Vat iz dis'i görünce zap!

Vat iz dis'i görünce zap!


     Yapı Kredi'nin son reklamına kızıp bu bankadaki paralarını çekenler var. Öğretmeni aşağılayıp rencide ettiği belirtilen reklam, öğrencilere kötü örnek olacağı düşüncesiyle 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde de protesto edilebilir

       Pazar günü bu köşede Yapı Kredi Bankası'nın son reklam filmiyle ilgili okur tepkilerine yer vermiştik. Yazı yayınlandıktan sonra tepkiler de katlanarak arttı.
       Bu reklam nedeniyle Yapı Kredi Bankası'ndaki hesaplarını kapatanlar mı istersiniz, topluma "her şey paradır" mesajını veren bir bankada hesabı olmamasına şükredenler mi, kira yatırma ya da havale gibi herhangi bir bankacılık işleminde de bu bankayı kullanmaya tövbe edenleri mi?
       Örneğin kimya yüksek mühendisi okurumuz Burhan Savaş, "reklam değil, resmen hıyarlık" başlıklı kısa e - posta mesajında diyor ki:
       "Meral hanım,
       YKB'nin hemen harcıyamayacağı! eski müşterisi işadamıyım. Bu iğrençliği hemen durdurmazlar, bunu yapanı da kapının önüne koymazlarsa tüm hesabımı ve ilgimi bu bankadan ve bu gruptan çekeceğimi mesaj panolarına ilettim."
       Sayfa sekreterimiz Atilla Karaca'nın ilkokul birinci sınıftaki kızı Merve de reklama sinir olanlardan. Ama sadece sinir olmakla kalmıyor, biraz kafası da karışmış: "Şimdi baba, ben seni telefonla aradığımda karşıma banka mı çıkacak yani!" diye soruyormuş.

Kültüre önem veren bankaya yakışmıyor

       Başak Sigorta Genel Müdürü Muzaffer Bilgili, dün sabah "kalemine sağlık" demek için telefonla aramış. "Ben bu reklamı çok yadırgadım. Toplumumuz bu kadar maddi olmamalı. Öğretmenlerimizi bu kadar rencide etmeye de hakkımız yok" diyor. Çok sayıda televizyon kanalında sıklıkla gösterilen bu reklamla gençlerin beyinlerinin de yıkanacağı kaygısını taşıyan Bilgili, "İyi aile terbiyesi almamış bir öğrenci girer sınıfa ve öğretmenini reklamdaki gibi aşağılamaya kalkabilir. Önümüzdeki günlerde sınıflarda bu tür öğrencileri görürsek şaşırmamamız gerek" diyor.
       Başak Sigorta Genel Müdürü'ne göre bu reklam toplumumuzun kültürüne de aykırı, kültür hizmetlerine hep önem veren Yapı Kredi'nin kurum kültürüne de ters düşüyor. Zaten Bilgili reklamdan o denli rahatsız olmuş ki, televizyonda gördüğü an zaplayıp kanal değiştiriyormuş.
       Bilgili'yi dinlerken dünkü Hürriyet'in son sayfasındaki bir haber geldi aklıma. Samsun'da 8. sınıf öğrencisi 14 yaşında bir çocuk, elinde tabanca sınıf basmış ve öğrencileri rehin almış. Polisler onu ikna etmek için epey dil dökmüşler. Bu olayla Yapı Kredi'nin öğretmenli reklamı arasında bir ilişki yok tabii. 14 yaşındaki eli silahlı genç, olsa olsa TV'den naklen pazarlık yapan eli silahlı sabıkalı İzmirli işadamını örnek almış ve belki de karşısında onu ikna edecek bir Defne Samyeli'nin hayalini kurmuştur!
       Televizyon yayıncılığında da, reklamlarda da biraz daha dikkatli ve sorumlu olunması gerekmiyor mu?
       Gazetecilerin reklama çıkmaması konusunda paralel yazılar yazdığımız Hürriyet gazetesi yazarı Serdar Turgut da salı günkü köşesini Yapı Kredi'nin reklamına ayırmış. "Bilgiyi küçük gören bu reklamı protesto ediyorum" diyen Turgut'un uzun yazısından küçücük bir kesit:
       "Çocukluğumuzda biz bir arkadaşımıza "paran kadar konuş" diyecek olsak annemiz babamız bizi ayıplardı. Şimdi reklamda bilgi aktarmaya çalışan hocaya öğrenci bir anlamda "paran kadar konuş" diyor ve bu, harika bir reklam, modern Türkiye'nin bir göstergesi olarak alkışlanabiliyor.
       Ne kadar ayıp!"
       Reklamda antipatik bir kimlikle karşımıza çıkartılan yaşlı ve demode öğretmen, karşısında da herşeyi para olarak gören ve öğretmene "Sizin dünyadan haberiniz yok, siz ne biçim İngilizce öğretmenisiniz" diyebilen küstah öğrenci var. Ve öyle görünüyor ki bu ikili TV ekranlarında aynı kimlikleriyle görünmeye devam edecek olurlarsa, yaklaşmakta olan 24 kasım Öğretmenler Günü kutlamalarından nasiplerini alacaklar.

Depreme dayanıklı mobilya istiyoruz

       Tüketiciyi Koruma Derneği'nin (TÜKODER) deprem gibi doğa olaylarında tüketici haklarını saptamak amacıyla düzenlediği toplantının öncesinde Milliyet Tüketici Köşesi olarak kendi önerilerimizi sıralamış ve sizlere de çağrı yapmıştık. O çağrıya yanıt olarak dikkate değer öneriler geldi.
       Ankara'daki Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar, tüketici güvenliği açısından depreme dayanıklı mobilya üretilmesini istiyor ve şöyle diyor:
       "Mobilyalar depreme dayanıklı olarak üretilmeli. Ayrıca bunların evlere montajı da yine deprem koşulları gözönüne alınarak yapılmalı. Bu konuda hem yasa çıkarılmalı, hem de tüketici bilinçlendirilmeli."
       Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Odabaşı ise konutların da bir ürün ve hizmet gibi düşünülmesi gerektiğini belirterek, "Yapılar gelişigüzel üretilemez ve insan sağlığına zarar verecek şekilde tasarlanamaz" diyor. Bu çerçevede tüketicinin satın aldığı konutun girdilerinin (zemin, proje, demir, çimento vs.) kalitesinden sorumlu tutulamayacağına dikkat çekiyor. Tüketici hakları açısından sorumlu olanlar hizmeti verenler. Tüketicinin yapılarla ilgili ödediği yıllık vergilerin de konutların güvenliği için ödenen bir bedel olduğunu belirtiyor. Bu arada ucuz konut satın alan tüketicinin suçlanmasının da serbest piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olduğuna işaret ediyor.
       Bu konudaki diğer okur önerileri ise şöyle:
       * Mali müşavir Orhan Arabacıoğlu: Bir inşaatın kalitesi sağlıklı maliyet hesaplarıyla anlaşılabilir. 5 katlı bir binanın ne kadar, ne cins ve ne kalite demir - çimento gereksinimi olduğunu bilirsem, bana verilen belgelerdeki verilerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını irdeleyebilirim. Yoksa şu anda olduğu gibi birbirinin aynı 2 bina için ibraz edilen malzeme belgelerini 2 ayrı meslektaşım da doğru kabul etmek zorunda kalacaktır. Binaların depremde dimdik ayakta kalması için gerekli teknik verilerin m2 maliyetleri her yıl ilan edilmelidir. Böylece belediyeler iskan vermek için asgari inşaat maliyet raporu isteyerek bir çeşit inşaat kalitesi denetimi de yapmış olurlar.
       * Ankara'dan Vakıf Evrensel 2000 Girişim Grubu sözcüsü Şevket Çorbacıoğlu:
       - Deprem fonu oluşturulmalı. Tüm hakedişlerden, ihale bedellerinden, satış ve kiralamalardan bu fona yüzde 1'lik aktarmalar yapılmalı. Ayrıca yapım sürecinin tüm aktörleri (malzeme - maliyet - mühendis - mimari yapılar) fonun kaynağı haline getirilmeli.
       - Fay hattında monolitik panellerden oluşmuş prefabrik evlerle 2 milyon adet konutun yenilenmesine gidilmeli
       - Fay hatlarında geleneksel yapı teknolojisi yerine yaksek yapı teknolojisi normları oturtulmalı. Bu bölgelerde iş yapan firmalara teknoloji transferi kolaylığı sağlanmalı.
       - Fay hattında özellikle kırsal kesimde devlet desteğiyle her 5 aileye bir çadır bulundurma zorunluluğu getirilmeli. (Yap - satçı firmalar ve toplu konut yapanlar da bunu desteklemeli.)
       - Özerk proje denetim merkezi PRODEM yaşama geçirilmeli. PRODEM kamu görevlileri, sivil toplum örgütleri, meslek odaları temsilcilerinden oluşmalı ve görevi yapım sürecinin tüm aşamalarını denetlemek olmalı.



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr