
Bu coğrafyada tarih neyle yazılır derseniz, çoğu kişi “Kanla” cevabını verir ama kandan önce gelen ihanettir.
Terör örgütünün Suriye şubesinin başındaki Mazlum Abdi’nin İsrail gazetesi Jerusalem Post’a verdiği röportajı konuştuk ama eksik kaldı.
O röportajda Mazlum Abdi, Irak’ın kuzeyine Naçirvan Barzani’ye selam çaktı, desteğine övgüler düzdü.
Oysa bugüne kadar Mazlum Abdi, Barzanilerin en büyük rakibi IKYB’nin başındaki Bafıl Talabani’yle iş tutardı.
Bafıl Talabani, İngiltere’de ve ABD’de eğitim görmüş, savaş dönemi Irak’ın bin kilometre bile yakınından geçmemiş birisidir.
İzlediği politikalar Londra-Washington kırmasıdır, YPG’ye helikopter eğitimlerini falan organize eden, terör örgütünün drone saldırıları için fiziki imkânları sağlayan hep Bafıl Talabani olmuştu.

Trump Yönetimi, Suriye’de Türkiye ile beraber yürümeye karar verince, Mazlum Abdi için Bafıl gözden düştü; yerini Naçirvan Barzani aldı.
Jerusalem Post’taki röportajda Barzani’ye edilen teşekkür sadece Bafıl Talabani’ye değil aynı zamanda Öcalan’a da ihanettir.
“Nasıl yani?” diyenler çıkabilir, tane tane anlatayım:
PKK’nın en büyük siyasi rakibi Barzani Ailesi’dir. Aralarındaki rekabet dolayısıyla yaşadıkları çatışmaların sayısı yüzlerle ifade edilebilir.
Bugün Naçirvan Barzani’ye teşekkür eden Mazlum Abdi, Suriye’de, denetimleri altındaki bölgede Barzani yanlısı parti, sivil toplum örgütü ve medya kuruluşlarına nefes aldırmadı. Çok sayıda büro YPG’nin gençlik yapılanmasının baskınına uğradı, gazeteciler gözaltına alındı.
Peki şimdi ne oldu da Mazlum Abdi, Öcalan’ın en büyük siyasi rakibine Jerusalem Post üzerinden selam çaktı?
YPG’nin ABD’den sonra yüzünü döndüğü yer neresi, İsrail.
İsrail’in daha iki kuşak öncesinden MOSSAD kamplarını da açarak ağırladığı aile kim, Barzani Ailesi.
Barzanilerin operasyon sitesi, bir yıl öncesine kadar Pentagon’un kendilerini tasfiye etmek için haklarında yolsuzluk haberleri yaptırdığını yazıyordu.
Korkuları Pentagon’un YPG’yi ve dolayısıyla “Kürtlerin hamisi” olarak gören politikalar izlemesiydi.
Sonra Türkiye’den adım adım uzaklaşmaya başladılar, ödülü de şimdiki ilişkiler ağı oldu.
Öcalan’ın İmralı’da yapılan görüşmede Suriye kartını elinde tutma çabası anlaşılır bir çaba, elinde kozu olsun istiyor.
Ancak iş, Öcalan’ın en istemediği senaryoya geldi: Mazlum Abdi, Öcalan’ın en büyük rakip olarak gördüğü Barzani Ailesi’ne yakınlaşmaya karar verdi.
“Aralarında anlaşmışlardır” diye düşünmeyin, tüm meslek hayatım boyunca, PKK’yı Barzanilerden daha ağır eleştiren kimseyi görmedim ben.
PKK için “Aparat bir örgüt, Kürt coğrafyasını Türkiye’ye teslim etmekten başka bir işlevi yok” diye yazan başka kimse olmamıştı.
Erbil, Mazlum Abdi’nin selamını almış olmalı ki, resmi sitelerinde Jerusalem Post’taki teşekkür mesajına yer verdiler, operasyon sitelerinde de ABD’nin 2026 bütçesindeki SDG bölümünü kendilerine ait peşmerge bölümünden daha uzun yazdılar.
