolay aldatılırmış meğer. Veya ben kafi derecede iyi yönetici değilmişim.
       Benim bu duruma düşmeme, yanlışlıklarla dolu bankacılık sistemi ve organizasyon yapısı neden olmuştur."

Semizer'den banka boşaltma dersleri

       Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın kayınvalidesinin 30 yıllık, Egebank'ın 2 yıllık avukatı Aydoğan Semizer tutuklandı biliyorsunuz. Şu anda Kartal Cezaevi'nde.
       DGM'deki sorgusu sırasında önce "Ben hukuki olarak bankanın nasıl boşaltılacağının ve banka sahiplerinin bu işi nasıl sorunsuz atlatacaklarını öğrettim" demiş. (21 Kasım - Sabah)
       Tutuklanacağı anladıktan sonra ise epey açılmış:
       "Bana sahip çıkmayanları itiraflarımla yakacağım. (Herhalde bürokratları ve siyasileri kastediyor) Bana kimse sahip çıkmadı, hepsine gününü göstereceğim. Bankanın içi sorunsuz boşaltabilmek için önce naylon şirket kurarsınız. Kağıt üzerindedir. Ortaklarını da sağdan - soldan, aranınca bulunamayacak kişilerden seçersiniz. Bu şirkete kredi verirsiniz. Para size geçmiş olur, ama yasal olarak borç vermiş sayılırsınız. Para geri dönmez, banka alacaklı görünür. Böylece suç oluşmaz." (22 Kasım - Sabah)

Haydi oyun oynayalım

       Kalite Kongresi nedeniyle 2 gün gazetede pek bulunamadım. Masamda yığılmış yeni kitaplardan biri, beni mıknatıs gibi çekiverdi: "Oyun yetişkinler için neden ihtiyaçtır?"
       Yolda giderken karşılaştığınız tümseklerin üzerinden zıplaya atlaya yolunuza devam etmeye ne dersiniz?
       Ya da sokakta gözünüzün kestiği yüksekçe bir duvarın üzerinde oturup ayaklarınızı 2 yana sallayarak müzik dinlemek ilginizi çeker mi?
       Yoksa siz alt kadronuza yazdığınız notları, kağıttan uçaklara dönüştürüp masalarına fırlatmayı denemediniz mi hiç?
       Sigmund Freud 1930'da "Bütün gelişmiş toplumlarda ortak olan baskılara dayanabilmeleri için insanlara sevgi ve çalışmak yeterlidir" demiş. 2 dünya savaşı arasına sıkışmış o günün ortamında belki doğrudur. Kitabın yazarı Amerikalı psikiyatrist Lenore Terr ise biz yetişkinlerin ruhsal sağlığımız açısından sevgi ve çalışmanın ötesinde oyun oynamaya da ihtiyacımızın olduğuna işaret ediyor. Oyunun kapsamı tabii epey geniş:
       "Psikiyatri benim oyun oynama şeklimdir. Gizli bir zevktir. Birisi bana yetişkinlerin oyun oynamak için fazla ağırbaşlı olduklarını söylerse, buna sessizce kıkırdarım. (...) Büyüklerin oyunu, psikolojide çok fazla rastlanan bir olgu değildir. Ben bu kitapta hastalarıma ilişkin gözlemlerimden yola çıkarak yetişkinlerin ruhsal sağlıklarıyla ilgili genel bakış açısına oyun olgusunu da eklemek istiyorum."



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr