T20’nin gündemi küresel yönetişim

Öncelikle 15-16 kasımda Antalya’da yapılacak olan G20 Zirvesi ile ilgili olarak en yetkili ağızdan bir bilgi: Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Avustralya çok uzak olmasına rağmen 3 bin gazeteci geldi. Biz şimdi Antalya’nın lojistiğini, 4-5 bin gazeteciye göre ayarlıyoruz,” demiş.
Dünkü gazetelerde görmüşsünüzdür; Sayın Babacan, bu kadar çok gazeteci gelecekken, Türkiye’nin son 1.5-2 yıldır dış dünyada bozulan imajını ve dış basında “ülkemizle ilgili negatif haberleri de tersine çevirecek, etkileyici bir G20 Zirvesi” için kolları sıvamış bulunuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek içte gerekse dış dünyaya sert çıkışları -dozunu artırarak- sürerken Babacan’ın işi çok zor.

Yeni bakış açısı
Gelelim G20 kapsamında düşünce kuruluşlarını temsil eden T20’nin, İstanbul’da hafta içinde yapılan açılış toplantısında altı çizilen diğer noktalara...
T20’nin dönem başkanı, 2001 krizi sonrasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği TOBB tarafından kurulan TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı). “Küresel Yönetişimin Dönüşümü” başlıklı toplantıda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da altını çizdiği gibi küresel yönetişim mekanizmasının nasıl olması gerektiği konusunda yeni bir bakış açısına şiddetle ihtiyaç var ve bunu gerçekleştirmek için de nicedir varolan pek çok küresel sorunla artık mutlaka yüzleşmek zorundayız.

Korumacı önlemler
G20’nin L20 (istihdam), Y20 (gençlik) W20 (kadın) gibi çeşitli çalışma grupları arasında T20, en verimli çalışanlarının başında geliyor. Ne var ki Hisarcıklıoğlu’nun dikkat çektiği küresel sorunlarla ilgili yeni yol haritasını, bugünkü “deflasyon çağı”nda uygulayacak babayiğit çıkar mı bilemiyorum:
“1) Sadece 2014’te 4436 korumacı önlem tespit edilmiş ve bunların 2999’u G20 ülkeleri tarafından yapılmış. 90’lı, 2000’li yıllarda ticaret, küresel büyümenin motoruydu; küresel ticaretin % 7-8 ortalamayla arttığı dönemleri yaşadık, ama son yıllarda % 4’lere kadar düştü. Bu da korumacı politikaları körüklüyor ve karşımıza bir kısır döngü çıkıyor.
2) Aşırı borçlanma gibi yapısal bir problemle karşı karşıyayız. McKinsey’in son raporunda da belirtildiği gibi küresel borç toplamı 2007’de 142 trilyon dolardı; bugünse 199 trilyon dolara çıktı. Küresel ekonomi neredeyse gelirinin 3 katı kadar borcu olan bir dünya haline geldi. Bu sürdürülebilir bir durum değil.”

Aşırı borçlanma
Hisarcıklıoğlu’nun dikkat çektiği McKinsey Borç Raporu, gerçekten dehşet verici. Bizim gazetelerde genelde Türkiye’nin en az borçlu olan 10 ülke arasında yer aldığı boyutuyla yer aldı; ancak çalışmanın yapıldığı 47 ülkenin toplamına bakıldığında durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkıyor. 2008 küresel ekonomik krizi sonrasında temel amaç, finans piyasalarındaki başıboş borçlanmayı zapt-ı rapt altına almak değil miydi? Aradan geçen 7 yılda ülkelerin borçları -kamusuyla, sanayisiyle, finans kesimiyle, hane halkıyla- 57 trilyon dolar daha artmış! Bu da gerçekten sürdürülemez bir durum. Ancak ufukta ülkeleri ne yeni korumacı önlemler almaktan vazgeçirecek, ne de borç batağından kurtaracak bir umut ışığı yok.