Trafik canavarı aslında bizleriz

Trafik canavarı aslında bizleriz

     Bu yazıyı kesip duvarınıza asın. Sizler de çözüm yolları, yeni öneriler getirin. 4 mayısta başlayacak Trafik Haftası'nın ilk gününde hiçbir trafik kuralını ihlal etmemeye hazırlanın. Arkadaşlarınıza da bu bilgiyi iletin. Sokaklarda birbirimizi öldürmemize son vermek istiyorsanız, suçu trafik canavarında ya da sarhoş şoförde değil, onların caddelerimizde cirit atmasını engelleyemeyen, hatta kimi zaman teşvik eden toplumsal bilinç eksikliğimizde arayın.
       Bugüne kadar ne bir dernek yöneticiliği yaptım, ne de herhangi bir partinin üyesi oldum. Anlayacağınız örgütsel faaliyetler, hayat boyu ilgimi çekmedi. Toplumu harekete geçirmek konusunda da pek deneyim sahibi sayılmam.
       Hal böyleyken nasıl olduysa oldu ve ben kendimi trafik kampanyası başlatmış olarak buluverdim.
       Yazı İşleri Müdürümüz Eren Güvener'in gencecik oğlunun trafik kazasında ölmesi üzerine köşemde yazdığım bir yazı ve bu yazı üzerine okurlarımızdan telefon, faks ve e - postayla gelen akıl almaz destek bombardımanı sonucu Tüketici Gözüyle köşemizde yayınlanan yazılar bizleri de peşinden sürükleyerek kampanyaya dönüşüverdi.
       Bugün 26 nisan. Kampanyanın başlangıcından bu yana 1,5 ay geçmiş. Ben bu süre içine bir de Amerika'da göz ameliyatını sığdırıverdim.
       Döndüm baktım ki okurlarımızın konuya ilgileri hala sıcak. Ayrıca gazetemiz de konuya sahip çıkmış. "Hayatı Sollama" başlığıyla onlar da ayrı bir kampanya başlatmışlar. Bu arada diğer gazetelerde de trafik kazalarıyla ilgili haberler, kan - revan yerine okurlarını uyaran eğitici bir biçimde yer almış. (Onlara ayrıca değineceğim.)
       Bugünkü yazıda ben gerek yurtiçi, gerekse gazetemizi İnternet aracılığıyla izleyen yurtdışındaki okurlarımızdan gelen ve 1,5 ay süresince köşemizde yer alan öneri, saptama ve uyarıları -yerimiz elverdiği ölçüde- topluca gözlerinizin önüne sermeye çalışacağım.
       Topluca önümüzde dursun ki içimizden biri ya da yetkili bir merci bir sıçrama yapabilsin, bir adım öteye gidebilsin. Yeni düzenlemeler için bir ilk çıkış noktası oluşturabilsin.
       Yetkili - yetkisiz ağızdan binlerce görüşü dinleyip okuduktan sonra çalışma arkadaşlarımla birlikte benim vardığım sonç şu: Suçluyu başka yerde aramak yanlış. Bu trafiği, sihirli görünmez eller değil, biz trafiğin içindekiler düzeltebiliriz. Dolayısıyla trafik canavarı falan da yaratmayalım. Aslında trafik canavarı bizleriz.
       İşte bu bağlamda köşemize ulaşan öneriler:
       * Kimsenin ayıp saymadığı ve birbirinin gözünün içine baka baka yaptığı kural ihlalleri, "toplumsal ayıp" ilan edilsin.
       * Trafik kazalarına karşı toplumsal dayanışma oluşturmak için Susurluk'a karşı başarılı bir eylem olan "Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık" eylemine benzer bir sivil girişim başlatılsın.
       * "Başkası yaparsa ben de yaparım mantığı" yerine "başkası yapsa da ben yapmıyorum" anlayışı yerleştirilsin.
       Trafik sorununu ancak sivil toplum bilincinin çözebileceğine ilişkin bu önerilerin ardından okurlarımızın hemen hepsinin mutabık olduğu bir noktanın altını çizmek istiyorum:
       * Türkiye'de bir kişinin ehliyetinin olması, o kişinin araba kullanmayı bildiği anlamına gelmiyor. Ehliyet neredeyse araba sahibi olmadan önce yerine getirilmesi gereken bir formaliteye indirgenmiş durumda.
