Dünyada güncel konu: Atatürk laisizmi

Dünyada güncel konu: Atatürk laisizmi


Atatürk, ölümünün 63. yılında belki de şimdiye kadar hiç olmamış bir yaygınlıkla dünyada anılıyor. Onun yenik düşmüş ve el konulmuş Osmanlı İmparatorluğundan yeni bir savaşla bağımsız bir devlet çıkarmış bulunması çok dikkati üzerine çekmişti. Sonradan, toplumu müslüman olan bunu "çağdaş uygarlık düzeyi"ne dönük ve laik bir modern devlet karakterine yöneltmesi - ve bunda başarıya ulaşması - ilginin bir anda misliyle artmasına yol açmıştır. Çünkü bu, "İslam alemi"nde o zamana kadar görülmemişti. - Hala da görülmemiştir -. Atatürk "çağdaş uygarlık"ın Batıda bulunduğu teşhisini koymuş, bunu toplumların kendi kültür ve dinlerini koruyarak benimseyebilecekleri sonuçuna varmış, bunun "sihirli anahtar"ının laisizm olduğunu görmüş, tabiatı o, bir Cumhuriyet kurmuştur.
Atatürk şimdi, 63. ölüm yıldönümü "11 Eylül 2001"in hemen ardına düştüğünden dolayı, "belki de hiç olmamış bir yaygınlık"la dünyada anılmaktadır. "11 Eylül 2001"in sorumlusu "siyasi İslam" sayıldığı - veya gösterildiği - için "Atatürk laisizmi" İslam alemine "model olarak" sunulmaktadır. Bu yoldaki en kudretli ağızların sözlerinden en etkili medya organlarının yazılarına, bunları her gün bizim gazetelerde "iftiharla" okumaktayız. Başkan Bush'un mesajları yanında ünlü Wall Street Journal "Türkiye ve onun kemalist sisteminin, cami - medrese sistemine dayanan İslam köktendinciliğine karşı alternatif oluşturduğunu ve Batının, bu modelin İslam dünyasına yayılması konusunda Türkiye'ye destek vermesi gerektiği"nin şampiyonluğunu yapmaktadır. Amerikanın "saygın haber dergisi" National Review "İslam aleminin düzinelerle Atatürk'e ihtiyacı var; ayetullahlara değil" demektedir ve Amerikanın diplomatik çabalarının "Türk modelini yaymak olması"nı istemektedir. "Fethullah Hoca modeli"nin daha "10 Eylül 2001"e kadar bir takım Amerikalılar ve onların Türk peykleri için ideal model oluşturduğunu hatırlamaksızın.. Ama Atatürk'ün ölümünün 63. yıldönümü "polemik yapma" zamanı değil, Türk toplumu içinde bazı gerçeklerin düşünülme zamanıdır. "Büyük güçler" İslamı her zaman, hele kolonyalist dönemden itibaren, "kendilerine en yararlı olacak" şeklinde tutmayı amaç bilmişlerdir ve bunda şaşılacak bir taraf yoktur.

Atatürk, çok doğru bir teşhisten yola çıkmıştır: "Çağdaş uygarlık" birdir. Onun müslümanı, hıristiyanı yoktur. Neredeyse, orada bulmak, onun düzeyine yükselmek lazımdır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda bu, Batıdaydı. Bir zamanlar onun meşalesini İslam alemi elinde tutmuştur. Hatta Batı, kendi ateşini o meşaleden yakmıştır. Ama İslam, belki iç reformunu gerçekleştiremediğinden, belki çağdaşlaşma sürecine kendi bünyesindeki engelleri kırıp yol açamadığından, bugün tekrar gündeme gelmiş "Allahın hakkı Allaha; Sezarınki Sezara" formülünü uygulayamadığından yüzü hep, ileriye değil, geriye dönük kalmıştır. Bu ise, "çağdaşlaşma"nın tam zıddıdır. "Çağdaşlaşamama"nın kaçınılmaz sonuçu ise, selameti ilerde değil, dini inançın kökenine inip geride aramaktır. İran'daki "Homeyni devrimi"nin esası budur. Siz hiç Batıda, "Engizisyon dönemi"ne dönüş özlemi duydunuz mu?
Kökenler, bizden artık yüzyıllarca uzak bir toplum yaşamındadır. Modeli, Homeyni'nin varisleri bile yürütememişlerdir ve deneme Afganistan'da Taliban'a geçmiştir. Bütün o yüzyıllar boyunca dünyada "olanlar"ı, "hiç olmamış" saymak imkansızdır.
İslam aleminde bu "gerçekcilik"i gösteren tek lider Atatürk olduğundan dolayıdır ki o, İslam aleminde hala tektir. İki büyük avantajı bulunduğunu belirtmek hakkın icabıdır: Türk toplumu asla "kolonize" olmamış ve çağdaş uygarlığa doğru yolunu hep aramış bir toplumdu ve Atatürk onu bu akıbete düşürecek son badireden kurtardığı için "modern devlet"ini kurarken akıl almaz bir prestijin sahibiydi.

Yarın: İslam toplumunda laik kalmanın güçlükleri