ZAMANI ELE GEÇİR HAYATI KAÇIRMA!

29 Aralık 2020

Milliyet Dijital, Türkiye’nin ilk yaşam platformunu yarattı. Dijital ‘eşitsizliği’, kullanımındaki ‘farklılıkları’, bilgiye erişimin önündeki ‘engelleri’ ortadan kaldıran bu projeyle yine bir ilke imza attı

Bildiğiniz gibi dijital platformları doğru yönetmek, marka bilinirliği ve marka değeriyle doğrudan ilişkilidir. Kolay erişim ve hız önemlidir. Ama haberin doğruluğu ve güvenilirliği daha da önemlidir. Milliyet Dijital ile zamanı ele geçirin!

Her yıl dünya genelinde ve ülkeler bazında internet kullanımına dair raporlar hazırlanıyor. En son yayımlanan ‘Dijital 2020’ raporu, dünyada 4,5 milyar internet kullanıcısı olduğunu ortaya koymakta. Bu da küresel nüfusun yüzde 59’u demek.

Rapora göre; tipik bir kullanıcı, zamanının yüzde 40’ından fazlasını internette geçiriyor. Bu hesaba göre insanlık, geçen yıl toplamda 1,25 milyar yılını internet kullanarak geçirmiş oldu. Dünya genelinde kullanıcıların internette geçirdiği günlük süre ortalama 6 saat 43 dakika iken bu oran Türkiye’de daha vahim bir tablo çiziyor. Gününün 7 saat 29 dakikasını internette geçiren Türkiye, 42 ülke arasında 12’nci sırada yer alıyor.

Peki ne yapmamız gerekiyor?

Nasıl ki, dünya medyası kendisini güven, doğrulama ve referans merkezi olarak konumluyorsa, dünyanın siyasi, ekonomik ve sosyal hayata dair dengelerini değiştiren dijital çağ da bu kaotik ve manipülatif ortamda kullanıcının doğruyu bulma zamanını en verimli şekilde kullanma arayışına yanıt bulmaya çalışmak zorunda.

Tam da bu nedenle Milliyet Dijital daha kaliteli ve özgün içerikleri öne çıkarmak için yaptığı değişiklik kapsamında kişiye özel bir tasarım gerçekleştirdi.

Öyle ki; oluşturduğu yaşam platformuyla okura yarını yakalama fırsatı sunacak.   

Yazının devamı...

Kadının beyanı esastır

13 Aralık 2020

Geçen hafta sosyal medyada “taciz ifşası” gündemde bomba etkisi yarattı. Birçok kadın, kendisine yapılan tacizi ifşa etti, etmeye devam ediyor. Konu taciz olunca erkekler kadınların psikolojisini anlamaktan hayli uzaktır. O yüzden “Neden şimdi ifşa ettin?”, “Yıllardır niye susuyordun?” bizim sorularımız olamaz. Türkiye’de kadın olmak zordur. Bir kadının, toplum önünde “Tacize uğradım” diyebilme cesareti göstermesi, başlı başına büyük bir adımdır. Çünkü tacize uğrayan kadın, “Ne işin vardı adamın evinde?”, “Sen de öyle giyinmeseydin canım” gibi tepkilerle karşılaşacağını, daha “Tacize uğradım” demeden biliyordur. O yüzden “Kadının beyanı esastır” diyoruz. Kadın, bütün cesaretini toplayarak “Tacize uğradım” diyorsa orada duruyoruz biz.

Geçtiğimiz hafta gündemin birinci maddesi olan “taciz ifşası” konusunda da aynı yerde durduk. Birden fazla kadını taciz ettiği iddia edilen yazar Hasan Ali Toptaş’ın “eril faillik” diyerek tacizi kavramsallaştırmaya    çalıştığı “özrünü” de “Cinsel tacize skandal savunma” olarak yayımladık. Süreç devam ederken Toptaş, Milliyet’e konuşmak istedi. Gazetede çok tartıştık, yayımlamalı mıyız, yayımlamamalı mıyız diye... Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin “Gazeteci cevap hakkına, kötüye kullanılmaması ve kabul edilebilir biçimde yapılması kaydıyla saygılı olmalıdır” ilkesi gereği kendisine söz hakkı verdik. Böyle bir iddiayla gündeme gelen Toptaş’a tek başına söz veremezdik elbette ki. Mağdur olduğunu belirten kadınları da tek tek aradık. Konuşmak isteyip istemediklerini sorduk. Ki yanıtları sayfalarımızda okuyacaksınız üstelik yeni iddialarla… Ayrıca edebiyat dünyasındaki önemli isimlerin değerlendirmelerini aldık.

Biz mahkeme değiliz. Tabii ki, bir bakış açımız ve bir fikrimiz var. Ancak temennimiz, söz konusu olayda, Toptaş tarafından taciz edildiğini söyleyen kadınların bir an önce yargıya başvurmalarıdır. Sosyal medya, mağdurların seslerini duyurmak için çok doğru bir adres olabilir ancak bir mahkeme, hesap verme, ceza kesme mecrası değildir. Toptaş, yargı önünde hesap vermelidir. Milliyet de her zaman olduğu gibi süreci adım adım takip edecektir.

 

Yazının devamı...

Hem şiddet hem de şiddetin gölgesiyle mücadele ettik!..

11 Aralık 2020

Önce hatırlatalım: 

Birleşmiş Milletler’in Kadın Birimi, kadınlara yönelik şiddete son kampanyalarının bu yılki temasını “siber şiddete dur” olarak belirleyince, 16 günlük aktivizmle söz konusu kampanyaya Milliyet de dâhil oldu. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına destek veren küresel medya birliği Media Compact üyesi olarak.

25 Kasım Dünya Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nden bu yana, bu devasa boyuttaki sorunu manşetlerimize taşıyoruz.  İlk gün “Siber şiddete dur demek için bir ateş böceği yak” başlığıyla birinci sayfanın tamamını kampanyaya ayırdık. Haberimize yabancı kanalların da aralarında bulunduğu çok sayıda medya kuruluşu ilgi gösterirken, sosyal medyada en çok paylaşılan ve konuşulan manşet olması, sorunun önemini ortaya koymak bakımından ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi de ortaya koydu.

Her kesimden destek yağdı

Siber şiddete maruz kalan ya da çevresinde bu soruna tanık olan çok sayıda sanatçı, akademisyen, hukukçu, aktivist, kadın örgütleri temsilcilerinin konuya ilişkin görüşlerine muhabirlerimiz Meltem Günay ve Çiğdem Yılmaz’ın başarılı gazeteciliği sayesinde hemen her gün yer verdik. Okurlarımızın desteğiyle de sürdürdüğümüz kampanya sadece gazetemizde değil, sosyal medyada da geniş yer buldu.  Sibel Can, Işın Karaca,  Tülin Şahin, Demet Akbağ, Özge Özberk, Belçim Bilgin, Ayla Çelik, Yağmur Tanrısevsin, Tuvana Türkay, Ceyda Düvenci, Pelin Akil, Gaye Turgut Evin ve Simge Sağın, siber şiddet konusundaki görüşleriyle gazetemizde yer aldı.  Gizem Karaca, Eser Yenenler, Aslıhan Güner, Mert Kılıç, Ebru Şallı, Görkem Sevindik, İbrahim Büyükak, Aslı Hünel, Ümit Erdim, Mert Öcal, Gurur Aydoğan, Selen Görgüzel Alkan, Oğuzhan Koç, Jessica May, Fulya Zenginer, Begüm Özer, Burcu Şendir ve Begüm Erdemli Karamahmutoğlu gibi magazin, sanat dünyasından birçok isim de gazetemizi sosyal medya sayfalarında paylaştı.


Yazının devamı...

Ateş Böcekleri

25 Kasım 2020

Sosyal medyada dini, etnik ya da cinsel kimlik üzerinden hakarete uğrayan, ağır küfürlere, tehditlere maruz kalanlar çok sayıda üniversitenin de araştırma konusu oldu. 

Örneğin The Guardian’da 23 Şubat 2014’de yayımlanan bir habere göre; Ohio’daki Wright State Üniversitesi 51 milyon tweet örneğini inceledi. Tüm küfürleri sıralayarak yüzdelerini okurlarıyla paylaştı. İlk yedi küfür Twitter’daki tüm küfürlerin yüzde 90,6’sını oluşturuyor. Günlük hayatta kullandığımız kelimelerin yüzde 0,5 ila yüzde 0,7’sinin küfür olduğu, buna karşın sosyal medyada bu oranın yaklaşık yüzde 1,15’i ile bunun iki katı olduğu belirtilmekte. Yani her 13 tweetten biri küfür içeriyor.

Bu sosyo-kültürel sorun neredeyse her platformda tartışılırken diğer taraftan ve aynı zamanda bir başka büyük problemimiz de varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Birleşmiş Milletler geçen yıl, en gelişmişinden en yoksuluna tüm dünyada, toplumun yarısının gördüğü şiddeti rapor etti.  Bu raporlara göre; dünya genelinde kadınların yüzde 35’i ömründe en az bir kez şiddete maruz kaldı. Belli bir yaş aralığında her beş kadın ve kız çocuğundan biri fiziksel ve cinsel şiddet gördü. 200 milyon kadın ve kız çocuğu da “sünnet” gibi uygulamalarla sakat bırakıldı…

Peki sorun bu kadarla kaldı mı?