Eskiden sözü tartışmasız emir olan İmralı, strateji adı altında bu sonucu hazırladı, ilk çağrısından sapma içeren açıklamalara ses çıkarmadı.
Türkiye, Erbil’in durumu kadar İmralı’nın otoritesindeki zayıflamayı da mutlaka değerlendiriyordur.
Bu saatten sonra mesele toplanabilir mi, toplanabilir ama İmralı’nın ilk açıklamasından sapma çabalarına izin vermemesi ve bunun bir pazarlık değil, ancak başta ilan edilen hedeflere uygun davrandığında devam edecek bir süreç olduğunu anlaması gerekiyor.
Kandil’e faks çeken gazeteci (!)
Abdülkadir Selvi, önceki gün Hürriyet’teki köşesinde son derece çarpıcı bir bilgiye yer verdi.
Kandil’deki terör ağalarından Murat Karayılan, kendisine gelen HDP heyetine iki mesaj göstermiş.
Mesajlardan birisi CIA’in PKK’dan sorumlu olan kişisine, diğeri de Türkiye’de gazetecilik yapan birisine aitmiş.
Virgülüne kadar aynı olan iki mesajda da aynı fikir işlenmiş:
“Türkiye ile yürüttüğünüz süreçte ABD devrede olsun. ABD haklarınızı korur yoksa Türkiye sizi kandırır.”
Partinin adı HDP olduğu ve metinde “Türkiye ile yürütülen süreç” dendiğine göre tarih üç aşağı beş yukarı belli; ilk açılım sürecine denk geliyor.
Peki nasıl oluyor da bir CIA ajanıyla bir gazeteci (!) virgülüne kadar aynı olan bir metin yazabiliyor?
Daha önemlisi, bu yazıdan sonra ne bir meslek örgütünden ne de başka bir kurumdan tek ses çıkmadı.
Soruları çoğaltmak lazım:
PKK uzun zamandır ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alıyor.
Terör ağalarından Karayılan’ın başına konan ödül 5 milyon dolar, Bayık’ın başına konan ödül 4 milyon, Kalkan’ın başına konan ödül de 3 milyon dolar.
ABD Büyükelçisi Barrack, coğrafyaya rejim önereceğine Karayılan’ın ağzından çıkan “CIA’de bizden sorumlu olan şahıs” lafının peşine düşmeli.
Meslek diplomatlığından gelmeyen Barrack’ın bilmediği ABD’nin kirli işlerine bakmaya gücü yeter mi bilmiyorum ama bakmalı.
Bugün Suriye’de Mazlum Abdi’nin yatırıldığı üs de belli, etrafında dolaşan ABD’li koruma sayısı da...
Bu bilmediğimiz bir durum değil, bilmek istediğimiz Trump ve Barrack’ın gücü CENTCOM’a ya da CIA’ye geçiyor mu, geçmiyor mu?
Sonuçta Türkiye’nin bir düşmana ihtiyacı yok nasılsa ABD gibi bir müttefiki var…
Olacak ama nasıl?
PKK’nın Suriye şubesi YPG’nin ve Mazlum Abdi’nin anlamakta güçlük çektiği noktalar var.
Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması sadece Şam’ın değil, Türkiye’nin de arzusu.
YPG güçlerinin Suriye Ordusu içinde dağıtılması talebi için de aynı durum geçerli.
Bu iki seçenek de her şekilde gerçekleşecek.
Belli olmayan Mazlum Abdi’nin tercihinin ne olacağı...
Abdi, ya Suriye’nin geleceğinde bir aktör, Suriye’de yaşayan Kürtlerin yönetimde üst düzey pozisyonlarda olmasını, Suriye Anayasası’nda kültürel haklarına kavuşmalarını sağlayan ya da elinde tuttuğu coğrafyaya yeniden kan getiren adam olacak.