Burun tıkanıklığı nedenleri

18 Ekim 2021

Burnu tıkanan bir kişi, şikayetinin sebebi görebildiği bir yerde olmadığı için, bir doktor tarafından teşhis konuluncaya kadar, merakını çeşitli yollarla gidermeye çalışır. Bunu, çevresinde aynı belirtiyle tedavi almış olanlara danışarak veya günümüzde daha sık olarak, internet aracılığıyla yapmaya çalışır. Bana da bu yolla gelen yüzlerce “hocam, bende burun tıkanıklığı var; sebebi ne olabilir?” sorusuna topluca bir yanıt vermek için bu yazıyı yazmak istedim.

Burun tıkanıklığı bir belirtidir. Bu belirtiye yol açan nedenleri kavrayabilmek için önce burnu ve işleyişini biraz tanıtmam gerekir. Burnumuz, dışı ciltle kaplı, altında bazı kaslar bulunan, içi ise mukoza örtüsü ile kaplı, çatısı ile bileşenlerini kemik ve kıkırdak dokuları tarafından oluşturulan bir yapıdır. Bu dokular, burnu ortadan ikiye ayıran septumu, burun etlerini (konkalar), bunların aralarındaki pasajları ve sinüs boşluklarını meydana getirirler. Tüm bu oluşumları kaplayan mukoza örtüsü, ürettiği salgılarla bir düzen içinde buruna giren solunum havasını filtre eder, ısıtır ve nemlendirir. Havadaki toz ve parçalıkları yakalayan ve temizleyen, “mukosiliyer aktivite” dediğimiz mükemmel bir sistemle çalışır. Alt burun etleri ise burun döngüsü (nazal siklüs) ile sağlı sollu üç saatlik dönemlerde sırayla şişip inerler. Dolayısıyla yapılardaki anatomik herhangi bir bozukluğun yanı sıra mukoza örtüsünü ve bu sistemleri etkileyen koşullar da burun tıkanıklığına yol açabilir.

Bu durumda soluksuzca ve peşi sıra, hemen hemen tüm olasılıkları, olabildiğince sinonimleriyle (eş anlamlılarıyla) birlikte yazmaya çalışacağım. Hepsinin açıklamalarına, veya tıbbi adlarının çevirisine bu makalede vermeye kalkacak olursam, bir kitap içeriği kadar yazmam gerekir. Önceki makalelerimde ve videolarımda bunlardan bazılarına yer vermiştim; arzu eden bunları okuyabilir veya izleyebilir. Burada amacım, burun tıkanıklığına yol açabilecek koşulların ne kadar farklı ve çok sayıda olduğunu görmenizdir.

Burun tıkanıklığı nedenleri: Burun eti büyümesi (konka hipertrofisi), orta bölümün eğriliği (septum deviasyonu - kemik, kıkırdak veya kombine eğrilikler), kolumella lüksasyonu, alerjik nezle (saman nezlesi), sigara ve nargile kullanımı ile zararlı gaz veya maddelere maruz kalınması, çevre kirliliği, alkol kullanılması, iklim-ısı-nem değişimleri, kuru hava, nazal siklüs (burun döngüsü), burun döngüsünü ve dolaşım sistemini etkileyen/konjesyona yol açan çeşitli ilaç ve hatta burun açıcı spreyler, otonom sinir sistemi disfonksiyonu, yatış pozisyonu, vücudun diurnal ritmi, konka bülloza, paradoksik (ters kavisli) orta konka, orta konkanın polipleşmesi, medialize unsinat proses, dar apertura, valv darlığı, nazal alar deformite/malpozisyon, tip deformitesi, zayıf kıkırdaklı veya kalın ciltli burun kanatları, zorlu nazal inspirasyon, burun kırığı, septum perforasyonu, nezle (soğuk algınlığı), grip (influenza) ve covid19 dahil viral infeksiyonlar, bakteriyel infeksiyonlar ve mantar infeksiyonları, akut sinüzit (yeni başlangıçlı), müzmin sinüzitler (kronik sinüzitler - polipli sinüzit (nazal polipozis), Samter triadı, oroantral fistül/odontojenik sinüzit, alerjik sinüzit, fungal sinüzit vs), kronik rinit, mukoid (yoğun-yapışkan) salgılar, rinotilleksomani (burun karıştırma), stres-psikolojik durum,burun kanaması/pıhtı, burun mukozasının kabuklanması, kuruması, ödemi (şişmesi), hiperplazisi, antrokoanal polip, Kartagener sendromu (immotil silia sendromu), kistik fibrozis, burun veya sinus içinde yabancı cisim (diş implantı, diş dolgusu, oyuncak parçaları, leblebi, saat pili vs), rinolit (burun taşı), hormonal durumlar, hamilelik nezlesi (gebelik riniti), beslenme (gıda intoleransı, baharatlar), kilo fazlalığı, inflamatuvar ve otoimmün hastalıklar, tiroid hastalığı, Churg Strauss sendromu ve diğer vaskülitler, granülomatöz hastalıklar, atipik infeksiyonlar, papillom, inverted papillom, osteom gibi kemik tümörleri ve diğer benign (iyi huylu) tümörler, lenfoma, meningosel, meningoensefalosel, burun içi kanserler, geniz eti büyümesi (adenoid hipertrofi), hemanjiom ve nazofarengeal anjiofibrom gibi damarsal oluşumlar, geniz kanseri, geçirilmiş ameliyatlara bağlı boş burun sendromu, orta meatus blokajı, sineşiler (yapışıklıklar), ameliyat sonrası erken dönem, tampon konulmuş olması, geçirilmiş radyoterapi, ozena (atrofik rinit), Thornwaldt kisti, koanal atrezi (burun arka bölümünün kapalı olması) vs.

Bu hastalıklar ve koşullar, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna ve ek belirtilerin varlığına göre değerlendirilir. Bir hastada birden fazlası beraber bulunabilir; pek çoğu endoskopik muayene sırasında görülerek teşhis edilebilir. Gereğinde tomografi veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle araştırmalar ilerletilir. Şüpheli görünen oluşumlarda patolojik inceleme için biyopsi örneği alınabilir. Fizyolojik koşullar sıklıkla tedavi gerektirmez. Her görünen bozukluğun da mutlaka düzeltilmesi gerekmeyebilir. Basit durumlar, alışkanlıkların düzenlenmesi ve burun spreyi içeren tedaviler ile düzelebilir. Bazıları, ilaçlarla yapılan tedaviler ve uzun süreli takipler gerektirir; düzelmeyenlerde, pasajların engellendiği durumlarda veya kitlesel oluşumlarda ameliyat planı yapılabilir. Kötü huylu olanlar onkolojik tedavilerle yönetilir. Bazı hastalıklar ise KBB dışı branşların desteğini gerektirir; nadir bazı durumlar tedavi edilemeyebilir.

Görüldüğü üzere, burun tıkanıklığı belirtisine yol açan nedenler çok çeşitlidir; tedavileri de farklı farklıdır. Hastalar ayrıca “bende şu hastalık varmış, bu tedaviyle veya ameliyatla kesin düzelir mi?” diye de soruyorlar. Teşhislerin doğru olduğunu kabul etsek bile, hastalıkların şiddetleri ve verilen tedavilere yanıtları farklı olabilir. Olasılık yelpazesi bu denli geniş olduğu üzere, burun tıkanıklığı olan hastaların güvenebilecekleri bir uzman bulmaları ve çözümün belirlenmesi yolunda ilk adımı, endoskopik muayene olarak atmaları doğru olacaktır.

Yazının devamı...

Kulağım tıkandı, nasıl açabilirim?

23 Haziran 2021

Bu soru, kulağı bir şekilde tıkanan hastaların, internet ve sosyal medyada birbirlerine veya buldukları hekimlere sıkça sordukları bir sorudur. Ve peşinden “şu damlayı damlatmak iyi midir?”, “bu ilacı kullanayım mı?” gibileri de gelir. Kulak tıkanıklığının sebebi olarak, çoğu insanın aklına ilk başta kulak kiri geldiği için, hemen basit çözümler aranır. Kulak kiri (serümen, tıkaç, buşon) sıkça görülmesine karşın, kulakta tıkanıklık belirtisi veren başka önemli kulak hastalıkları da vardır.

Kulak tıkanıklığını bir çeşit duyma azlığı olarak ifade edebiliriz. Bu belirtiye uğultu, hışırtı veya çınlama gibi sesler eşlik edebilir. Tıkanıklığın sebeplerini anlayabilmek için işitmenin nasıl gerçekleştiği üzerinde hafifçe durmak gerekir. Çevredeki sesler sağlıklı insanlarda, dışarıdan fiziksel olarak görülebilen kulak tarafından toplanır; kulak kanalı (dış kulak yolu) vasıtasıyla kulak zarına iletilir. Ses dalgaları kulak zarını titreştirir; bunun ardında yani orta kulakta bulunan çekiç, örs ve üzengi adını verdiğimiz kulak kemikçikleri titreşimin iç kulağa iletilmesini sağlarlar. İç kulak salyangozu (kohlea) aldığı mekanik iletiyi sinirsel uyarılara dönüştürür; frekanslarına uygun bölgelerinden kaynaklanan sinir lifleri biraraya gelerek işitme sinirini oluşturur ve sinyaller, beyin sapı üzerinden ilgili beyin bölgesine (temporal loba) ulaştırılır. Duyma sürecinin iç kulak salyangozuna kadar olan bölümüne “iletim tipi”, bundan sonrasına ise “sinirsel tip” (sensörinöral) işitme denir. Kulak tıkanıklığı olarak hissedilen, iletim tipi veya iç kulak tipi bir duyma kaybı olabilir.

Buna göre “kulağım tıkandı” diye başvuran bir kişide, kulak kanalını tıkayan kir, birikinti, enfeksiyon veya bir yabancı cisim vs. olabilir. Kulak zarında kanama, delinme, yırtılma, enfeksiyon, kulak zarı ardında basınç bozukluğu (östaki sorunu), sıvı veya iltihap toplaması, kemikçiklerde kireçlenme, kopma, erime vs. olabilir. Ya da kulak salyangozunun hastalıkları (viral, bakteriyel, akustik travma, ilaç yan etkisi, sistemik hastalıkların etkileri, iç kulak sıvısı artışı veya kaçağı ile ilgili durumlar, yaşlanma vs.) olabilir. Ayrıca işitme siniri, beyin sapı ve beyin bölgesi ile ilgili damarsal bozukluklar, felçler veya tümörler vs. bile olabilir. Bunlardan başka olasılıklar da vardır. İltihaplı durumlar genellikle ağrılı olsa da diğer çoğu hastalık ağrısızdır ve ilk belirti kulak tıkanıklığıdır. Herkesin ilk aklına gelen “kulak kiri tıkamıştır” olsa da biz doktorlar için esas sorunun mutlaka açığa kavuşturulması gereklidir.

Kulaktan dolma önerilerle, örneğin kulak zarı hasarlı bir hastaya gliserinli damla verilmesi halinde, bu sıvı kirle karışarak, delik olan bölgeden orta kulağa ve kemikçiklere yayılabilir; tıkanıklığın artmasına hatta iltihaplanmaya yol açabilir. Bir başka örnek olarak, “ani işitme kaybı” denilen acil olduğunu kabul ettiğimiz bir hastalıkta, teşhisin hemen belirlenmesi ve tedavinin üç gün içinde başlanması istenir. Tıkanıklığının kire bağlı olduğu sanılarak geçiştirilmesi veya faydasız damlalarla zaman kaybedilmesi, duyma kaybının kalıcı olmasına yol açabilir. Burun tıkanıklığı olanlarda ya da nezle-grip sırasında orta kulakla ilgili sorunlar yaşanabilir; orta kulak basıncı bozulabilir veya kulak zarının ardında sıvı toplanması (efüzyonlu otit) meydana gelebilir. Bunlarda kulak kanalına yapılan uygulamalar anlamsızdır. Bu şekilde sayısız örnek verilebilir.

Yaz aylarında deniz ve havuzlara girilmesiyle birlikte kulak kiri ıslanıp şişebilir veya kulak kanalı enfeksiyonları (yüzücü kulağı) olabilir. Yukarıdaki olasılıkların da bunlarla beraber veya tek başlarına bulunabileceği akılda tutulmalıdır. Kulağı tıkanan bir kişinin mutlaka bir doktora, mümkünse KBB Uzmanına başvurması gerekir. Tahmin yürütmek yerine, kulak kanalı muayene edilerek görülmelidir. Kulak kiri veya iltihaplanma varsa bunlar mikroskop altında aspiratörle (vakumla) temizlenebilir ve ardındaki kulak zarı gözlenebilir. Bu şekilde kulak zarı ve ardı değerlendirilebilir; orta kulak basıncı ve işitme ile ilgili testler yapılabilir. Böylelikle kulak tıkanıklığının sebebi bulununcaya kadar araştırmalar ilerletilebilir ve zamanında, doğru tedavi planlanabilir.

Yazının devamı...

Polipli sinüzit

18 Mayıs 2021

Polipli sinüzit hastalığı, hangi tedavi yapılırsa yapılsın tekrarlama olasılığı bulunan bir sinüzit çeşididir. Tıpta “nazal polipozis” adıyla da bilinir. Poliplerin yumuşak doku yapılı olması ve üzüm salkımına benzemesi nedeniyle, bazen halk arasında hatalı şekilde, burun eti olarak da ifade edilebilir. Oysa burun etleri, “konka” dediğimiz normal anatomik yapılardır. Polipler, burun etleri ve geniz eti birbirinden farklı oluşumlardır.

Polipler burun boşluğunu doldurabilirler; burun tıkanıklığı ve koku kaybına neden olabilirler. Koku kaybı, beraberinde tat alma duyusunu da etkileyebilir. Sinüs kanallarını tıkadıklarında ise iltihaplı ataklara yol açabilirler. Polipli sinüzit hastalarında burun ve geniz akıntısı, yüzde dolgunluk ve ağrı gibi klasik sinüzit belirtileri de bulunabilir. Baş ağrısı, basınç hissi, horlama ya da burun kanaması gibi farklı yakınmalar da olabilir.

Poliplerin oluşma sebebi henüz tam netlik kazanmamıştır; fakat inflamasyona yol açan durumlarla birlikteliği çok fazladır. Bu hastalık tek başına görülebildiği gibi, alerjik nezlesi olanlarda, astımlılarda, mantar sinüziti olanlarda, bazı kalıtımsal mukoza hastalığı olanlarda ve çeşitli anatomik burun içi bozuklukları olanlarda azımsanmayacak ölçüde birliktelik göstermektedir. Diğer bir deyişle burun/mukoza işlevinin bozulmasına yol açan diğer hastalıklar da polipli sinüzite eğilim yaratabilmektedir. Sigara kullanımı, üst solunum yolu infeksiyonları ve mevsim geçişleri poliplerin artmasına neden olabilir.

Polipli sinüzit hastalığına görünüm olarak benzeyen fakat oluşumu ve tedavisi farklı “antrokoanal polip” ve “inverted papillom” gibi hastalıklar vardır. Deneyimli bir hekim endoskopik muayene ve tetkiklerle bunları genellikle ayırdedebilir.

Alerji ve astımla ilişkili olan polipli sinüzitlerin tedavisinde Alerji Uzmanlarının desteği faydalı olur. Polipli sinüziti olan hastalar, sinüzitlerde kullanılan antibiyotiklerden genellikle fayda görmezler. Bu hastalığın yaygınlığı, ayrıntılı bir burun içi endoskopisi ile belirlenerek, daha farklı ilaçlarla tedavi edilir ve bu hastalarda çoğu kez endoskopik sinüs cerrahisi ameliyatı gerekli olur. İnflamasyonu baskılayan ilaçlar, dekonjestanlar, spreyler ve burun yıkama solüsyonları ile bunların kombinasyonları hastaya özel olarak belirlenir.

Poliplerin bu öncü ilaç tedavileri ile geriletilmesi ve bulguların endoskopik takipler sırasında izlenmesi gerekir. Tomografi de gelinen en son aşamada çekilir. Bu koşullar hastalığın davranışını anlamamızı sağlayarak, ameliyatı doğru planlamamıza ve başarısına katkı sağlar. Ameliyata hazırlık iyi yapıldığında, polipler temizlenirken çevre yapılar korunabilir ve ameliyatın güvenliliği de arttırılmış olur. Kalan sağlıklı mukozanın korunması, burun işlevlerinin devamı için gereklidir.

Polipli sinüzitlerde hastanın başarı şansı büyük ölçüde yapılacak ilk sinüzit ameliyatının etkinliğine bağlıdır. Burada öncelikle ameliyatı yapacak uzmanın bu konudaki eğitim ve deneyim süreci önemlidir. Günümüzde sinüzit ameliyatları endoskoplar yardımıyla yapıldığından özel donanım gerektirmektedir. Polipli sinüzitler için özellikle geliştirilmiş araçların kullanımı belirgin bir üstünlük sağlar. Burada polipleri kontrollü olarak tıraşlamak için kullandığımız shaver adlı cihaz bize yardımcı olur.

Bazı hastaların ikinci kez, hatta üçüncü-dördüncü kez sinüzit ameliyatı geçirmek zorunda kaldıkları yaygın bilinen bir konudur. Polipli sinüzitte poliplerin tekrarlaması her zaman olasıdır. Ancak bu hastalıkta bile, eğer hastanın ilk ameliyatı sinüs işleyişine uygun yapılmışsa, geçmiştekiyle kıyaslanmayacak kadar başarılı olunabilir. Çoğu sinüzitlerden farklı olarak polipli sinüzitlerde ameliyat sonrası yapılması gereken en önemli koruma yöntemi, belirli aralıklarla kontrole gelmektir. Bu sayede uygun tıbbi tedavi desteği ile poliplerin baskı altında tutulması sağlanabilir.

Yazının devamı...

"Burnumda eğrilik varmış, ameliyat olmam gerekir mi?"

20 Şubat 2021

Bu soru, günde en az 6-7 kez hastalarımdan duyduğum bir sorudur. Burun tıkanıklığı şikayeti olanların da ilk düşündükleri, burnun içinde kıkırdak veya kemiklerinde bir eğrilik olduğudur. Oysa hastaların pek az bir bölümünde, burun içi eğrilikler (septum deviasyonu) tıkanıklığın tek sebebi oluyor. Vücudumuzda cetvelle çizilmiş gibi dümdüz herhangi bir anatomik yapı olmadığı gibi, burnun içi de dümdüz değildir.

Burun kıkırdağının kemik yapılarla birleştiği yerlerde (lat. crista nasalis-cartilago septi nasi) ve özellikle burun çatısına doğru mukozanın kalın olduğu yerlerde (ing. nasal septal body) septumun doğal kavisleri bulunur. Alışık olmayan bir göz bunları eğrilikmiş gibi görebilir. Burnunda eğrilik olduğu söylenmiş ve ameliyat için görüş almak isteyen, fakat aslında burun tıkanıklığı bile olmayan hastaların çoğu bu gruptadır.

Ayrıca burun orta hattını döşeyen mukozanın da sağlığı önemlidir. Eğer mukozayı şişiren/kalınlaştıran bir hastalık varsa, bir eğriliği olduğundan daha kötü gösterebilir. Üstelik hastaların bir kısmında burun eti büyümesi (konka hipertrofisi) de beraber olabiliyor. Bu hasta grubu, burunlarının zaman zaman tıkandığını söyler; özellikle gece yatınca veya nezle-grip sırasında, ya da alerjik dönemlerde kötüleştiğini belirtir. Kıkırdak ve kemik yapılar “zaman zaman” eğrilip düzelmeyeceğine göre, tıkanıklığın başka sebepleri de olabileceği akla gelmelidir.

Burun içi yapıların büyümesi genellikle 18 yaşında tamamlanır. Buna göre 18 yaşından sonra, bir darbe/travma olmadıkça, burnun zamanla eğrilmesi pek görülmez. Bir hasta ergenlik tamamlandıktan sonra burnunun tıkandığını ifade ediyorsa, aklımıza deviasyondan başka nedenler de gelmelidir. Genellikle ileri yaşlarda meydana gelen burun tıkanıklığı, yaşlanma ile burun ucunun sarkması ve kıkırdak yapıların daralması nedeniyle olur ve bu da deviasyondan farklı bir durumdur.

Burun içerisini, septumu, mukoza sağlığını ve diğer yapıları günümüzde artık “rutin” sayılabilecek bir muayene yöntemi olan “burun endoskopisi” ile doğrudan görerek değerlendiririz. Eğri görünen bölgelere gereğinde ince araçlarla dokunarak, bunun bir mukoza şişmesi mi yoksa altında gerçekten eğri bir kıkırdak veya kemik mi olduğunu anlayabiliriz. En önemlisi soluk havasının hissedildiği, “ferah ve doyurucu bir nefes alma” algısı oluşturan, orta burun pasajlarını ve bu bölgeyi engelleyebilen sorunları görebiliriz. Sorunmuş gibi görünen bazı durumların kişiye faydası bile olabilir. Zira septumdaki eğrilik, havanın orta pasajlara ulaşmasını kolaylaştırıyorsa, bunun düzeltilmemesi dahi tercih edilebilir.

Ameliyat gerektiren bir eğrilik ilaç tedavisi ile düzelmez, ama eğriliğin gerçekten bir ameliyat gerektirdiğinden emin olmak gerekir. Burnunda eğrilik olan hastanın burun tıkanıklığında pay sahibi başka koşullar da varsa, örneğin mukoza veya konka şişmesi, alerjik nezle, bazı sinüs hastalıkları vs gibi durumlar, ilaçlı tedaviler ve endoskopik takiplerden fayda görebilir. Bunlarla burun tıkanıklığı azalabilir veya düzelebilir.

Görüldüğü üzere, burundaki bir eğriliğin ele alınması sanılandan daha titiz bir yaklaşım gerektiriyor. Eğer bariz ve şiddetli bir burun eğriliği yoksa, deviasyonu olanların veya olduğu söylenenlerin önemli bir bölümünde deviasyon ameliyatı (septoplasti) gerekmiyor diyebilirim. Bu şekilde ele alınmayan ve doğrudan ameliyat olan hastaların maalesef bazıları hiç fayda görmeyebiliyor veya burun tıkanıklığı şikayeti bir süre sonra tekrarlayabiliyor.

Yazının devamı...

Geniz akıntısı ve sinüzit hastalığı

17 Ocak 2021

Sinüzit denildiğinde, halk arasında akla ilk gelen baş ve yüz bölgesinde ağrı ve iltihaplanmadır. Ani başlayan ve belirli bir sürede sonlanan sinüzitlerde yani “akut” olanlarda bu belirtileri çokça görebiliriz. Ama “kronik” yani uzun süren, müzmin veya zaman zaman tekrarlayan sinüzitlerin çoğunda ise en çok karşılaştığımız belirti geniz akıntısıdır. Kronik sinüzitlerde ağrı ancak iltihaplı dönemlerde (akut ataklar sırasında) olabilir.

Akut sinüzitlerdeki akıntılar, burundan veya genizden iltihaplı (sarı-yeşil) ve bazen kokulu olabilir. Genellikle antibiyotikli tedavilerle 10-14 içinde düzelirler. Kronik sinüzitlerde ise genellikle şeffaf veya bulanık, jel kıvamlı ve yapışkan özellikte olur. Sabah kalkıldığında bunlar da renkli ve kokulu olabilir, fakat gün içinde renkleri açılır. Bunlarda antibiyotiklerle genellikle kalıcı bir düzelme sağlanamaz.

Genel hastalık hali akut sinüzitlerde görülebilirken; kronik sinüzitlerde halsizlik, ateş, kırgınlık gibi belirtiler genellikle görülmez. Burun tıkanıklığı her ikisinde de olabilir; kronik olanda bu da uzun sürelidir.

Geniz akıntısı şikayetiyle başvuranlarda bu belirtinin onlarca sebebi olabiliyor. Bölge dikkate alınarak, akıntının kaynağı burun endoskopisi yapılarak önce geniz, burun ve sinüslerde aranmalıdır. Doğrudan görüş sağlayan bu muayene yapılmadan, tahmine dayalı olarak akut sinüzit, reflü ve alerji gibi hastalıklar için verilmiş tedavilerle, bir türlü düzelmeyen hastalarla karşılaşabiliyoruz. Kronik sinüzitlerde bu ilaçlar ya fayda etmiyor ya da kalıcı bir etki sağlamayabiliyor.

Kronik sinüzitlerin teşhisinde ilk aşamada yaptığımız endoskopik muayene ile, orta meatusları (sinüs kanallarının açıldığı orta pasajlar), mukozanın rengini (burun içi döşemesi), kalınlığını, salgıların özelliklerini ve nereden kaynaklandığını doğrudan görme olanağımız oluyor. Örnek vermek gerekirse, orta meatusları engelleyen anatomik bir bozukluğu, polip ya da mukoza şişmesini görebiliriz; salgıların hangi sinüslerden geldiğini (frontal reses-alın sinüsünün akış yolu, infundibulum-yanak ve ön etmoid sinüslerin ortak yolu veya sfenoetmoid reses-arka etmoid ve sfenoid sinüsün ortak yolu) görebiliriz; aksesuar delikleri (salgının sinüse geri dönmesine yol açabilir) ve daha pek çok koşulu doğrudan görebiliriz.

İkinci aşamada, görerek belirlenen bu teşhislerin bazılarında, çeşitli ilaç tedavileri ile takipler yapılabilir. Takipler sırasında verdiğimiz tedavilerin etkisini, belirtilerin durumuna ve yine endoskopik bulgulara göre kaydederiz. Hastalık kronik olduğu için, düzelene kadar bu şekilde izleyebiliriz. Tedavinin fayda etmediği veya bir aşamadan sonra etki göstermediği hastalarda ise (tedavi ile getirdiğimiz en iyi halinde ve özellikle akut hastalık yokken) bazı filmler ve testler ile araştırmalar yaparız. Örneğin tomografi ile sinüslerin içerisini, hangi sinüslerin tutulduğunu yani evrelemeyi ve hastalığın yaygınlığını belirleriz. Bunlarla tedavinin bir sonraki aşamasına karar verebiliriz; bazen de sinüs kanallarını açacağımız endoskopik sinüzit ameliyatının planını yaparız.

Bu şekilde kronik sinüzitlerin çeşidini yani anatomik bozukluklara bağlı olanlarını, alerji ve inflamasyona bağlı olanlarını, mantar sinüzitlerini, odontojenik sinüzitleri (diş hastalıkları kaynaklı), polipli sinüzitleri, genetik hastalıklar nedeniyle olanları ve hatta tümörleri teşhis ve tedavi etmeye çalışırız. Görüldüğü üzere “sinüzit” adı altında ne kadar farklı koşullar olabiliyor. Bu kadar farklı koşulun da haliyle tek bir tedavisi olmuyor. Dolayısıyla “bitkisel ve doğal” başlığı altında mucizeler vadeden çoğu öneriler de basit sinüzitler veya zaten kendiliğinden düzelecek hastalar hariç beklentileri karşılamıyor.

Geniz akıntısı, sinüzit hastalığının çeşitleri başta olmak üzere, tüm sebepleri ile beraber araştırılması gereken bir belirtidir. Bu belirtiye yol açan koşulların tümüne uygulanacak, yani hedefe yönelik öneri ve tedaviler, çare arayan hastanın umut kaynağı olabilir.

Yazının devamı...

Burun kökenli baş ağrıları

25 Aralık 2020

Burun ve sinüslerden kaynaklanan baş ağrılarına “rinojenik baş ağrıları” diyoruz. Hastalardan aldığım sorulardan edindiğim izlenime göre, sinüzitin baş ağrısı nedeni olabileceği, toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinen bir durumdur. Sinüslerle ilgili ağrılar yüzümüzde, alın bölgesinde, gözlerin arasında veya arkasında, başın ortasında, elmacık kemiklerinde veya üst dişlerde hissedilebilir. Bunlar akut iltihaplı sinüzitlerde görülebilir. Hatta öne eğilmekle, ağrıda veya yüzdeki basınçta artma olabilir. Akut sinüzitler 1 ila 3 hafta sürebilir. Ancak sinüzit hastalığının her çeşidinde ağrı olmayabilir ya da hafif şekilde olur. Kronik sinüzitlerde, sinüs kanallarının anatomik olarak veya mukoza şişmesi nedeniyle kapalı olduğu durumlarda, sinüs boşluğuna hava girip çıkamayabilir. Bu durumda sinüsün içinde vakum veya basınç oluşabilir. Buradaki ağrının şiddeti iltihaplı dönemlerde olduğundan genellikle daha az olur; ama uzun süreli ve tekrarlayıcı olabildiği için daha sinir bozucudur.

Burun kökenli diğer bir ağrı sebebi “mukozal temas baş ağrısı” olabilir. Örneğin burun içindeki bir eğriliğin (deviasyon) sivri ucu burun etlerine (konkalar) temas edebilir; bu temas alanındaki sinirlerden yayılan uyarılarla ağrı hissedilebilir. Burun içindeki yapıları kaplayan mukoza örtüsünün şişmesine yol açan pek çok durum bu teması arttırabilir. Diğer bir deyişle, burun tıkanıklığına da yol açan koşulların bazılarında, bu şekilde mukozal temas baş ağrısı olabilir. Yani alerjik nezle, konka hipertrofisi (burun eti büyümesi), ısı değişimleri, hava kirliliği, sigara kullanımı, sinüs sorunları, polipli sinüzit (nazal polipozis), üst solunum yolu infeksiyonları gibi pek çok farklı durum bu tip ağrıları başlatabilir. Bu sinirsel uyarılar bazen migren hastasının atağını da tetikleyebilir. Migren hastalığı Nöroloji branşının tedavi ve takibini gerektirir. Burundaki sorunun tedavisi, belki rinojenik migrenin şiddetini ve sıklığını azaltabilir.

Diğer yandan burun tıkanıklığı olanlarda, özellikle gece yatar vaziyette, burundaki şişmelerin daha da artmasıyla, oksijensizlik ve uykusuzluk görülebilir. Bu durumlar da baş ağrısına yol açabilir. Burun solunumu, doğal ve sağlıklı olan solunum şeklidir. Nefes burundan alınmalı ve burundan verilmelidir. Ağız solunumu yapanlarda uzun vadede solunum ve dolaşım sistemi ile genel sağlık olumsuz etkilenebilir.

Burun içinde büyüyen, yer kaplayan, bası oluşturan, kemik kıkırdak yapıları tutan/haraplayan, mukozayı hasarlayan bazı hastalıklarda da burun kökenli baş ağrıları olabilir. Bu hastalıklar, çeşitli kitleler, lezyonlar, iyi veya kötü huylu tümörler ve kanserler dahi olabilir. Burada sinüs içi basit kistlerle (retansiyon kistleri) karışabilecek inverted papillom dediğimiz, kanser olmayan fakat yayılma özelliği gösteren hastalık önemlidir. Retansiyon kistlerinde çoğu kez tedavi gerekli olmazken, sinüs filminde veya endoskopik muayenede yüzeyindeki düzensizliklerden tanıyabileceğimiz inverted papillomun ameliyatla temizlenmesi gerekir.

Baş ağrılarının nörolojik hastalıklara bağlı olanları da vardır. Yukarıda bahsi geçen migren hastalığında olduğu gibi, primer tipteki baş ağrıları ile Nöroloji branşı ilgilenir. Ama karışıklığa yol açabilen durumlar da vardır. Örneğin küme tipi baş ağrısı (cluster) Nörolojinin ilgi alanındadır fakat göz çevresinde ağrı, burun tıkanıklığı ve gözlerde yaşarma gibi belirtileri ile burun kökenli ağrılara benzer.

Ayırıcı tanı için ve burun-sinüslerle ilgili hastalıkların teşhisinde Kulak Burun Boğaz Uzmanının görüşü gereklidir. Endoskopik burun içi muayenesi yaptığımızda, burun içi anatomisini, mukoza sağlığını, doku şişmelerini, iltihap veya kitle olup olmadığını ve temas noktalarını görebiliyoruz. Örnek vermek gerekirse, burunda orta meatuslardaki (orta pasajlar/sinüs girişleri) darlıklar veya polip gibi oluşumlar görüldüğünde sinüslerin sağlığının bozuk olabileceği anlaşılır. Buralardaki iltihaplı akıntıların, sinüslerin akış yollarından geldiği görülerek teşhis edilebilir. Bu bulgulara rastlayabilmek için, değerlendirmelerin belirli aralıklarla tekrarlanması gerekli olabilir. Şüphede kaldığımız durumlarda tomografi veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle sinüslerin içini, komşu organ ve yapıların durumunu değerlendirebiliyoruz.

