Bilanço

Bilanço


Önce, "iyi haber": Washington'dan gelen görüntüler bana "1978 Ecevit'i"ni hatırlattı. Özellikle basın toplantılarında o kadar "sağlıklı ve canlı" bir hali vardı. Bunun "özel anı"sını anlatayım. 1978 ziyaretini "gazeteci olarak" izliyordum. Basın Klübündeki soru - cevap sırasında bizim yabancı meslekdaşlar Kıbrıs konusunda Başbakanı sıkıştırmaya kalkıştılar. Üstelerinden o kadar iyi geldi ki "mükemmel ingilizcesiyle ve büyük ustalıkla" tuzakları boşa çıkarmasının "bir Türk olarak" beni gururlandırdığını yazdım.
O tarihte Senatördüm ve bizim Kontenjan Grubunun dışişleri sözcüsüydüm. Parlamentoda açılan görüşmelerde o sıfatımla ben konuştum. Gezi "başarılarla dolu" olmaktan uzaktı ve eleştirilecek yanları çoktu. Muhalif partilerden arkadaşlar "Hani gururlanmıştın, hani gururlanmıştım.." diye laf atmaya başladılar. Elmalarla armutları birbirine karıştırmamalarını tavsiye ettim.
Gene karıştırmaksızın, Ecevit'in "sağlıklı ve canlı" halinin - ve performansının - beni sevindirdiğini, o günleri hatırlattığını söyleyeyim.
* * *
Görüntülü medyadaki uzun gevezeliklerin ve yazılı basındaki "adanmış kalemler"in oluşturduğu sis perdesini aralayacak olursanız görünen "ABD'nin Türkiye'yi elinden tutma" niyeti ve kararıdır. Bunu IMF vasıtasıyla yapacaktır. Bizim bütün öteki isteklerimiz - kotalar / serbest bölge / askeri yardım borçlarının silinmesi / ayrıcalıklı ticaret / v.s., v.s. - "komisyona havale" edilmiştir. ABD'nin IMF üzerindeki nüfuzu kimsenin meçhülü değildir. Ama, o kadar ve o yolla..
Eğer bir "dost ülke"ye sözünüzü geçirmek istiyorsanız, onu "sizin elinize bakar" halde tutmanın en akıllıca siyaset olduğu muhakkaktır.
Anlaşılıyor ki Irak üzerinde duran, "onlar" değil, "bizler" olmuşuzdur. Onlar neden dursunlar ki? Herkes biliyor: Henüz aralarında bir karara varmamışlardır. Belki varacakları kararda bizim bazı "mülahazalar"ımız bir rol oynayacaktır. Ama karara vardıklarında "bize danışacakları" sözünün gerçek anlamı "kararlarını bize bildirecekleri ve bizden istediklerini söyleyecekleri"dir.
O kadar..
Kıbrıs, Ege'deki durum ve Avrupa Ordusu konularında bize yakın tutumları - biz "katı tutumumuz"u makul sınıra indirirsek, evet, Kıbrıs'ta bile.. - zaten belliyken bunların dile getirilmesine pek lüzum görülmediği farkediliyor. O konularda dertli, "katı tutum"larından, iç politika hesapları dolayısıyla vazgeçmiş görünemeyen Yunanlılardır.

Afganistan konusunda ise bizim "heves"lerimiz ile Bush'un "amaç"ları, uzaktan birbirine benzese de kesişmemektedir. Ecevit öyle hevesler söylüyor ki bunlara Bush'un açıktan "Hayır" demesine hiç gerek yoktur; başını sallayıp geçiyor. Türkiye, Afganistan'ın yeniden yapılanmasında rol oynamak ister. Nedir, bu rol? Bizim inşaat şirketlerine pay verilmesi. Parayı başkaları bastıracaklar, pastayı sen yiyeceksin! Normal olan ihaleleri parayı bastıran ülke şirketlerinin alması; bizim de onlara taşeronluk etmemizdir ki bu da çok karlı bir iştir.
Uluslararası güce komuta etmek de - bizimkiler buna niçin liderlik diyorlar; askeri güçlerde komutanlık vardır - o çeşit heveslerden bir tanesidir ve pek ciddiye alınmışa benzememektedir.
Bush Türkiye'den asıl, "müslüman kimliğini daha bir öne çıkartarak" Afganistan'a model oluşturmasını istiyor ki Türkiye'deki "laik odaklar"ın o gelişmelere çok dikkat etmeleri gerekiyor.

Yarın:
Kemal Paşadan Muşarraf Paşaya