Bir Örgütün Değil, Bir kişinin Görüşleri

Metin TokerTÜSİAD Raporunu okuduktan sonra: 1

GENELLİKLE "eksantrik çıkışlar"ı bulunan - ilanla Başbakan düşürmek gibi - TÜSİAD - Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği - gene bunlardan birini yaptı. "Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri" diye bir çalışma hazırlattı ve bunu kamuoyunun tartışmasına açtı. Tartışma başladı da.. Ama, raporu okumayanlar arasında.
Zaten raporu çok kimse için okumak imkanı yoktu ve buna TÜSİAD'ın yetkili kurullarının üyeleri de dahildi. Bunu, toplanan genel kurullarında dile getirdiler. Örgütün görev süresi dolan başkanı Halis Komili raporu basan matbaadan birkaç örnek almış, bunları, veda için gittiği Ankara'ya götürmüş, orada bazı kimselere - Cumhurbaşkanı ile Meclis Başkanına - vermişti. Hazırlattığı oldukça geniş bir özeti basına dağırttırtmıştı. Kamuoyu da, TÜSİAD'ın yetkili kurullarının üyeleri de çalışmanın ana hatlarından böyle haberdar olmuşlardı. Cumhurbaşkanının raporu beğendiği yazıldı, Demirel bunu yalanladı. Okumadığı bir çalışmayı nasıl beğenir veya beğenmeyebilirdi? Sadece, bunun yapılmasından memnuniyet duyduğunu belirtmişti. Meclis başkanıyla ilgili daha tuhaf iddialar ortaya atıldı. Bunu "kanun teklifi" olarak Meclise götürecekti. Meclis usullerinde böyle bir şey yoktu.
TÜSİAD'ın genel kurulunda bile yönetim kurulu "bu çalışma dışarda bırakılarak" ibra edildi. Yetkili kurullar bunu daha sonra görüşeceklerdi ve orada ileri sürülen fikirleri ne ölçüde benimseyip benimsemediklerini bildireceklerdi.
Yani rapor, TÜSİAD'ı ilzam etmiyordu. Elbette ki onun kararıyla, TÜSİAD Parlamento İşleri Komisyonu tarafından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi, değerli bir ilim adamı olan Prof. Dr. Bülent Tanör'e sipariş edilmişti. Çalışmanın koordinasyonunu Komisyon Başkanı Can Paker üstlenmişti. Ama bu aşamada görüşler Prof. Tanör'e aitti.
Buna rağmen "Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri" geniş bir ilgi uyandırdı ve çeşitli sebeplerden dolayı pek çok kimse hemen onun üstüne atıldı. Bunlardan hemen hiç biri raporu okumamıştı. Bir televizyon kanalı - ATV - onları çağırdığı "Siyaset Meydanı" programını buna ayırmakta bir sakınca görmedi.
Eee, burası Türkiye idi. Bunların hepsi, fili tarif eden körler gibi yayımlanan özette işlerine gelen yerleri buldu, onları övdü. İşlerine gelmeyen yerleri buldu. Onları kınadı. Genellikle de bu, "fodul" veya "külhanbeyi" üsluplar içinde yapıldı.
TÜSİAD, raporunu kamuoyu içinde bir tartışma açılsın diye hazırlatmıştı. Rapor bir polemik konusu edildi. Çok zaman fikirler yerine örgüt veya şahıslar ele alındı. Hücumlar onlara döndürüldü. Övgüler de..
Bu yazı dizisinin başına "TÜSİAD Raporunu Okuduktan Sonra" notu, farkı belirtmek için konulmuştur.
Rapor güzel ve itinayla hazırlanmış. Ciddi emek ürünü. Ancak fazla uzun - büyük 184 sayfa - ve çok ayrıntıya giriyor. Bunu doğal karşılamak lazım; çünkü kamu hayatının bütün alanlarında demokratikleşmenin perspektiflerini araştırmış. Siyasal boyut var, insan hakları var, hukuk devleti var. Eğer TÜSİAD kamuoyunun tartışmasına bir metin sunmak istediyse, bu o değil. Bu daha ziyade demokratikleşmeyi gerçekleştirmek için kurulmuş veya kurulacak ilmi veya siyasi bir heyete ışık tutacak nitelikte. İncelendiğinde görülüyor ki biz 1961 anayasasına yazık etmişiz. Demokratikleşmenin çok konusunda geriye gitmişiz. Önce, "kaybolan eşek"imizi bulmamız iyi olacak. İşin garibi şu ki geriye adımlar iki defasında da biri daha sulandırılmış, öteki mutlaka askeri rejimler tarafından atılmış. Raporun bir yerinde Alpaslan Türkeş'in bir sözünden bahsediliyor. Türkeş 12 Eylülde göz altındadır. "Beni burada tutuyorlar, benim fikirlerimi anayasaya sokuyorlar" diye bir laf ediyor. Aynı şey AP ve Demirel için de geçerlidir. Asker 12 Martta Demirel'i işbaşından almış, 1961 anayasasını AP'nin şikayetleri yönünde kuşa çevirmeye girişmiştir. Bu o zaman tam yapılamayınca 12 Eylülde Demirel gene kızağa çekilmiş, 1961 anayasasına tam darbe vurulmuştur. 1982 anayasası demokrasi açısından bir "deli gömleği" niteliği taşıdığı gibi kaleme alanların beceriksizliği ve bilgisizliği yüzünden belki Magna Carta'dan bu yana en kötü yazılmış metindir. Nitekim bu husus TÜSİAD raporunun çok yerinde belirtilmektedir. Ancak böylece iş fazla teknik bir hal almaktadır. "Bir kere madde kenar başlığındaki ifadeye `kısmen' sözcüğü eklenmeli, metinde geçen `veya tamamen' (durdurulabilir) ibaresi de çıkartılmalıdır" gibi tavsiyeler kamuoyunun tartışabileceği hususlar değildir.
Onun için çalışma en aktüel üç satırbaşıyla ilgi çekmiş, bunlar polemik konusu edilmiştir:
- Genelkurmay Başkanlığı - Milli Güvenlik Kurulu (Siyasal Boyut bölümünde).
- Dinsel özgürlükler - İnanç özgürlüğü - İbaret özgürlüğü - Din öğretimi (İnsan Hakları bölümünde).
- Kürt Sorunu (Aynı bölümde).

Yarın:
Türkiye Cumhuriyeti bir devrim devletidir.