Bu şekilde rinojenik baş ağrılarının sebebini teşhis ettikten sonra, mukoza ve yumuşak doku şişmelerine yol açan hastalıklar ve iltihaplı durumlarda önce çeşitli ilaçlarla tedavi uyguluyoruz. Bunlardan hastaların büyük bir kısmı fayda görebiliyor; ağrıları azalabiliyor veya geçebiliyor. Düzelmeyen vakalarda, durum eğer deviasyona (burun eğriliği) bağlıysa, septoplasti ameliyatı ile; kronik sinüs sorunlarına bağlıysa, sinüs kanallarının endoskopik sinüzit ameliyatıyla açılması ile; kitle veya basıya bağlıysa, bunların çıkartılması ile faydalı olabiliyoruz. Bu tedavilere rağmen sonuç alınamayan bazı vakalarda, yine Nöroloji branşının görüşü veya Algoloji (ağrı bilimi) branşının desteğine başvurabiliyoruz.

Baş ağrısı olan bir hastada ağrının yeri, şiddeti ve şekli yönlendirici olmalıdır. Baş ağrısının kaynağına ve sebebine yönelik algoritmik bir yaklaşımla teşhis ve tedaviler belirlenebilir. Bunlar, ilgili branşların uzmanları tarafından uygulanabilir. Araştırmaların eksiksiz olarak yapılması, bulguların tanınması ve doğru yorumlanması, çözüme ulaşılmasında önem taşır.

Yazının devamı...

Rinoplasti ameliyatı sonrası burun tıkanıklığı

1 Kasım 2020

Burun tıkanıklığı ya da burundan rahat nefes alamama, sıkça duyulan ve etkilediği kişiye sıkıntı veren belirtilerdir. Burun tıkanıklığı, estetik burun ameliyatı (rinoplasti) olmuş hastalarda da görülebilir. Bu hastaların bazılarında ameliyat öncesinde burun tıkanıklığı olabilir ve tıkanıklığın tedavisi ile beraber burun şeklinin düzelmesini arzu etmiş olabilirler. Ama bazılarında önceden nefes problemi olmadığı halde, rinoplasti ameliyatından sonra burun tıkanıklığı gelişmiş de olabilir.

Burnun yapısı, yüz güzelliğini belirleyebilir; toplumda kişinin beğenilmesini, bu sayede sosyalleşmeyi ve özgüveni etkileyebilir. Sağlık açısından bakıldığında, burun, solunum yollarının başında bulunur; nefesin alınmasını, filtre edilmesini ve hissedilmesini sağlar. Burundan alınan hava, burnun içinde bulunan yapıları kaplayan mukoza örtüsü tarafından ısıtılır, nemlendirilir ve temizlenir. Bu filtrelenmiş solunum havası, ağız-diş sağlığı, boğaz, ses ve akciğerlerimizin sağlığı başta olmak üzere, dolaşım sistemi, uyku kalitesi, fiziksel enerji ve daha pek çok durum için önemlidir. Bu nedenle görsel olarak güzel bir burun hedeflenirken, nefesin kalitesinden ödün verilmemeli; korunması veya düzeltilmesi amaçlanmalıdır.

Rinoplasti sırasında, burun çatısı daraltılabilir ya da indirilebilir; bu uygulamaların burun içerisindeki pasajlardan hava geçişini bozmayacak şekilde yapılması önemlidir. Benzer şekilde, burun kanatları ve burun deliklerine, havanın girmesini bozmayacak şekilde yaklaşılmalıdır. Burnun dışı şekillendirilirken, burun içerisindeki yapılar da şekillendirilebilir/uyarlanabilir. Halk arasında burun kemik-kıkırdak eğrilikleri olarak bilinen deviasyon düzeltilebilir; burun eti olarak bilinen konka dediğimiz yapılar aynı operasyon sırasında küçültülebilir. Bu tip uygulamalar genellikle Rinoplasti yapabilen her uzman tarafından yapılabilir. Ama bazı hastalarda durum bu kadar basit olmayabilir.

Burun-sinüs sağlığını etkileyen, alerjik nezleden polipli sinüzitlere kadar değişen çeşitli hastalıklar vardır. Benzer şekilde sinüs kanallarını engelleyen, işleyişini bozan ve mukozayı etkileyen, anatomik sorunlar da olabilir. Bu durumlar gözden kaçtığında ve tedavi edilmediğinde, Rinoplasti hastasının ve doktorunun gelecekte sorun yaşama olasılığı vardır. Bu tip koşulları endoskopik muayene, takipler ve tedavilere aldığımız yanıtları izleyerek teşhis edebiliyoruz.

Hastanın kliniğinde, tedavilere dirençli burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, sık hastalanma, yüz çevresinde dolgunluk, baş ağrıları, sigara kullanımı, burunda kabuklanma, burun spreyi bağımlılığı, alerjik tedaviler ve geçirilmiş burun ameliyatları gibi durumlar olması uyarıcı olmalıdır. Endoskopik muayenede burun mukozasının görünümü, rengi, salgılar, burun içi yapı ve pasajların durumu dikkate alınır. Özellikle orta pasaj (orta meatus) solunum havasının hissedilmesi ve sinüs/mukoza sağlığı için en önemli bölgedir. Buradan hava geçişini engelleyen durumlar arasında, orta konka hipertrofisi, mukoza şişmesi, paradoksik (ters kavisli) orta konka, lateralize (dışa itilmiş) orta konka, konka büllosa (içi hava dolu), sinüzitler (özellikle polipli sinüzit), antrokoanal polip, sineşi (yapışıklık), eğrilik, papillom ve tümörler sayılabilir. Bunlar endoskopik muayene sırasında doğrudan görülebilir. Bu sayede gerekli önlemler alınabilir, tedaviler uygulanabilir ya da doğru ve kapsamlı bir operasyon planı yapılabilir.

