
Bir ay öncesine kadar Türkiye’nin Eurofighter uçağı alıp alamayacağını konuşuyorduk.
Şimdi Eurofightler’ları pahalıya alıp almadığımızı tartışıyoruz.
Bu tartışmaya hiç itirazım yok, demokrasinin gereği yerine geliyor.
Ancak sağlıklı tartışma doğru bilgiyle yapılır, kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgiyle değil.
İngiltere’den alacağımız 20 Eurofighter ve mühimmatlar için 5.4 milyar sterlin ödeme yapacağız.
İngiltere Başbakanı’nın telaffuz ettiği 8 milyar sterlin projenin İngiltere ekonomisine sağlayacağı toplam katkı rakamı.
Bakkal hesabı yapıp, 5.4 milyar sterlin bölü 20 eşittir birim uçak maliyeti demek değil.
Uçaklarla birlikte havadan havaya en etkili füze olan Meteor ve Brimstone füzelerinden de alıyoruz.
Füze konusunda rakam örneğini şöyle açıklayayım, Suudi Arabistan, ABD’den havadan havaya atılan AIM-120C-8 füze ve füzelerin güdüm bölümü için 3.5 milyar dolar ödedi.
Bu satışı ilk günden beri en yakından takip eden ve yazan isim olarak Atina’daki meslektaşlarım en çok kaç adet Meteor füzesi alacağımızı sordular bana.

Meteor dediğimiz dünya üzerinde en uzun menzile sahip olan havadan-havaya füze, bir tanesi neredeyse 2 AIM-120C8 kadar mesafe kat ediyor.
Tahrik sistemleri farklı olduğu için AIM 120’ serisi mesafe aldıkça güç kaybederken, Meteor başlangıç hızıyla hedefi buluyor.
Anlaşmada en az fiyat kadar önemli olan madde uçaklarda yerli aviyonik ve mühimmat kullanma hakkını almış olmamız.
Dünyanın geldiği noktada, her türlü silah için bir talep patlaması var ve silah sistemlerinin fiyatları durmadan artıyor.
Medyada paylaşılan Katar şu fiyata aldı biz şu fiyata aldık tabloları doğru değil, zira bizim bir de büyük bir füze paketimiz var.
Sonuç olarak Türkiye’nin uçak başı satın alma maliyeti, Eurofighter Tranch 3 siparişi vermiş Avrupa ülkelerinden yüksek değil.
Zaten 2. el olarak gelecek uçakların anlaşması da imzalandıktan sonra toplam maliyetle beraber durum net olarak ortaya çıkacak.

Sormak ile ötesi arasındaki fark...
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun milletvekili Erhan Usta, TBMM’nin seçilmiş bir milletvekili olarak TBMM Başkanı’na soru sorma hakkına sahiptir.
Sadece soru sorma değil TBMM Başkanı Kurtulmuş’u eleştirme hakkına da sahiptir.
Bu iki hakkı tartışmak demokrasinin ruhuna zarar verir.
Ancak Usta’nın sahip olduğu sorma ve eleştirme hakkı, “PKK sevdanız nereden geliyor?” deme hakkını kapsamıyor.
Meclis Başkanı Kurtulmuş’a, DEM’li vekillere bile söylendiğinde sorun yaratan bu ifade soru değil açık bir suçlama ve itham.
Kurtulmuş’un siyasi pratiğinde hiç terörden yana tavır aldığını gören olmadı.
Bir adım ileriye gidelim, Türkiye’de sorunların çözüm yeri TBMM olsun deyip duruyoruz, önemli bir konu TBMM’de tartışılıyor.
Susurluk Komisyonu’ndan, Liderlerin Mal Varlıklarını Araştırma Komisyonu dahil bir sürü araştırma komisyonunun çalışmasını izledim.
Uğur Mumcu cinayetini araştıran Komisyon’da yaşanan tartışmaları, katil olabilir diye adı ve hatta kendisi Komisyon’a getirilenleri unutmak mümkün değil.
Uzun zamandır ilk kez bir Komisyon, farklı partilerden üye olan isimlerin siyasi kariyerlerini parlatma çabası olmadan işledi.
En farklı düşünenler bile dışarıya yalan yanlış bilgi sızdırıp, çalışmaları sabote etmeye kalkmadılar.
Komisyon, kimi zaman çok uçlarda hatta saçmalık noktasında olan fikirlere bile kapılarını açtı, kimse dışlanmadı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş’un süreçte, şunları da dinleseniz diye ricalar aldığını da biliyorum, çok adam dinlediniz eleştirilerini göğüslediğini de...
Sonuç olarak Komisyon’un onca çalışmasında şimdi sonuca yaklaşıyoruz.
Kurtulmuş’u bunca yıldır takip ederim, tarzı ve kişisel tercihi herkesin kazandığını düşüneceği bir raporun ortaya çıkması olacaktır.
Sonuç olarak, Kurtulmuş’u, “PKK sevdalısı” diye itham etmek, ne Kurtulmuş’a zarar verdi ne de Usta’ya fayda sağladı...
Ders sayılarımız...
Türkiye’de eğitimi okulların açıldığı gün trafik üzerinden konuşuruz genellikle.
İstatistik karşılaştırmaya geldiğimizde haftalık ders saatini ve yaz tatili süresini konuşuruz.
Hiç konuşmadığımız bir konu var, o da çocuklarımızın gördükleri ders sayısı.
Çizgi filmlerde temel kural her filmde tek bir mesajın verilmesidir, çok mesaj çocuğun kafasını karıştırır.
Bu kurala uyuyoruz da özellikle ilköğretimde verdiğimiz ders sayısı bunun aksini söylüyor.
Öğretim tamam ama bizim asıl derdiğimiz eğitim değil mi?
İyi yurttaş yetiştirmeyi en önemli önceliğimiz haline getirmemiz lazım..