       * Bu saptamanın ardından tabii çok yerinde ve yetkililerin dikkate almasını beklediğimiz, özellikle de ehliyet kurslarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili öneriler geliyor:
       - Direksiyon sınavları, Amerika ya da İngiltere'de olduğu gibi sürücü adayı şehir içi trafiğinde denenerek yapılsın ve ehliyet, trafikteki hakimiyeti iyice sınandıktan sonra verilsin.
       - Kaza yapan kadar ona ehliyeti veren sürücü kursu da sorumlu tutulsun. İcabında hakkında dava açılıp yargılanabilsin.
       - Ehliyeti özel sürücü kursları değil, ya bilirkişilerden oluşan bir heyet ya da eskiden olduğu gibi yine Emniyet versin.
       - Sınav komisyonlarının daha ciddi çalışmasını sağlamak için sürücü belgesine komisyonun adı da yazılmalı ki gerektiğinde geri dönülüp hesap sorulabilsin.
       - Hayatında bir kamyona bile oturmamış öğretmenler, sınav komitesinde ağır vasıta ehliyeti veriyor. Hiç değilse ağır vasıta ehliyetleri Milli Eğitim'de kurulacak özel bir birim tarafından verilsin.
       - Ehliyetlerin tümü iptal edilsin ve herkes yeniden sınava girsin.
       - Her 3 yılda bir yurt çapında ÖSYM benzeri çok ciddi bir ehliyet sınavı yapılsın ve bu sınava tüm ehliyet sahiplerinin katılması zorunlu kılınsın. Aradaki süre içinde şeker, kalp, yaşlılık v.s. nedenlerle direksiyon hakimiyetini kaybetmiş olanların ehliyeti iptal edilsin.
       * Sürücülere ilk ehliyet verilirken zeka testi ve zaman zaman da psikolojik test yapılması gereği de, okurlarımızın sıklıkla dikkat çektikleri bir husus:
       - Özelllikle TIR, kamyon, tanker gibi ağır vasıtaları kullanacak sürücüler, Türkiye şartlarına uygun psikolojik testlerden geçirilsin. Gerekirse zeka testi de uygulansın.
       * Trafik suçlularının ülkemizde neredeyse hiç ceza görmediği konusunda görüş birliği hakim. Bizdekine oranla çok az trafik kazalarının olduğu Batı ülkelerinde bile yerine göre kasıtlı suç sayılan trafik kazalarının, gerektiğinde bizde de ciddi suç sayılabilmesine yönelik yasal düzenlemenin yapılması da ısrarla isteniyor:
       - Yasalarımızda, trafik kazalarının "kasıtsız suç" sayılmasına ilişkin madde mutlaka ve zaman yitirilmeden gözden geçirilsin. Trafik kuralları ağır biçimde ihlal edildiğinde kasti suç sayılsın.
       - Trafik kampanyamıza katılan Adalet Bakanı Sungurlu, okurlarımızın da sıklıkla rahatsızlık duyduklarını belirttikleri trafik kazalarının "taksirli suç" sayılmasına ilişkin uygulamaya açıklık getirdi. TBMM'ye gönderilmek üzere olan yeni Ceza Yasası tasarısında trafik suçlarının bundan böyle "bilinçli taksir" yani "kasıtsız ama bilinçli suç" sayılacağının ve dolayısıyla cezaların artacağının ve de paraya çevrilemeyeceğinin müjdesini Sungurlu'dan aldık.
       - Alkollü araç kullanan ya da 8/8 hatalı olan ve ölüme sebebiyet veren sürücü için hapis, ehliyetin iptal edilmesi gibi ağır cezalar uygulansın. (Akıl hastanesine gönderilsin diyenler bile var)
       - Denetimde alkollü çıkan sürücü 48 saat nezarette tutulsun ve en az 15 gün hapis yatsın. Bu ceza paraya çevrilemesin.
       - Sürücüler yasal alkol üst sınırını ayarlayamıyorlar. Bu üst sınır kaldırılsın.
       * Trafik polisleriyle ilgili görüş ve önerilerde ise farklılıklar dikkati çekiyor. Okurlarımızın bir bölümü, sorunun çözümü için trafik polislerinin eğitimini ve yüksek ücret almalarını önkoşul olarak görürken, bir diğer bölümü neredeyse tüm kazaların sorumluluğunu rüşvet yiyen trafik polislerine yıkma eğiliminde:
       - Trafik polisleri de sürücü kurslarındaki öğretmenler de 15 günlük meslek içi eğitimle yetiştiriliyor. Bunun önüne geçilsin.
       - Trafik polisleri de zaman zaman zeka ve kişilik testlerine tabi tutulsun. Ayrıca yetenek ve trafik kuralları hakkındaki bilgisinin güncelliği de ölçülsün.
       - Trafikte rüşvetin önüne geçilebilse, kazalar da büyük ölçüde azalır. Rüşvet karşılığı suçluyu suçsuz hale getiren trafik polisleri bile var.
       - Polis mesaisinin büyük kısmını yasak yere park eden araçları çekmeye ve ceza kesmeye ayırıyor. Hız sınırını aşanlarla ise pek ilgilenmiyor. Oysa kazaları park eden araçlar değil, hızlı gidenler yapıyor.
       - Polis Kolejlerinde trafik için özel birim kurulsun.
       - Üniversite mezunu, askerliğini trafik polisi olarak yapsın. Asker trafikçiler çevreleri ile yüz göz olmadan, kimseye ayrıcalık yapmadan, adaletten ayrılmadan trafik dünyasına önemli katkıda bulunabilirler.
       - Trafik polislerinin hem iş yükünü hafifletmek, hem de bir anlamda düzgün çalışmalarını denetlemek amacıyla oluşturulan "Gönüllü Trafik Müfettişliği" uygulaması yaygınlaştırılsın.
       - Kampanyamıza katkıda bulunan Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican, Trafik Hizmetleri Başkanlı'ğı bünyesinde oluşturulan Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu, Fahri Trafik Müfettişliği sistemi, Trafik Araştırma Merkezi ve kurulması düşünülen Karayolu Trafiği Polis Okulu hakkında oldukça ayrıntılı bilgi verdi.


       Ayrıca para cezalarının yükseltilmesinden, medya desteği ve televizyonlarda eğitici programlara, trafik kazalarının envanterinin çıkartılması gibi bilimsel çalışmalardan demiryolu ağının genişletilmesi gibi uzun vadeli önerilere bir başlık altında toplamamıza imkan olmayan görüşler de var:
       - Paramparça olmuş araçlar, "bu araçtan sağ çıkan olmadı" gibi ibret verici levhalarla görünür yerlerde teşhir edilsin.
       * Türkiye'de ölüme neden olmanın cezası 900 bin lira. En yüksek tazminat ise 100 milyon lirayı geçmiyor. Avrupa ülkelerinde maddi ve manevi tazminat rakamları Türkiye'de verilenin en az 100 katı. Bizde de para cezaları yükseltilsin.
       * Televizyonlar trafik konusunda eğitici ve ibret verici programlar yayınlasın. (Ama gece yarısından sonra değil.)
       * Hem karayollarının, hem de trafik kazalarının envanteri çıkarılsın. Karayollarındaki trafik işaretleri ve levhaları gözden geçirilsin.
       * Bu kadar araç yükünü bu yolların taşımayacağı malum. Demiryolları ve metroya ağırlık verilsin.
       * Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de büyük firmalar zaman zaman trafikle ilgili belli projelere sponsorluk görevini üstlensin.
       * Kamyon üretim standartları değiştirilirse, uzun yol kazaları azaltılabilir. Aşırı yüklenen ve motor gücü düşük olan kamyonlar yolu tıkadıkları için, arkadaki araçlar sollama ihtiyacı hissediyorlar. Tek gidiş - gelişli şehirlerarası yollarda kazalarının önemli bir bölümü, aslında kamyonların aşırı yavaş gitmelerinden kaynaklanıyor.



Yazara E-Posta: M.Tamer@milliyet.com.tr