Tantan, gözden düşmek istiyorsa...

Tantan, gözden düşmek istiyorsa...


Halkın devlette yere göğe koyamadığı 3 sevgilisi var: Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Zekeriya Temizel.
Hepimiz biliyoruz. Devletin tepesinde yıllar boyu herkesin gözüne sokula sokula yapılan yolsuzluklar vatandaşta öylesine yoğun tepkisel birikim yarattı ki, yolsuzlukların üzerine giden, dürüst olan derhal müthiş prim yapıyor.
Ancak bu son kriz nedeniyle anlamış bulunuyoruz ki Sezer bir yana, diğerlerinin tümü bir yana! Sezer'in kılına dokunan, saniyesinde vatandaşın gözünden düşüverir:
Hani Tantan geçen haftaki kriz sırasında "Sezer'den bana yolsuzluklarla mücadele konusunda en ufak destek gelmedi. Benim bakanlığımdan da herhangi bir bilgi istemedi" dedi ya...
Sen misin diyen! Haaaydiiii Tantan'a eleştiri ve sitemlerin bini bir para... Sezer'e birkaç kez daha yüklense, halkın gözünde tüm itibarını yitiriverecek!
"Bunu hak ediyor mu?" sorusu ayrı. Önemli olan hak etmek ya da etmemek değil, toplum nabzını tutabilmek.
Pazartesi sabahı masamda ve e - postamda biriken anti - Tantan mesajları bir görseniz! İşte 2 örnek:
Okurumuz Mehtap Atıl, "İçişleri Bakanı Saadettin Tantan'dan çok şeyler bekliyorduk, ancak o da bu sistemin adamı olacağı yolunda mesajlar vermeye başladı" diye yakınıyor ve ekliyor: "Cumhurbaşkanımızın siyasi anlamda destekçisi kalmayabilir, ama sizin de gördüğünüz gibi halkın yüzde 90 arkasında."
Atıl Sökmen adlı okurumuz ise Tantan'ın Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'la yakın dostluğunu hatırlatarak "Belki Özkan zor durumda kalınca kendisinden böyle bir destek istemiştir. Ancak hiç lüzumu yokken yaptığı bu çıkış, Tantan'a büyük prestij kaybettirdi" diyor.


Kamu bankalarını yeniden yapılandırma kurulu, geçen hafta kriz sonrasına rastlayan 2 günde genel kurullarını yaptı. Ve tabii o karambolde yeni yapılan atamalarla pek ilgilenilemedi.
Oysa kamu bankalarını yeniden yapılandırma kurullarının yeni atama listeleri tarandığında, yıllardır zaten şöyle ya da böyle kamu bankalarıyla içli - dışlı olan isimler dikkati çekiyor. Bu durumda da "Yoksa yine değişen bir şey olmayacak mı?" diye insanın içi kararıyor.
Örneğin Ankara kulislerinden esen rüzgarlara göre kamu bankalarından birinin genel müdürünün çok yakın bir arkadaşı, Halkbank Yeniden Yapılandırma Kurulu Üyeliği'ne atanmış. Daha önce Etibank Yönetim Kurulu üyeliğine de atanmış olan bu kişinin sahibi bulunduğu danışmanlık firması, yıllardır epey yüklü bir ücret karşılığı Halkbank'a danışmanlık hizmeti veriyormuş. Aynı kişinin batış öncesi Töbank Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı da anımsatılıyor.
Gerek Halkbank gerekse Ziraat Bankası yönetim kurulu üyeliklerine yapılan 2 yeni atama da tereddütle karşılanmış bulunuyor. Bu 2 bankacının yurtdışında görevlerde bulundukları süreler içinde kamu bankalarını zarara uğratan operasyonlardan örnekler veriliyor.

"Eşimle birlikte 29 senedir vatanından binlerce km uzaklarda yaşayan Türk Cumhuriyeti vatandaşıyız. Türkiye'deki her skandal bizi sıfırladı. Yaşadığımız ülkenin bütün haklarını kazanmamıza rağmen, Türklüğümden ayrılmayı asla düşünmedim. 'Acaba hata mı ettim?' diye kendime soruyorum.
17 Ağustos Kocaeli depreminde evimiz yıkıldı. Varlığımızın bir bölümü gitmiş oldu. İstanbul Göztepe'de de bir dairemiz vardı ve 10 senedir eşimin kardeşi bedava oturuyordu. Deprem korkusu ile evimize müşteri aramaya başlamış. Tesadüfen alıcı bizimle temasa geçti ve ben bir haftalığına Türkiye'ye gelip evi satıp parayı Yurtbank'a 3 aylık yatırdım. Off shore denen hesaba 14 milyar lira...
Yılların birikimi uçup gidiverdi. Oysa biz onları biriktirinceye kadar ne zorluklar yaşamıştık..."
Demirasu rumuzlu okurumuzun yıllarca çalışıp - didinerek tasarruf ettiği ve herhalde emekliliğinde yaşamayı düşündüğü için Türkiye'de değerlendirdiği alın teri, son 1.5 yılda uçup gidivermiş.
Üstelik o bizler gibi sandık başına gidip bu kötü siyasetçileri de seçmiş değil. Yani olan - bitende hiç günahı yok!










DİĞER YENİ YAZILAR