Türkiye'nin dışardan görünüşü

Türkiye'nin dışardan görünüşü


Türkler, Türkiye'nin dışardan nasıl görüldüğünü elbette ki kendi medyalarından öğrenecekler. Her halde bunun için ikide bir bizzat dışarı çıkıp bakmak düşünülemeyeceği gibi bütün Türklerin yabancı basın ve televizyonları izlemeleri de bahiskonusu değildir. Gerçi CNN gibi kanallar ingilizce bilenlerin işlerini çok kolaylaştırmıştır ve devamlı yayın yapan BBC World de bunlardan biridir. Ama onlardan daha ziyade, olayları günü gününe haber almak kabildir. Yoksa yorumlar - ve, pek herkesi ilgilendirmeyen konular ki, Türkiye'yi kapsayanlar daha ziyade o kategoriye girerler - gazetelerdedirler. Bunların başlıcalarından International Herald Tribune'un fiyatı 1.5 milyon, fransız Le Monde'unki 2 milyon 300 bin liradır ve - her şey gibi - muntazaman artmaktadır.
Öyle olunca, tek kaynak Türk medyası kalmaktadır.
Türk medyası Türkleri, Türkiye'nin dışardan nasıl görüldüğü hususunda gerektiği gibi aydınlatmakta mıdır?
- Soruyu elbette ki "Türk medyası Türkleri içerde olup bitenlerden gereği gibi aydınlatmakta mıdır?" diye de sormak mümkündür ama o alanda başka bilgi edinme, değişik kaynaklara başvurma imkanı hiç olmazsa vardır -. Öteki cevap, maalesef "Hayır"dır.
Bizim medyaya - genelinde - bakılırsa "Türkiye'ye ilgi dünyada büyüktür". - Halbuki, değildir -. Bazıları bunu neredeyse, "Herkes sadece bizi konuşuyor"a kadar abartmaktadırlar. Hele, "Afganistan olayları"ndan sonra.. Düşünsenize, bizim medyaya göre bize ne görevler biçildi; Afganistan'ın, hatta bütün bölgenin yeni sınırları nasıl bize çizdirildi; nerelere, ne amaçlarla ne birlikler göndereceğimiz yazıldı; sonra bunlar ya yalanlandı, ya tevil edildi, ya sonraya kaldığı anlatıldı. Hepsi, hep manşetlere taşındı. - Zaten bizim medyada bir süredir manşetten başka başlık kalmamıştır -. Adeta, her şey bizden soruluyordu.
Bunun sebebini, bizim kendimizin, dünyanın merkezi olduğumuzu milletçe sanma gibi masum bir düşkünlüğümüzün bulunmasına bağlayabilirsiniz.

Türkiye'nin dünyada nasıl görüldüğünü bizim medya bu şekilde aktarırken ve "büyük bir güç" olduğumuz varsayımına dayanırken - halbuki, büyük güç olma artık güçlü ekonomilerin ancak sahip bulundukları bir lükstür - Türkiye'ye ilgi de sadece "dostluk" veya "düşmanlık" kafeslerine kapatılmakta, gerçeğin çok zaman bu ikisi arasında aranması gerektiği hatır ardı edilmektedir. Bunda Türk medyasına yıllar önce musallat edilmiş ve kolaya geldiğinden dolayı etkisini hep sürdüren "haberin doğru olması değil, ilginç olması önemlidir" fetvasının etkisini görmemek imkansızdır. Halbuki bizler mesleğe başladığımızda bizim ustalarımız - benimkilerin başında Cevat Fehmi Başkurt gelir - bize asıl marifetin "doğru haber içindeki ilginç yanı bulup çıkarma" olduğunu öğretmişlerdi. O, zordur.
Türkiye'nin AB'ye alınmasına engel söyleyen herkes "Türk düşmanı"dır. Avrupa Savunması konusunda Türkiye'nin NATO'daki veto hakkına kırmızı ışık yakılmaya çalışılırken AB'nin genişlemesi konusunda AB'deki Yunan vetosu korkusunun Kıbrıs'ta taviz için zorlama sebebi diye gösterilmesi de onların oyunudur. Ama "onlar", bu ihtimalleri düşünerek vaktiyle Atina "tam üyelik başvurusu"nu yaptığında Ankara'ya "Aman, siz de aynı başvuruyu yapın" diye yalvar / yakar olmamışlar mıdır ve Demirel / Ecevit ikilisinin şamarı "onlar"ın suratına çarptırılmamış mıdır? "Onlar ortak, biz pazar" diye Erbakan'ın suyundan gidilmemiş midir?
Buna karşılık "havuç politikası" güttükleri açık, yani ağzımıza bir parmak bal çalarak bizi "yola getirme" peşindeki bazı çevre ve kimseler "Türk dostu" payesini kolaylıkla almaktadırlar.
Bir de, insana "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?" açmazını hatırlatan tarzda, "Türkiye'yi dünyanın merkezi" gösteren bu medyada "kendisini dünyanın merkezi" gören yazarlar oluşmaktadır ki, onların anatomisi, yarına.

Yarın: Dünyayı sallayan kalemler!