Siyasetin sosyolojisinde yeni arayışlar

Siyasetin sosyolojisinde yeni arayışlar


Sosyal bilimlerde değişimin çok yavaş seyrettiği, bilginin tıp ya da mühendislikteki kadar sık yenilenmediği kanısı yaygındır. Sovyetler'in çöküşü, uluslararası göçün patlaması, etnik savaşlar ve küreselleşen ekonomi gibi son dönemde dünyaya damgasını vuran devasa altüstlüklerin ardından bile durum hâlâ böyle mi?
Siyaset sosyoloğu Prof. Nur Vergin, Bağlam Yayınları'ndan bu hafta 2. baskısı çıkan Siyasetin Sosyolojisi adlı kitabında, son 20 yılda dünyada meydana gelen devasa değişimlerin, siyaset sosyolojisini de kendi içinde bir dizi zincirleme değişime uğrattığına dikkat çekiyor.

Felsefeye dönüş
Vergin'e göre günümüzün toplumsal - siyasal gerçekliliğini, alışılagelmiş açıklama modelleriyle çözümlemek artık mümkün değil. 1950'lerin davranışçı ve aşırı ampirik yaklaşımlarının yerine, yeniden felsefeyle iç içe geçmiş kuramsal çalışmalar hız kazandı."
Anlayacağınız siyaset sosyolojisi de kabuk değiştiriyor. Ancak hangi yönde gelişmekte olduğu henüz belli değil. Prof. Vergin, klasik siyaset sosyolojisi teorisyenlerinin yanı sıra yeni arayışların önde gelen isimlerinin çalışmalarını da irdelediği kitabında bu arayışın izini sürüyor.

Düşünce macerası
Kitap üniversite öğrencileri için yazılmış, ama klasik bir ders kitabından çok, katı pozitivizmden post moderniteye bir düşünce macerasının öyküsünü andırıyor. Eflatun'uyla, Marx'ıyla Nitsche'siyle, Habermas'ıyla, Foucault'suyla, Mouffe'yla ve Türkiye örnekleriyle.
Yeni asistanım Özlem Sönmez, masterli bir sosyolog. Kitabı 2 gün içinde, sürükleyici bir roman okurmuş gibi yalayıp yuttu. Modernizmin kaynakları dersinde, son 1 yıl içinde okuduğu bütün kara ütopya romanlarını, bu kitap sayesinde kafasında bir yere oturtmuş. "Dönüp dönüp tekrar okuyup yararlanabileceğim bir kaynak" diyor.
Siyasetin sosyolojisinde yeni kavramlar oluşturulurken, acaba aydınlanma ve modernitenin öncüllerinin reddiyesi mi yapılacak? Kitapta zımni olarak o soru da var. Sorunun yanıtı ise bu yeni arayış, belki de geçmiş ve bugünden tümüyle bir kopuştan ziyade, yeni bir okumayı öneriyor. Bu arayışta paradoksal olarak hem Marx'ın, hem de Nietsche'nin önermeleri, galiba dikkate alınacak gibi duruyor.

Türkiye'den örnekler
Vergin kitabında, siyaset sosyolojisindeki yeni arayışları, yıllardır kafa yorduğu Türk siyaseti ve bizim toplumumuzla da ilişkilendirmiş. Örneğin ekonominin yanı sıra, zihniyet ve kültür gibi toplumsal olguların önemi 47. - 49. sayfalarda şöyle vurgulanıyor: "Deprem felaketi sonrasındaki siyasiler çözüm üretemediği halde, sisteme karşı bir toplumsal taarruz meydana gelmemiş, yönetilen talepler daha çok şikayet, dilek, temenni, rica şeklinde kalmıştır. Bu görece anlayışlı tutum, Türk toplumunda kurumsallaşmış bir başkaldırı kültürünün mevcut olmadığına işaret etmektedir. Buradan Türkiye'de sisteme karşı zımni, örtülü bir destek olduğu sonucuna varabiliriz."

Ekonomi ve siyaset
Son yıllarda gerek dünyada, gerekse Türkiye'de ekonominin siyaseti belirlediği yönünde ağırlık kazanan görüşe de itirazı var Vergin'in. Kitabın 124. - 126. sayfalarında Türkiye'de ekonomiyle siyaset arasında birebir mekanik bir ilişki bulunmadığını gösteren birkaç madde:

  • Mantar gibi biten "tabela" siyasi partilerin türemiş olması.
  • Önce merkez sağda, ardından da solda seçmen kitlesinin 1973'ten itibaren her genel seçimde biraz daha bölünmüş olması.
  • Toplumun güvenini, partiler ya da parlamento gibi siyasi kurumlar yerine Silahlı Kuvvetler'e bağlaması.
  • Hiç tanımadığı ve fiilen herhangi bir somut faydasını görmediği günlerde bile bir yeni cumhurbaşkanından medet umması.

  • Vergin'e göre dünyada sadece altyapısal ekonomik bir değişim süreci değil, adeta simültane biçimde bir zihniyet değişimi de yaşanıyor. Bu durum ya yeni bir yapılanmaya yol açacak, ya da on yıllar sürecek bir çeşit "zihinsel fetret" dönemi yaratacak.