Aksi halde, estetik ameliyat sonrası burun tıkanıklığı başlayan bir hasta, burun içinde bir hata yapıldığını düşünerek hekimini suçlayabilir.

Bu çerçevede, ameliyat gerektiren bazı hastalıklar Rinoplasti ameliyatı ile eşzamanlı olarak düzeltilebilir. Bazıları önceki bir zamanda, bazıları ise daha sonra ele alınabilir. Nadir de olsa örneğin tümör ya da polipli sinüzit gibi hastalıklarda, Rinoplasti ameliyatının hiç yapılmaması kararı dahi alınabilir. Burun solunumunu engelleyebilecek şekil veya valv sorunları kadar, belki de daha fazla, burun içi ile ilgili olasılıkların da dikkate alınması gerekir.

Bu yazının amacı Rinoplasti hastasını endişelendirmek değildir. Rinoplasti hastasının mutluluğunun tam olabilmesi için, rahat ve ferah bir nefes alabilmesi de gerekir. Burun estetiği yapmayan bir KBB Uzmanı olarak, bu ameliyattan sonra burun tıkanıklığı ile başvuran hastaların büyük bölümünde,

Yazının devamı...

Sialendoskopide yanılgılar

7 Aralık 2019

Sialendoskopi, tükürük bezi kanallarının içerisini görmek için kullandığımız bir endoskopi yöntemidir. Bu yönteme tükürük bezi endoskopisi de diyoruz. Sialendoskopi sayesinde tükürük bezi taşları, salgı tıkaçları ve darlıklar başta olmak üzere pek çok kanal tıkanıklığı sorununu görerek teşhis ve tedavi edebiliyoruz. Yaklaşık 1-1,5 milimetre çapındaki endoskopların içerisinden 0,6-0,7 milimetre çapındaki araçlarla çalışıyoruz. Bu şekilde örneğin, küçük taşları tutup kanaldan çıkartabiliyoruz ya da büyük taşları kırıp parçalarına ayırdıktan sonra, tek tek tutup veya kanalın içerisini yıkayarak dışarı çıkartabiliyoruz. 1990 yılında uygulanmaya başlayan bu yöntemi ülkemizde 2004 yılından beri kullanıyoruz. Ülkemizde bu yöntem son yıllarda yaygınlaşmaya başladı fakat maalesef henüz yeterli düzeyde değil. Ayrıca hekimler arasında dahi bu yöntemi bilmeyenler olabiliyor ve bu nedenle sialendoskopinin etkinliği ve faydaları ile ilgili yanlış yorumlar yapılabiliyor. Hastalarda kafa karışıklığına yol açan ve bana en sık sordukları bazılarına dikkat çekmek istiyorum:

Bezin içerisindeki tükürük bezi taşları sialendoskopi ile çıkartılamazmış, kanal içerisindekiler çıkartılabilirmiş,

Tükürük bezi ve kanalı birbirinden ayrılamaz; kanal sistemini aynı bir ağaç gibi düşünmek gerekir. Nasıl dallar ağacın yapraklı kısmının içinde bulunuyorsa, tükürük bezi kanalları da bezin içerisine doğru devam ederler. Bizler sialendoskopi sırasında, ana kanal, birincil, ikincil ve bazen üçüncül dallanmalara dahi ulaşabiliyoruz. Uçlara doğru ilerledikçe kanallar incelir; sialendoskopun çapından daha ince bölgelere ulaşamayız, ancak uçlardaki taşlar zaten bezin tamamını şişirecek kadar belirti vermezler. Yani tükürük bezi taşlarının, adı üstünde, zaten çoğu bezin içindedir ve bunların %85-90’ına ulaşabiliriz.

Büyük taşlar sialendoskopi ile çıkartılamazmış,

Tükürük bezi taşları, boyutlarından bağımsız olarak, günümüzde, deneyimli ellerde sialendoskopi ve kombine yöntemlerle %95-96 oranında tedavi edilebiliyor. Sialendoskopi sırasında pnömatik litotripsi (havalı taş kırma) ile kırdıktan sonra 2,5-3 santimetrelik taşları bile çıkartabilmek mümkün oluyor.

Sialendoskopi ile tükürük bezi taşı çıkartılsa da, sonradan tekrar edermiş,

Günümüzde artık tüm branşlarda organ koruyucu uygulamalar tercih ediliyor. Nasıl böbrek taşları tekrarladığı zaman böbrek alınmıyorsa, tükürük bezi taşları da tekrarlarsa sialendoskopi ile çıkartılabilir. Bununla birlikte tek taşı olan vakaların tekrarlama olasılığı yok denebilecek kadar düşüktür. Birden fazla taşı olanlarda ise, sialendoskopi ile taşların hepsi çıkartıldıysa, yeni bir taş oluşma olasılığı düşüktür. Zira uygulamanın bitiminde kanal ağzını genişleterek bırakırız; bu sayede gelecekte taşa dönüşebilecek tortular oluşursa, tükürük salgısıyla kanal içerisinden rahatça temizlenebilir. Ayrıca tedbiren sialendoskopi sonrasında hastanın su içme miktarı, sigara kullanımı ve beslenme alışkanlıklarını düzenleriz.

Tükürük bezi taşı varsa bezin işleyişi bozukmuş, çalışmıyormuş. Bu gibi nedenlerle bezi aldırmak gerekirmiş.

Yazının devamı...