Aklın - ve doğru teşhislerin - yolu

Aklın - ve doğru teşhislerin - yolu


Başbakan Ecevit'in Amerika gezisi başlıyor.
İki korkum var. Birincisi, kendisini izleyecek bizim medyanın, özellikle düzenlenmiş gözboyacılığa kapılmaktan kendini kurtaramayarak işin esasını görememesi. Dolayısıyla Türk kamuoyunun, gene, doğru bilgilenememesi. Eğer Amerika'ya Türk çıkartması" tarzı başlıklar görürsem "Eyvah! Korktuğum başımıza geldi" diyeceğim. Çünkü, yanında ucsuz bucaksız kafilelerle dış geziye çıkmak, Menderes'ten bu yana, sadece iç tüketime dönük bir gözboyacılığıdır; gidilen yerde insana sadece gülünür. Ecevit de Washington'da, Simitis ne kadar ilgi gördüyse o kadar ilgi görecektir. O ziyarete ait haberler göstermiştir ki, aslında bilindiği gibi, Bush Türk ve Yunan Başbakanlarını Türk ve Yunan sorunlarını görüşmek için davet etmiştir. "Dünya meseleleri" hakkındaki parlak fikirlerinden yararlanmak için değil..
İkinci korkum daha önemlidir: Gözboyacılığı tertipletmiş Ecevit'in, her zamanki gibi buna bizzat inanması ve kendisini o havaya kaptırması. Bu, onun en ziyade zarar veren huydur. Ecevit'in bir evvelki Başbakanlığı sırasında - 1978 - Bonn üzerinden yaptığı Washington gezisini hatırlıyorum. Önce Şansölye Schmidt, sonra Schmidt ve Başkan Carter bir takım çıkışlara kalkışmış Türkiye Başbakanını "gerçeklerin hizasına getirmek" için hayli zorlanmışlardı.
Küçük çaplı Başbakanların "ABD Başkanıyla görüşme"si hep büyük şişinmelere yol açmıştır. Bunların en güldürücüsü Çiller, Türkiye konusunda Clinton'u kendisinin bilinçlendirdiğini ileri sürerken "Ben Clinton ile yalnız görüşmede saatlerce bu konuyu konuştum" dememiş midir?
Saatlerce!

Gezi, bizim için en elverişli şartlarda yapılmaktadır. Aklın ve doğru teşhislerin yolu fantezilere feda edilmediği takdirde.. Geçenlerde Washington Post bir takım "ticari değişiklikler"i Bush'un "yardımcı olmuş müttefikler"e karşı bir "hediye" olarak düşündüğünü bildiriyordu. Türkiye bunların başındadır ve "demokrasi / insan hakları konusu"nda dosyaları kabarık Orta Asya devletlerine yardıma karşı Kongreden yükseltilmiş itiraz sesleri Türkiye için duyulmayacaktır.
Gezide öncelikle ve en iyi kullanılması gereken koz budur. Öyle anlaşılıyor ki ABD bazı kotalarda "iyileştirici ufak adımlar" atabilir. Ufak: O konuda iktidar üzerinde küçümsenemeyecek iç baskılar vardır ABD'den Türkiye'yi, hiç olmazsa ticari ilişkilerde AB üyesi ülkeler düzeyine çıkarmasının da istenebileceği anlaşılmaktadır.
Gezi elverişli şartlarda yapılmaktadır, çünkü belki ilk defadır ki "esas konu" olan Türk / Yunan ilişkilerinde sempati bizden yanadır. Kıbrıs, dahil.. Avrupa Ordusunda, açıkca vaziyet alınmıştır ve AB üyeliğimize ABD iyi bakmaktadır. Kıbrıs'ta bizim bırakmamız gereken katı - ve akılsız - tutum, bizden başka kimsenin tanımadığı - ve tanıyacağı yoktur - KKTC'ye devlet statüsü verilmeden görüşmeye geçilmemesidir. Bu statünün, görüşmelerde Güneyden de alınıp Denktaş'ın Türk toplumu, Klerides'in Yunan toplumu temsilcisi olarak masaya oturmasının ve konfederasyonun bırakılıp bizim "güvenceli federasyon" tezimize dönülmesinin kabul edilmeyecek bir tarafı var mıdır?
Irak konusunda ABD kendi içinde bir karara varmamışken ve Afganistan'da bizim "ağabeylik pozu", daha lafıyla antipati görmüş, reddedilmişken bunların Bush - Ecevit görüşmesinde aksesuvardan öteye kıymet taşımayacağı açıktır. Ümit edilir ki Kabil'e "paralı asker" göndermek, Türk tarafınca ağıza dahi alınmayacaktır. Ne ayıp! Hele kimsenin bunu istemek aklından geçmezken..
Türkiye'yi ekonomi açısından ayağa kaldırmak için yardım; buna karşılık Türk - Yunan ilişkilerinde Türkiye'nin ne yapabileceği.
İşte, görülen gündem.