Hangi toplumlar iflah olmaz?

Hangi toplumlar iflah olmaz?


İsmet Paşanın bir sözü "Bir ülkede namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o toplum için kurtuluş yoktur" diye kalıplaşmıştır.
Şimdi yeni bir ihtarın tam zamanı: "Bir ülkede yoksullar, yoksulluklarının sebebi olarak umumi yerlerde içki içilmesini görüyorlarsa o toplum iflah bulmaz".
Hemen gülmeye başlamayınız ve bu tarz "yoksulluk sebebi" söyleyenlerin ilkinin bizim Tayyip Erdoğan olduğunu düşünüyorsanız fikrinizi düzeltiniz. Dünya kadar müslüman ülkede yöneticiler halklarına geri kalmışlıklarının sebebi diye dini icaplara tam uyulmamasını göstermektedirler. Afganistan'da Taliban, kurtuluşun çaresini tek cümleyle ifade etmiştir: Peygamberimiz dönemindeki yaşama dönüş!
Üzerindeki perde yırtıldıktan sonra o yaşam şartlarının Afganistan'a ne getirdiği gözlerin önüne çıkmıştır ama çok kadının hala Burka denilen hortlak kılığını üzerinden çıkartmaması telkinlerin ne kadar derinlere inmiş bulunduğunu ispatlamaktadır. Zaten Taliban gitmişse de o kafadaki baba ve ağabey evin içindedirler, sopa da kapının arkasında durmaktadır. "İran Devrimi"nin yıldönümünde bir karafatma selinin Tahran sokaklarından aktığı televizyonlarda seyredilmemiş midir?
Bundan elli yıl önce düşünülebilir miydi ki İstanbul'un Çamlıca tepesinde veya Hıdıvin Köşkünde belediyenin işlettiği yerlere içki yasağı konulacak ve bu pek ala uygulanacaktır? Pek ala uygulanmıştır: Laik devlet yasağın dini icap gereği olduğunu görmezden gelmiş, vatandaş da sesini pek çıkarmadan sineye çekmiştir. Bir Allahın kulu çıkıp da - Rahmetli Amiral'in Başbakan Erbakan'ın konutundaki protesto şekline uygun şekilde - birasını yanında getirip onu orada bardağa doldurarak içmemiş ve "itaatsizlik kampanyası" başlatmamıştır.
Belki de hiç kimse Mahatma Gandhi'yi bilmiyordu.
İşte, bir aynı denizin iki kıyısı: Akdenizin kuzeyi/Adenizin güneyi. Kuzey yoksulluğun ve geri kalmışlığın din ile ilgili bulunmadığını, bunun iyi yönetim/kötü yönetim sorunu olduğunu artık biliyor - zira orada da öyle devirler yaşanmıştır -. Güneyde yöneticiler hala yoksulluğun ve geri kalmışlığın kendi despot, hırsız, beceriksiz yönetimlerinin eseri olduğunu saklayıp halkın dini duygularını ona paravana ediyorlar.
Kuzey hristiyan; güney müslüman. Ama fark, dinlerin esasından gelmiyor - her dinin esası bireyin mutluluğunu ve güzel yaşamını hedef bilir -. Fark, birinin "Aydınlanma Devri"ni tamamlamış olması, diğerinin sadece Cumhuriyet Türkiyesinde bunun ciddiyetle başlatılmış bulunması - yani diğerlerinin başlatamaması - sonucudur.
Cumhuriyetin sekseninci yılına yaklaştığımız sırada hala bir Tayyip Erdoğan'ın çıkması bizim "Aydınlanma Devri"nin ayıbıdır.

Ayıp mı, eksik mi?
Belki buna "ayıp" değil de, "eksik" demek daha doğru olacaktır. Eksik, bizde bu devrin, başka yerlerdeki gibi gelişmeyi ve yoksulluktan kurtulmayı beraberinde getirememiş olmasıdır. Toplumun bir kısmı aydınlanmanın ışığından henüz yararlanamamışken sayıları bir anda çok ve çabuk büyümüştür. Üretilen yetersiz kalmış; yönetimler üretimi artırmayı becerememişlerdir. O zaman kötü ve tehlikeli politikacılar iktidarın yolunu miting alanlarında "Kuran öpüp, başa koymak"ta aramışlardır. Kusuru kendinde bulmayıp başkalarını "potansiyel düşman" diye suçlamak kolay gelmiştir. Öyle yapınca da siz kendinizi yaşadığımız dünyamızda önce "marjinalleştirmiş", sonra "radikalleştirmiş" oluyorsunuz. İki uçu pis değnek.
Bu Pazar günü mutlaka gülmek istiyorsanız Erdoğan'ın içki yasağını "trafik kazalarına çare" diye getireceği yolundaki sözlerini hatırlayınız.