İçinde bulunduğumuz COVID-19 salgını sebebiyle uygulanan kısıtlamalar insanları evlerinde ve çevrimiçi platformlarda daha fazla vakit geçirmeye zorluyor. Okul ve işyerlerinin çevrimiçi platformlara taşınması sebebiyle kadın ve kız çocukları bu alanları her zamankinden daha fazla kullanıyor. Kullanım artışı kadın ve kız çocuklarının siber şiddete maruz bırakılma riskini artırıyor. Kadınlar, siber taciz, ısrarlı takip, siber zorbalık, cinsel taciz gibi siber şiddet türlerine maruz bırakılırken, bu durumdan özellikle dijital okuryazarlığı düşük olan kadınlar etkileniyor.

Günümüzde henüz ortak bir tanımı yapılamamış olsa da dünyanın farklı yerlerinden veriler kadın ve kız çocuklarının siber şiddete maruz bırakılma riskinin gün geçtikçe arttığını gösteriyor. Siber taciz ve siber zorbalık Avustralya’da karantina sürecinde %50 artarken, Birleşik Krallık verileri, şikâyet hatlarına yapılan görsel odaklı cinsel taciz başvurularının Mart 2020’de ikiye katlandığını gösteriyor.

Tam da bu nedenle Türkiye’de 2012 senesinden bu yana 16 Günlük Aktivizm çerçevesinde düzenlediği kampanya, etkinlik ve aktiviteler ile kadınlara yönelik şiddete karşı farkındalık yaratmayı hedefleyen BM Kadın Birimi bu kez odağına siber şiddeti koydu.

Yazının devamı...

Hoş bulduk UN Women!

7 Ekim 2020

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına destek olmak için küresel medya birliği Media Compact’a Milliyet’i dahil eden Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’ne teşekkür ediyoruz. Türkiye medyasında daima ilklere imza atmış bir gazete olarak kadın ve kız çocuklarının güçlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması yolunda gerçekleşen bu iş birliğinin haklı gururunu yaşıyoruzBirleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadınların ve kız çocuklarının insan haklarını güçlendirmek için taahhütlerin yenilenmesi, eylemlerin güçlendirilmesi ve kaynakların çoğaltılması konularında çalışıyor. Hükümetleri, uluslararası standartlarla uyumlu yasal reformları benimseme ve yürürlüğe koyma konusunda destekliyor. Şiddetin sona erdirilmesini savunmak, şiddetin nedenleri ve sonuçlarına ilişkin farkındalığı artırmak ve ortakların şiddeti önleme ve şiddete tepki verme kapasitelerini geliştirmek için hükümetler, BM kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve diğer kurumlarla ortaklık yapıyor. Ayrıca erkeklerin ve erkek çocuklarının değişen norm ve davranışlarına duyulan ihtiyacı teşvik ediyor. UN Women, 2015 yılından beri de medya ve iletişim sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışmaları destekliyor ve teşvik ediyor. Toplumsal cinsiyet sorunlarının gündeme getirilmesinde medya kuruluşlarının bir ittifakı olarak işlev gören UN Women Media Compact, küreselde 80’i aşkın medya kuruluşunu bünyesinde barındırıyor.

Milliyet, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına destek olmak için UN Women küresel medya birliği Media Compact’in üyesi oldu. UN Women, dün sosyal medya hesaplarından bir mesaj paylaşarak, “Kadınların güçlenmesini, haber medyası aracılığıyla ilerletmeyi amaçlayan bir ortaklık olan Media Compact’de Milliyet’i ağırlamaktan heyecan duyuyoruz” dedi.

Biz de Milliyet ailesi olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine katkı sağlamak amacıyla Media Compact’e dahil edildiğimiz için teşekkür ediyoruz. Ayrıca Türkiye medyasında bu birliğe katılan ilk gazete olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

ONUR DUYUYORUZ

Elbette ki üzerimize düşeni yapacağız. Kadın ve kız çocuklarının güçlenmesi, eşit haklara sahip olması, kadınlar için eşit ekonomik fırsatlar yaratılması ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin sona erdirilmesi için bugüne kadar yaptığımız çalışmalara aynı kararlılıkla devam edeceğiz, toplumsal cinsiyet eşitliğinden taraf olacağız.

Kurumların, kadın örgütlerinin ve en önemlisi de medyanın desteği ile kadınların direnerek, üreterek, başarıya doğru yol alan öykülerine tanıklık etmeye devam edeceğiz.

Yayınlarımızda bugüne kadar cinsiyetçi dil konusunda gösterdiğimiz özeni, maksimum dikkatle devam ettireceğiz. Yol kazaları yaşayabiliriz. Ancak yaşasak bile çabamızdan, niyetimizden hiç kuşkunuz olmasın.  Bu noktada iyi niyetli her eleştiri yol gösterici, her katkı değerli olacaktır.

Yolumuz uzun. Bu sürece Milliyet olarak katkı sağlamaktan onur duyuyoruz ve diyoruz ki, “Hoş bulduk!”

Yazının devamı...