Varlıklı tüketici yerli malı almıyor

Varlıklı tüketici yerli malı almıyor


Türk malı imajı 3


       Türkiye'de yerli malı kullanımının önündeki en büyük engel, belki de gelir dağılımındaki çarpıklık. Orta sınıfın giderek erimesi.
       Türk - İş Başkanı Bayram Meral'ın DPT verilerine dayanarak ifade ettiği gibi yoksulluk sınırında yaşayan 17 milyon insan zaten tüketemiyor. Toplam nüfusun yüzde 60'ı, milli gelirden sadece yüzde 25 pay alıyor. Bu kesim, mutlaka bir mal alması gerektiğinde maalesef Uzakdoğu'dan gelen ucuz ve çoğunluğu kalitesiz ithal mallarla yetinmek zorunda kalıyor. Türk malının fiyatına erişemiyor.
       Belli bir kalite düzeyine ulaşmış ya da marka değeri olan Türk malları, teorik olarak ancak nüfusun yüzde 40'ı için erişilebilir durumda. Anlayacağınız nüfusumuz 65 milyon, ama kaliteli Türk malını satın alabilecek nüfus 25 milyonu geçmiyor. Türk malının geçmişten kalma kötü imajına, yeni zenginlerin dünyaca ünlü markalara sahip olma iştahı da eklenince Türk malını satın alacak tüketici sayısı daha da azalıyor.
       1960'larda Japon malının kalitesizliği, Japon - tapon kelimeleriyle ifade edilirdi. 1980'lere gelindiğinde ise kaliteli Japon malları Amerikan firmalarını havlu atma noktasına getirdi.
       Vakko'nun kurucusu Vitali Hakko'nun alttaki sütunlarda belirttiği gibi bizler de cebinde parası olan tüketici için Türk malı satın almayı moda haline getirmenin yolunu mutlaka bulmalıyız. Kalitesi tereddüt yaratmayacak iyi seçilmiş yerli mallardan başlar ve kitleleri peşinden sürükleyecek rol modellerini de doğru seçersek, bakarsınız Türk malı satın almak moda haline geliverir.

Hakko: Yerli malını moda haline getirmek

     "Nişantaşı, yabancı markaların caddesi oldu. Beyoğlu'ndaki 260 dükkanı da yerli markalarla donatalım"
       Vitali Hakko, dün sabah erkenden aradı. 2 gündür yazdığım yerli malı kullanımıyla ilgili yazılara atıfta bulunarak "Özledim o kelimeleri, 50 yıl öncesine döndüm" diye söze başladı. "Ama o günlerde yerli malı kullanımı çok gerçekçi değildi. Bugünse tam sırası" diye devam etti.
       Ancak Vakko'nun yaratıcısı Vitali Hakko diyor ki: "Yerli malı kullan demekle insanlara yerli malını kullandıramazsınız. Hatta tam tersine inadına gider ithal malını alırlar."
       Pekiyi ya önerisi? Ne yaparsak insanlar yerli malına yönelir?
       Hakko, "Yerli malını moda haline getirmeliyiz" diyor. Ve ABD Başkanı Bill Clinton'un AGİT Zirvesi için Türkiye'ye geldiğinde Dolmabahçe Sarayı'ndaki akşam yemeği için tasarlayıp hazırladıkları Kütahya Porselen tabakların öyküsünü anlatıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun 700. yılı nedeniyle Osmanlı dönemi desenlerinden bir tasarım hazırlamışlar. Tabakların üretimini ise Rosenthal gibi çok ünlü bir yabancı firmaya değil de Kütahya Porselen'e yaptırmışlar.
       Şimdi bu tabaklar Vakko mağazalarında kapış kapış gidiyormuş. Hakko, "Gerçi Kütahya Porselen'de üretilen tabaklar, Rosenthal kadar dayanmaz. Alanlar da biliyor bunu. Ama hoşlarına gidiyor. Tasarım da, Türk malı olması da, arkasında Kütahya yazması da... Moda oldu, alıyorlar" diyor.
       Vitali Hakko, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün Nişantaşı'ndaki binaları boyatmasından övgüyle söz ediyor, ancak "Nişantaşı'na artık yabancı markalar damgasını vurdu" diye yakınıyor. Ve ardından da sözü yıllardır güzelleştirmek için uğraştığı ve büyük mesafe aldığı Beyoğlu'na getiriyor. "Beyoğlu'nu da yerli malların ve markaların caddesi yapalım" diyerek benim de kulağıma çok hoş gelen bir çağrıda bulunuyor. Ve 6 ay kadar önce Beyoğlu'ndaki binaların boyatılması için düğmeye basacağını vaadeden Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya küçük bir hatırlatma yapıyor.

Soyadı benzerliği

       Okurlar zaman zaman sorarlar: "Ülkü Tamer ya da Rauf Tamer'le herhangi bir akrabalığınız var mı?"
       İkisiyle de yok. Hatta ikisiyle de yüzyüze tanışmışlığım, el sıkışmışlığım bile yok. Olsa olsa basınla ilgili bir davette belki uzaktan selamlaşmışlığım vardır.
       Murat Demirel'den 1 milyon dolar alan gazeteciyle ilgili olarak dün Akşam gazetesinde yer alan habere göre Demirel'in korumaları ve şoförü, DGM'deki sorgularında "Çantayı kapıyı açan Tamer'in karısı Meral Tamer'e teslim ettik" demişler. (Sayfa 10)
       Önce zannettim ki eşiyle isim benzerliğimiz var. Ancak dün beni arayanlardan öğrendiğime göre Rauf Tamer'in eşinin adı Meral değil İlkay'mış.
       Bu arada Kuzguncuk'ta restore edilmekte olan 2 katlı evin tabelasında, mal sahibi Meral Tamer diye yazıyormuş. Okurlar da tanıdıklar da son dönemde "O sen misin?" diye soruyor. O Meral Tamer de ben değilim.
       Son bir not: Kızımın arkadaşları İnternette Meral Tamer diye bir siteye giriyorlarmış. O da ben değilim.
       Aslında benim nüfus kağıdında yazan soyadım da Tamer değil. Eşimden 15 yıl önce boşandığımda herhalde kendimi pek ünlü! sanmışım ki soyadımı korumuşum. Kızım büyürken aynı soyadı taşımamız onu çok rahatlattı, dolayısıyla ciddi bir yararı oldu. Ama pasaport ve bilet işlemlerinde bana sık sık sorun yarattı.
       Benim gerçek soyadım Artun. Radikal yazarı Mine Kırıkkanat, 1 - 2 yıl kadar önce babasının ölümü üzerine Saulnier soyadını terkedip kızlık soyadı Kırıkkanat'a döndüğünde çok kıskanmıştım. Keşke beni de motive eden güçlü bir etken olsa da Meral Artun oluversem... İlk gençlik yıllarında kaybettiğim babamın soyadını tek evlat olarak yaşatabilsem...


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr