Hangi manzara daha korkutucu?

Hangi manzara daha korkutucu?


       Türkiye günlerdir "Hizbullah vahşeti" ile sarsılmış halde. Bunun insanlık dışı tabiatı yanında yaygınlığı insanları hayrete düşürüyor. Elbette ki bu isim biliniyordu, onun bir takım faaliyetini, bırakınız devleti, bırakınız siyasi partileri sokaktaki vatandaşın bile duymuşluğu vardı. Ama bu kadar acımasız olduğu ve yurdun hemen her yerini sardığı akla gelmiyordu. Yaptığı işkenceler Orta çağ engizisyonunu geride bıraktığı gibi - o da, katolik fanatiklerinin eseriydi - nereyi kazsanız orada cesetler bulunması örgütün bir ahtapot misali Doğudan Batıya bütün ülkeyi sardığını göstermektedir. Kurbanların kimlikleri genelde bunun bir "iç hesaplaşma" olduğu izlenimini vermiştir. Konca Kuriş dahil, hemen her biri hayatlarının bir anında örgüte bulaşmışlardır, sonra ondan ayrılmışlar, açık vaziyet almışlardır; yahut zorla veya gönül rızasıyla - daha çok gönül rızasıyla - ona para desteği sağlamışlar, ancak - ayıldıklarından veya korktuklarından - bunu kesmişlerdir. Bunların ona yakınlıkları sırasında Hizbullah'ın esas amaçından - yani devleti en azından islami esaslara daha yakın bir temele oturtmak - tamamile habersiz bulunduklarını söylemek mümkün müdür?
       Kaldı ki örgütün başı terorist Velioğlu'nun gömülmesi sırasında gözler önünde beliren manzara Hizbullah'ın esas amaçını fiilen gerçekleştirme aşamasına girdiğini ispatlamaktadır. Batman'da gösteriye kalkışan güruhu oluşturan taşlı sopalı, hırpani kılıklı ve mütecaviz "genç lümpen takım" gözlere yabancı gelmese de düzinelerle "kara çarşaf içinde kimse"nin bu kadar muntazam şekilde ve bilinçle ortaya çıkması ilk defadır ve daha çok korku verici olan da budur.

Tahran gibi..

       Kara çarşaf içindekilere "kimse" diyorum, çünkü burundan başka yeri göstermeyen bu kılığı taşıyanların ne hüviyetleri, ne cinsiyetleri bellidir. Şahın devrilmesinden ve Humeyni'nin gelip yönetime el koymasından iki - üç hafta önce Tahran'daydım. Onların "çodur" dedikleri bu kılığa bürünmüş üniversiteli kızlar sözümona hürriyet ve demokrasi için meydanlarda gösteri yapıyorlardı. Çarşafların altında 45 numara ayakkabı gördüğümü hatırlarım. Batman'daki kara çarşaflıların hepsi kimlerdir, elbette bilemem. Ama görünen odur ki kara çarşaflar evlerde depolanmıştır - çünkü gelen haberler Batman'da bu kadar kara çarşaflının bir arada hiç görülmediğidir -; bir talimatla bunlar giyilip ortaya çıkılmıştır. Bundan en büyük dersi "başörtüsü zulmü"nü protesto ediyorum diye bir nevi üniformaya bürünerek okul önlerinde boy gösteren gerçek öğrenci genç kızlar almalıdır. Marksizmden dönüp insan hakları havariliğine soyunmuş olanların dillerine doladıkları "Herkes dini inançlarının gereği kıyafetleri giymek özgürlüğüne sahip kılınmalıdır" sözü "bunlar tertipli gösterilerin vazgeçilmez aksesuarıdır" anlamına gelmez.
       Siz bir defa kendiliğinizden çarşafa büründünüz mü, sizi kullanan kuvvet yönetimi ele geçirirse, sizin artık onun içinden çıkmanız bahiskonusu değildir. İran gibi Afganistan da bunun örnekleridir. Batı basınında bazen oralarda kadın üzerindeki baskıların azaldığı yolunda haberler okunuyor:
     Afganistan'da bir kadın artık, yanında mutlaka bir erkek yakını bulunmaksızın da sokağa çıkabiliyormuş ve İran'da "hafif bir makyaj"a izin verildiği oluyormuş.
       Hizbullah'ın daha gözler önündeki şiddete dayanan terörü yanında, topluma - en ziyade de kadınlara - biçmek istediği yaşam biçimi toplumu, - en ziyade de kadınları - hep "teyakkuz durumu"nda tutmalıdır. Çünkü birincisi, nihayet bir "zabıta vakası" sayılabilse de ikincisi amansız virüs tesirindedir.


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr