Aducanumab gerçekten Alzheimer'a umut olacak mı?

16 Haziran 2021

Geçtiğimiz hafta Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) uzun yıllardan sonra ilk kez bir Alzheimer hastalığı ilacının kullanımını resmi olarak onayladı. Bu karar hem hekimler hem de hastalar tarafından heyecanla karşılandı. Heyecanın nedeni şu ana kadar Alzheimer hastalığının kesin ve nedene yönelik bir tedavisinin bulunmamasıydı. İkinci bir neden ise şu ana kadar faz 2 ve 3 aşamalarına gelen birçok ilacın bu aşamalardan geçememesiydi.

Proteinler beyinde birikerek hücre ölümüne yol açıyor

Alzheimer hastalığı 20’nci yüzyılın başında Alman nöropatolog Alois Alzheimer tarafından tanımlandı. Alzheimer hastalıkta beyinde beta amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini gözlemlemiş. Nöropatolog Alois’in bu buluşu bugün bile hastalığın işareti olarak kabul ediliyor. Bu proteinlerin beyinde birikmesi sonucu normal beyin işlevlerini bozup hücre ölümüne neden oldukları düşünülüyor.

İşte FDA tarafından yeni onaylanan Aducanumab molekülü tam da bu birikimler üzerinden etki gösteriyor. Bu ilaç aslen bir monoklonal antikordur. Yani vücudun bağışıklık sisteminin yabancı madde ve mikroorganizmaları yok etmek için kullandığı bir moleküldür. İlacın beyne geçerek beta amiloid proteinlerine bağlandığı ve böylece biriken beta amiloidin beyinden temizlenmesine yardımcı olduğu ileri sürülüyor. Yapılan çalışmalar gerçekten de bu hipotezi destekler niteliktedir. Aducanumab verilen hastaların beyinlerindeki amiloid beta miktarları yapılan ardışık görüntülemelerde düşmektedir.



İlacın faydasıyla ilgili şüpheler var

Üretici firma ilacın özellikle erken evre Alzheimer hastalığında işe yaradığı konusunda iddialı. Tabii ki Alzheimer hastası bir bireyin beyninde amiloid beta miktarının düşmesi hastanın iyileşeceği anlamına gelmiyor. Hastaların bu ilacı aldıktan sonra hayatlarında neler değişiyor buna bakmak gerek. İşte FDA'in bu ilacı onaylamasına getirilen eleştiriler de burada ortaya çıkıyor. Yapılan iki faz çalışmasının birinde pozitif sonuçlar ortaya çıkarken diğerinde belirgin fayda saptanamadı. Bu çelişki bilim dünyasında ilacın işe yarayıp yaramadığı konusunda şüphelerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Yazının devamı...

Nörolojik hastalıkların tanısında beyin check-up'ının önemi

2 Haziran 2021

Bu sözü son günlerde sık sık duyuyoruz. Birçok insan beyin sağlığını test ettirmek, ileride bir hastalığa yakalanma riskini öğrenmek için bize geliyor. Belirli ve ciddi bir rahatsızlığı olmayan hastalarda risk faktörleri varlığında erken tanı için çeşitli tetkik ve muayeneler yapılabilir. Bu yolla bunama, beyin damar hastalıkları gibi bazı tehlikeli sonuçları olan hastalıklar erken dönemde teşhis edilebilir. Bu tetkiklerin tamamına beyin check-up diyoruz.  

Alzheimer sinsi bir hastalık 

Bunama-demans’ı yani en sık görülen şekli ve bilinen ismiyle Alzheimer hastalığını ele aldığımızda bu hastalığın çok sinsi başladığını söyleyebiliriz. İlk belirtileri, “O kadar unutkanlık herkeste olur” gibi telkinlerle geçiştirilebiliyor. Hastalık ciddi unutkanlık olarak kendini gösterdiğinde ise beyin ileri düzeyde küçülmüş ve belirtiler geri döndürülemez bir hale gelmiş oluyor. Bu ilerlemiş evre tedavi için maalesef geç olabiliyor. 

Özellikle basit unutkanlıklar yaşayan, ailesinde bunama olan bireylerin Alzheimer hastalığı açıcından düzenli değerlendirilmeleri gerekiyor. Ailesinde birden fazla bireyde unutkanlık olan bireylerde özellikle erken tanı amacıyla nöropsikolojik testler yapılabilir. Nöropsikolojik testler uzman bir psikolog tarafından uygulanan ayrıntılı bilişsel beceri testleridir. Bu testler bunamanın erkek dönem bulgularını hastanın yaşamında belirgin bir bozulma olmadan yakalayabilir. Beyin işlevlerini ayrıntılı gösteren bir diğer tetkik de elektroensefalografi yani EEG tetkikidir. EEG beynin elektriksel aktivitesini kaydeder ve bu elektriksel aktivite beyin aktivitesini haritalamak amacıyla kullanılabilir. Elektriksel beyin haritalaması özellikle bunama hastalığında erken tanı amacıyla kullanılabilmektedir. 

Erken teşhis ile hastalığın ilerlemesi durdurulabiliyor 

Beyin damarları söz konusu olduğunda da bazen büyük inmeler şeklinde değil ancak beyinde sessiz küçük damar tıkanıklıkları şeklinde ilerleyici bir hastalık oluşabiliyor. Özellikle şeker ve tansiyon hastaları, koroner damarlarda tıkanıklığı olan hastalar ve sigara içenlerin ilerleyici damar tıkanıkları açısından risk altında olduklarını söyleyebiliriz. Bu küçük damar hastalığı dediğimiz durum ilerlemesi halinde bilişsel bozukluk, unutkanlık ve yürüyüş-denge problemlerine neden olabiliyor.

Erken teşhis edilirse risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasıyla hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Şeker, tansiyon ve sigara kullanımı gibi risk faktörleri olan hastalarda beyin manyetik rezonans yöntemi ile damar tıkanıklıkları erken dönemde görülebiliyor. Ayrıca beyni besleyen şah damarı gibi büyük arterlerde tıkanmalar da ilerde büyük inmelere neden olabiliyor. Bu tıkanıklık ve daralmaları doppler denilen kan akımını ökçen bir tetkik yardımıyla tespit edilebiliriz.

Yazının devamı...

İnme ve tedavisiyle ilgili merak edilenler

27 Mayıs 2021

Beyinde damarsal bir olay sonucu bir beyin bölgesinin ölmesi inme olarak adlandırılır ve genellikle nedeni damar tıkanıklığıdır. Ateroskleroz denilen damar sertliğine bağlı olarak beyin damarları tıkanabilir. Bu tıkanıklık beyni besleyen şah damarlarında olabileceği gibi beyin içi daha küçük damarları da etkileyebilir ve beyne özellikle kalpten emboli dediğimiz pıhtı atması durumu da sıkça görülür. 

Sigara ve alkole dikkat! 

Beyin içi kanamaları inme nedenleri arasındadır ve beyin kanamalarının en sık nedeni de kontrolsüz tansiyon yüksekliğidir. Hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara, alkol, kolesterol yüksekliği, obezite ve hareketsiz yaşam da önemli inme nedenleridir. Bu nedenler arasında özellikle sigara kullanımı inmenin en önemli önlenebilir nedeni olarak göze çarpıyor. 

Bu belirtiler göz ardı edilmemeli 

İnme özellikle ileri yaştaki bireyleri etkilese de her yaşta görülebilir. İnmenin en sık görülen belirtileri ise ani felç, bedenin bir tarafında güçsüzlük, konuşma bozukluğu, baş dönmesi, şiddetli bulantı kusma, baş ağrısıdır. Bu belirtiler kalıcı olabileceği gibi kısa süre içinde düzelebilir. Belirtilerin kısa sürede düzeldiği durumlar ise geçici iskemik atak olarak adlandırılır. 

Acil müdahale önem taşıyor 

İnme geçiren bir hastanın hiç vakit kaybetmeden acilen tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna başvurması gereklidir. Özellikle inmenin başlangıcından itibaren en geç bir saat içinde hasta acil servise götürülmelidir. İnmenin ilk 4 saatinde hastanın özel şartları uygunsa güçlü kan sulandırıcılar verilerek belirtiler geri döndürülebilir. Bu tedavi yöntemi hastaların birçoğunun neredeyse hiçbir sorun kalmadan hayatına devam etmesini sağlar. 

Yazının devamı...

Yüzdeki ani ağrının sebebi trigeminal nevralji hakkında bilgiler

6 Mayıs 2021

Trigeminal nevralji, genel toplumda sık görülen bir yüz ağrısı çeşididir. Yüzün genelde tek tarafında nadiren iki tarafında birden ani, batıcı ve elektrik şoku benzeri ağrı olur. Ağrı şiddeti çok yüksektir ve sık atak gelen bireylerde dayanmak güç olabilir. Ağrıyı tetikleyen nedenler genelde soğuk sıvı gıdalardır. Birçok hasta özellikle soğuk sıvıları tüketirken aşırı ağrı hissedebilir. 

Diş tedavileri sonrası ağrı tetiklenebiliyor 

Trigeminal nevraljinin nedeni, trigeminal sinir denilen yüzün duyusunu sağlayan sinirin aşırı hassas hale gelmesidir. Bu hassasiyet, bazen sinire baskı yapan damarlar ve çok nadir de olsa tümörler sonucu meydana gelebiliyor. Ancak bu hastalıktan muzdarip hastalarımızın çoğunda beyin görüntülemesi sonucu bir baskı bulamıyoruz. Bazı hastalarımız da diş tedavileri sonrasında ağrılarının tetiklediğini bildiriyorlar. 

Tedavide ilk tercih ilaç oluyor 

Trigeminal nevralji durumunda sinire bası yapan bir oluşum olasılığını dışlamak için öncelikle beyin filmi ve tercihen manyetik rezonans görüntüleme yapılması önerilir. Tedavi açısından ilk seçenek olarak ilaç tedavisini önermekteyiz. Bu hastalıkta yıllardır kullanılan ve ağrıyı dindiren ilaçlar mevcut olup hastaların yüzde 90’ında ilaç tedavisine yanıt alınabilmektedir. Hastaların bir kısmında ise tek ilaca yanıt alamayıp birden fazla ilaç reçetelendiğimiz durumlar olabiliyor. 

Son tercih cerrahi müdahale 

Trigeminal nevraljide eğer hiçbir ilaç tedavisine yanıt alınamaz ve ağrı kişinin yaşamında ciddi etkiler meydana getirirse cerrahi yolla ağrının giderilmesi seçeneği de düşünülebilir. Cerrahi olarak sinire hasar verilip ağrı üretiminin engellenmesi veya sinire baskı yapan etkilerin giderilmesi uygulanabilir. Ancak cerrahi yöntemin çok küçük bir hasta grubunda son seçenek olarak uygulandığı unutulmamalıdır.

Yazının devamı...

Ramazan, oruç ve nörolojik hastalıklar

20 Nisan 2021

Bu yıl ramazan ayı ve korona sürecini yine birlikte yaşıyoruz. Bu dönemde çeşitli uyku bozuklukları ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Bunlar uykusuzluk ve aşırı uyuma olabiliyor. En sık gördüğümüz sorunsa gece-gündüz ritminin kayması ve buna bağlı ortaya çıkan sorunlardır. Sağlıklı bir ramazan ayı geçirebilmek için uyku-uyanıklık ritmimize dikkat etmeliyiz. Ramazanda gece uykusu sahur nedeniyle bölünebileceğinden gündüz aşırı uykululuk gibi problemler oluşabilir. Bunun en önemli nedeni gece sahur nedeniyle uyanma ve buna bağlı uykunun tam alınamamasıdır.

Ramazan ayında özellikle öğleden sonraları uyku bastırması oruç tutanlar için tanıdık bir durumdur. Çalışmak durumunda olanlarda bu uyku atakları verimsizliğe neden olabilir. Aşırı uyku bastırması dikkat ve bellek bozukluklarına da yol açar, bu nedenle beklenmeyen hatalar ve performans kayıpları görülebilir. Böyle durumlarda mümkünse öğleden sonra kısa bir şekerleme yapılması önerilir. Bu şekerlemeler 12-1 gibi yapılmalı bir saati geçmemelidir. 

Uyku öncesi kızartmalardan uzak durulmalı

Uyku düzenini bozan bir diğer durum da yemek yenilip yatılması sonucu uykunun sindirim faaliyetlerine bağlı bozulmasıdır. Bu durumu engelleme için gece yatmadan ve sahurda ağır yenilmemesi önerilir. Uykuya yatmadan önce yağlı ve kızartma tarzı gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle reflü rahatsızlığı olan kişiler yatmadan önce yemek yerlerse reflüleri kötüleşebilir. Reflü uykuyu bozan bir durumdur. 

Yeni inme geçiren hastalara oruç önermiyoruz 

Yeni inme geçirmiş hastaların oruç tutmalarını genelde önermeyiz çünkü bu hastalarımızın uzun süre aç kalmaları inmelerin şiddetinde artışa neden olabilir. Ancak inmenin üzerinden uzun zaman geçmiş ve kişi bedensel açıdan oruç tutabilecek durumdaysa, eşlik eden diğer rahatsızlıklarla birlikte kişi özelinde bir değerlendirme yapılabilir.  

Epilepsi hastaları doktor kontrolünde oruç tutmalı

Yazının devamı...

Uykuyla ilişkili yeme bozukluğu hakkında bilinmesi gerekenler

1 Nisan 2021

Uykudan uyanıp rastgele yemek yeme, zaman zaman duyduğumuz rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Hastalığın en önemli belirtisi gece uykudan uyanıp bilinçsizce yemek yemedir. Genelde aşırı kalorili gıdalar tüketilir. Hatta bazı bireyler, yenilmeyen veya toksik maddeleri de tüketmeye çalışabilir. Bu aşırı yemek yemelere bağlı olarak aşırı miktar kilo artışı olur. Hastalar genelde bilinçsizce yer. Yani uykudan uyanıp yemek aradıkları ve yedikleri sırada bilinçleri tam yerinde değildir ve beyin halen uyku halindedir.  

Beyin uyurken bilinçsiz yeme gerçekleşiyor 

Bu hastalığa sahip bireyler genelde genç yaştaki kadınlardır. Yedikleri şeyler sıklıkla çok garip besinler olabilir. Hastalar yemek yediklerini genelde hatırlamaz. Buzluktaki donmuş gıdaları, gıdaların ambalajlarını yiyen ayrıca kendilerini kontrol edemediği için buzdolabına kilit takan danışanlarım dahi oldu. Bu rahatsızlık sanılanın aksine psikiyatrik bir bozukluk değil, bir parasomni yani uyurgezerlik gibi bir hastalıktır. Beynin uyku-uyanıklık kontrolünde bir sorun var gibi görünüyor. Kişi uykusundan kalkıyor, yemek aramaya başlıyor ama aslında o anda beyin halen uyuyor. Yani aslında rüya halinde bilinçsiz yemek yeme söz konusu. Hastalığın nedeni tam anlaşılmış değil ancak uykuda hareketsiz olarak yatmamızı sağlayan mekanizmalarda bir bozukluk olduğu söylenebilir. 

Tedavi edilebildiği için çaresiz hissedilmemeli 

Kişinin uykusunun sık bölünüp uyanıklıklar yaşanması da hastalığı tetikleyebilir. Örneğin kişi uyku apnesi nedeniyle gece uykudan uyanıyorsa uyanmalar yemek yeme ile sonuçlanabiliyor. Kişi kendi iradesi ve bilinci açık olarak yemek yemediğinden dolayı bu rahatsızlığın psikoterapi ile düzelmesi de beklenmez. Bazı hastalarda aşırı yemek yeme ile birlikte kilo almaya bağlı depresyon ve çaresizlik hissi görülebilir. Bu durum tedavi edilebilir olduğundan çaresizlik hissetmek yerine uyku uzmanına girmek tercih edilmelidir.  

Tehlikeli gıdalarla zehirlenme söz konusu 

Bu rahatsızlıkta genelde ilaç tedavisi veriyoruz. Bu durumu kontrol almamızı sağlayıcı ilaçlar var. Uyku ile ilişkili yeme bozukluğu olan hastalar tedavi olmazsa aşırı şişmanlayabilir. Ayrıca tehlikeli gıdalar tüketerek zehirlenebilirler. Bu nedenle rahatsızlığın mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Bunun yanında eşlik eden başka uyku bozukluğu var mı diye araştırmak gerekli. Eğer uyku bütünlüğünü bozan uyku apnesi gibi bir bozukluk varsa mutlaka tedavi edilmelidir. 

Yazının devamı...

Migreni tetikleyen faktörler ve migreni tedavi etmenin yolları

16 Mart 2021

Migren birçok kişiyi etkileyen kronik bir rahatsızlıktır. Şiddetli baş ağrısına neden olur. Ağrılar ataklar halinde gelir ve geçmesi birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. Ağrı genelde tek taraflı ve zonklayıcıdır ancak illa ki böyle olması şart değildir. Bazı hastalarımız çift taraflı ve başka karakterde ağrılar da yaşar. Atakların sıklığı ayda 1 defadan her hafta hatta haftada birden fazla güne kadar değişir. Atak sıklığı ve süresi arttıkça hastanın yaşadığı sıkıntı, sosyal ve iş yaşamında kayıplar artar. Bazen migren ataklarından önce ağrının geleceğini haber veren aura denen durumlar olur. Bu aura dönemlerinde kişi sıklıkla görme bozukluğu veya başka duyusal problemler yaşayabilir. Migren her yaşta görülebilmektedir. Genelde ergenlik ve genç erişkinlikte başlar ve ileri yaşlarda sıklığı azalır. Bilinenin aksine küçük çocuklarda bile sıklıkla migren ağrılarına rastlıyoruz. Kadınlarda erkeklere göre daha sıktır. Migren ağrılarını tetikleyen bazı durumlar sıklıkla hastalar tarafından fark edilir. Bunlar alkol ve çikolata gibi gıdalar olabilir. Özellikle İstanbul’da yaşayan hastalarımızı kış aylarında lodos rüzgarlarının ağrılarını tetiklediğini söyler. 

Migren atakları tedavilerle önlenebiliyor

Sık migren atağı yaşayan hastalarımdan migrenin bir çözümü olmadığı ve bunla yaşanması gerektiği gibi sözler duyarım. Bu inanışlar doğru değildir. Migrenin kesin tedavisi olmadığı doğru ancak migren ataklarının tedavilerle önlenebildiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle migren ağrılarını kanıksayıp bu ağrıları çekerek yaşamaya çalışmak yanlış bir tutum olur. Tedavilerini düzenli alan hastalarımız hiç ağrısız veya minimal ağrıyla yaşamlarını devam ettirirler.

Ergotamin ve türevi ilaçlar önerilmiyor

Migren tedavisinde ilk kullandığımız seçenek ilaçlardır. Migren hastaları eğer ayda 4 ve daha fazla atak yaşıyorsa düzenli atak önleyici ilaçlar kullanmalıdır. Bu ilaçlar ağrı kesici olmayıp atakların oluşmasını engeller. Kişinin nadir gelen atakları varsa sadece atak anında ağrı kesici alabilir. Eskiden migren atakları için ergotamin ve türevleri olan ilaçlar sıklıkla kullanılmaktaydı. Son dönemlerde bu ilaçlara bağlı damar tıkanıklıklarını sıklıkla gördüğümüz için artık ergotamin ve türevlerinin migrende kullanımını önermiyoruz.

Haftada birden çok ağrı kesici kullanılmamalı

Migren ataklarında bildiğimiz klasik ağrı kesiciler kullanılabildiği gibi triptanlar denilen ve beyinde serotonin maddesi gibi davranan ilaçlar kullanılabilir. Bazı hastalarımızın haftada birden çok hatta her gün ağrı kesici kullandıklarını da görmekteyiz. Bu yanlış bir kullanımdır. Ağrı kesiciler her gün kullanıldığında çeşitli zararlara neden olabilir. Bu nedenle haftada birden çok ağrı kesici alan hastalarımızın mutlaka düzenli atak önleyici tedaviler almaları önerilir.

Yazının devamı...

Baş dönmesinin altında yatan başlıca sebepler ve tedavisi

26 Şubat 2021

Baş dönmesini kişinin subjektif olarak hareket ettiğini hissetmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu hareket hissi dönme, itilme veya çekilme şeklinde olabilir. Baş dönmesi şikayeti toplumda oldukça yaygın görülüyor. Hem gençlerde hem yaşlılarda baş dönmesine rastlayabiliyoruz. Baş dönemsine çoğunlukla bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik edebilir. Hatta bazı durumlarda bulantı ve kusma çok şiddetli hale gelebilir.

50 yaş üzeri bireyler baş dönmesine dikkat etmeli

Baş dönmelerinde süre ve sıklık değişkendir. Süre ve sıklık hastalığın şiddetine ve nedene göre değişir. Örneğin damar tıkanıklıklarına bağlı baş dönmeleri sıklıkla aniden başlar. Kulağa bağlı baş dönmeleri ise ataklar halinde gelen ve kronik baş dönmesine neden olur. Bu nedenle bir kişi hayatında ilk kez baş dönmesi yaşıyorsa ve 50 yaş üstündeyse özellikle beyin damar hastalıkları yönünden tetkik edilmesi gerekir. Baş dönmesinde süre ve sıklık arttıkça hasta açısından sıkıntı da artar. Bir grup hastamız yıllar süren ve uzun ataklarla seyreden baş dönmelerinden sıkıntı çekmektedir. Uzun süren ve tedaviye yanıtsız baş dönmeleri hastada bir umutsuzluk ve '"edavi olamayacağım" endişesi yaratabilir. Unutulmamalıdır ki tedavisiz baş dönmesi diye bir şey yoktur. İllaki her baş dönmesinin bir tedavisi vardır. 

Baş dönmesi nedenleri nelerdir?

-Baş dönmesinin en sık nedeni iç kulakta bulunan denge organımız yarım daire kanallarının içindeki sıvının akışkanlığının bozulmasıdır. Bu duruma iç kulağa bağlı vertigo ya da pozisyonel vertigo denir.  

-İkinci grup hastalığı beyin damar hastalıkları oluşturur. Bu grup hastalıklarda beyni besleyen damarların tıkanması söz konusudur. 

-Bazı virüs hastalıklarının başlangıç dönemlerinde baş dönmesi hissi görülür. Özellikle grip ve nezle gibi üst solunum yolları enfeksiyonları öncesinde görülen baş dönmesi ve sersemlik hissi genelde 1-2 gün içinde kaybolur 

-Son olarak tansiyon yüksekliği ve düşüklüğü de birçok kişide baş dönmesi olarak algılanır. Özellikle baş dönmesinin göz kararması şeklinde olması ve ayağa kalkınca belirginleşmesi tansiyon düşüklüğünü düşündürür. 

Yazının devamı...