Afganistan'a bu, düşkünlük de ne?

Afganistan'a bu, düşkünlük de ne?


Birden bire iktidarımız, özellikle Başbakan, Afganistan'a aşık olmuş görüntüde. Daha bir askeri harekatın nasıl şekilleneceği belirsizken, Amerika'da kurulan komuta merkezine başka bir kaç NATO üyesi ülkeyle Türkiye'den de bir "irtibat heyeti" istemesiyle birlikte "Afganistan'a asker gönderiyoruz" bilgileri iktidar çevrelerinden kendi belirli medya sözcülerine akıtılmaya başlandı. Allahtan, ortada henüz fol veya yumurtanın bulunmadığı çabuk anlaşıldı.
Amerika, savaşmak için bizden birlik filan istemediğini belirtince ve bu arada gözlerde büyütülen Taliban da birkaç ay içinde çökünce Ecevit "Gelecekteki Afganistan" için büyük projelerini demeçlerle açıklamaya koyuldu. Efendim, Afganistan zaten, "Atatürk zamanından beri" biz Türkler gözünde bir "küçük kardeş"ti. Ağabeylik görevimizi tekrar başlatmaya hazırdık. Toplumu bizim gibi müslüman Afganistan için "laik, demokratik devlet" modelinden daha iyisi düşünülebilir miydi? Kabil'in bir "muntazam ordu"ya da ihtiyacı vardı ve biz ona hocalık ederdik. Kurtuluş Savaşımızda bunu kendimize kurmamış mıydık? Polisi de hemen örgütlerdik; uzmanlarımız derhal yola çıkabilirlerdi. Türkiye, daha katkısının ne olacağı bilinmezken, uluslararası askeri kuvvetin, İngilizlerden sonra, komutanlığına talip olduğunu açıkladı. Ülkenin yeniden yapılanmasında da rolümüz elbette başrol olacaktı. Ecevit, Karzai'yi Türkiye'ye davet etti.
Doğrusu ya bu hava kamuoyunda çok iyi karşılanmıştır. Japonya'da damatlık için kuyruğa giren işsiz / güçsüz takımından boş bekleyen inşaat müteahhitlerine kadar herkesin "bir dış iş" rüyası gördüğü Türkiye'de başka ne olacaktı? Hani, "komşuda pişer, bize de düşer" ya..
Ne var ki bu, dünyadan ya habersiz, ya da çarpıtılmış haberle yaşayan Türk kamuoyunun yeni bir serabından başka şey değildir. Zira Afganistanda böyle bir ortamın "o"su bile yoktur. Gerçekle ilgisi de.. Maksat: Dikkatler günlük yaşamın sıkıntılarından başka yere çevrilsin.

Biraz ayıp olmuyor mu?
Afganistan için "ideal model"in "laik devlet" olduğuna inanan bir, - Ecevit'in dışında - 1920'ler sonunda Atatürk'ü ziyaret edip onun devrimlerine hayran kalan "biraz saf Kral" Amanullah Han olmuştur. Kabil'e döndüğünde Kraliçesi Süreyya'nın başını açmıştır, sakal ve uzun saçı yasaklamıştır, batılı elbise giymeyi emretmiş ve tam latin alfabesini almaya hazırlanırken adi bir Tacik haydut, bir su taşıyıcısının oğlu Batça Saka tarafından devrilmiş ve sürgüne gönderilmiştir. Toplumu müslüman bir ülkede Laik Devlet kurmak kolay mı? Kolay olsaydı islam aleminde hiç olmazsa, bir ikinci Mustafa Kemal çıkardı.
Taliban gitti ama, kadınların çoğu hep, "Burka" içinde: Evlerindeki babaları, ağabeyleri ne gitti; ne de kafalarını değiştirdi. Baskı, asıl, onlarındır. Afganistan "laik devlet" değil, "ılımlı şeriat" aradığını açıkladı.
Ecevit, "muntazam ordu" kurmanın ne demek olduğunu da ancak o kadar biliyor. Sayısız silahlı kabilenin her biri, bir Çerkez Ethem. Bunlardan Dostum'u - kendi adına para bile basmıştır - Karzai neden Kabinesine almaya mecbur kalmıştır? Ecevit, Kabinesindeki Bakan sayısını azaltmayı bile göze alamıyor.
Başbakan Karzai,
yemin töreninden sonra söylemiştir: Afganistan'ın "yeniden yapılanması" milyarlarca dolar isteyen bir iştir ve buna talip olanların "ellerini cebe atması" lazımdır. Boş cebe değil! Aynı açıklamada İtalya Başbakanının "para ve malzemeyi üstlenerek" Afgan televizyonunu adam etmeye talip olduğu bildiriliyor. Berlusconi "polis" ile "Olimpiyatlara katılacak Afgan atletleri"ni de yetiştirmeyi teklif etmiş. Kendi cebinden!
Karzai, önce Roma'ya mı gider / Ankara'ya mı gelir? Ya, siz olsanız? Türkiye'yi köy / kentlerle kalkındırmaya inanmak neyse Afganistan'ı "Türkiye'nin ağabeyliğine bırakmak" gibi bir eğilim de dünyada o kadar var.

Yarın: Gelelim, "askeri güç"e