
ABD’nin “UFO vurduk” diye açıkladığı ama vurulanların Çin’e ait meteoroloji balonları olduğu ortaya çıkalı bir yıl kadar zaman geçti.

Hava cisimleriyle, sistemlerin ve insanın mücadelesi sert bir mücadeledir.
Önceki akşam Türk Silahlı Kuvvetleri, hava sahamıza giren bir İHA’yı tespit etti ve indirdi.
Tespit önemli, zira hava araçları kesintisiz bir iz bırakırlar, bu İHA kesintili bir iz bıraktı.
Hassas radar sistemleri, su-bulut yoğunlaşması gibi olayları da radar ekranında kesintili bir iz olarak gösterir, önemli olan kimse rehavete kapılmadı.
Türkiye ve NATO’nun Karadeniz’de bir olay olduğu zaman ilk tepki veren üssü Merzifon Üssü’dür, bu olayda da öyle oldu.
Uçaklarımız, pervane yeri dahil normal bir İHA’dan farklı olan ve alçak irtifada çok düşük bir hızla seyreden İHA’yı bulup göz teması kurdular.
Göz teması sağlandıktan sonra İHA’yı tanımlama çalışmasına geçildi.
Bir patlayıcı taşıyıp taşımadığı, bir hedefe yönlenip yönlenmediğine bakıldı.
Tüm bilgiler anlık olarak Eskişehir’deki Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi’ne anlık olarak aktarıldı.
İlk incelemenin ardından görevi önce İncirlik sonra Konya’dan kalkan uçaklarımız aldı.
İmha emrinin verilmesinin ardından da İHA yerleşim olmayan bir alanda düşürüldü.
“Madem Çelik Kubbemiz var, Türkiye’ye doğru gelen İHA neden hemen vurulmadı?”
Pazartesi gecesinden beri piyasada dolaşan bu soru öğrenmek amacıyla sorulmuyor.
Dert, “Çelik Kubbe yok” “Çelik Kubbe düzgün çalışmıyor” demek ve herkesi öyle düşündürmek.
Madde 1, hava savunma sistemleri otomobil fabrikasının seri üretimine benzemez, katman, katman oluşturulur.
Merak edenler için söyleyeyim, Korkut, Hisar-A, Hisar-O gibi Çelik Kubbe unsurları Türkiye’nin çeşitli noktalarında şu an görevde.
Çelik Kubbenin tüm Türkiye’yi kapsayacak şekli için çalışmalar sürüyor.
Bunlar kolay işler değil, İsrail, yüzölçümü ufak bir ülke ama 2011’den beri Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi’ni geliştirmeye devam ediyor.
Türkiye’de de aynısı olacak, Çelik Kubbe tüm yurdu kapsayacak hale geldikten sonra da sürekli güncellenecek.
Bir diğer önemli nokta, hava savunma sistemleri pahalı sistemlerdir, İsrail, yerleşim alanları dışına çıkacak füzelere karşı mühimmat kullanmaz.
En iyi sistem denilen İsrail’in Demir Kubbesi, Hizbullah’ın Hayfa Limanı’na yönlendirdiği 4 Kamikaze İHA’ları yakalayamamıştı, Türkiye, tek İHA’yı yakaladı ve imha etti. Bu da refleksimizin kuvvetli olduğunu gösteriyor.
Daha enkaza ulaşılmadan, vurulan İHA’nın patlayıcı taşıyıp taşımadığı bilinmeden binlerce yorum yapmak bizi doğruya değil hataya götürür.
Ulusal güvenlikle ilgili meseleleri siyasi rekabet malzemesi yapmamak gerektiğini onlarca kez yazdım.
Bu tür tartışmaların yarattığı hasar indirilen İHA’nın bir yere düşmesinden daha büyük zarar veriyor bize.

Gülşah’ın kavgası...
Genç bir kadın, imkânsız denilen bir ilçede belediye başkanlığı kazandıktan sadece 5 ay sonra kolon kanseri olduğunu öğrendi.
Yıkılmak, karalar bağlamak yerine hastalığıyla mücadele etmeyi seçti.
Mücadele alışkanlığıydı zaten, Manisa’ya yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Saruhanlı’nın Koldere köyünde doğmuş, ilkokulu köyünde, liseyi Manisa’da okumuştu.
Marka dershanelerin, başarı garantili özel okulların ya da devlet okullarında özel sınıfların olmadığı bir yerde okudu, Hacettepe Üniversitesi’nde Gıda Mühendisliği bölümünü kazandı, mezun oldu, sonra özel sektörde çalıştı, Yaşar Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.
Siyasete sonradan girmelerden değildi, partisinin gençlik kollarından başlayarak hep sokakta hep insanların arasındaydı.
Hastalıkla mücadele kararı verdiğinde ilk aklına gelen kendisi olmadı.
İlçesini düşündü, tedavi sürecini planlarken, belediyede neyin nasıl yapılacağının toplantılarını yaptı sonra kız kardeşini düşündü.
Kardeşi hamileydi, erken doğum riski vardı, kardeşinin ve doğacak yeğeninin sağlığı adına hastalığını saklamaya karar verdi.

Ama Türkiye’de siyasetin yapılış biçimi Gülşah’ın erdemine izin vermedi.
Antalya merkezli bir internet sitesinde üstelik, CHP üyesi olan birisi, çirkinliğin nirvanasına ulaştı.
Yalan demek yeterli gelmiyor, dolaşıma sokulan metinde Özgür Özel’in Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı günlerinden başlayan ağabey-kardeş ilişkisini gönül ilişkisine çevirmişler, üzerine başka yalanlar da eklemişlerdi.
Kardeşi ve doğacak yeğeni için hastalığını saklama kararı alan Gülşah bu çirkinliğe karşı sessiz kalamadı.
Hastalığını anlatan bir video kaydı hazırladı, İzmir’de ilk kemoterapisini alacağı gün, ailesini kız kardeşinin yanına yolladı, durumunu açıklattı.
O dönem bana en çok dokunan “Kendi hastalığımı, karnı burnunda bebek bekleyen kardeşime kendim açıklayamadım. Kendisiyle konuşamadım. Bunun acısını da asla unutmayacağım” cümlesini buraya aynen aldım.
Kanserle mücadelede moral değer önemlidir ya, 37 yaşındaki bir kadın, kemoterapi almaya hangi duyguyla başladı, aklımızdan hiç çıkmamalı.
Gülşah’ın kavgası (!) neydi söyleyeyim, hayatı boyunca çok çalıştı, imkânsızlıklar bahanesi değil motivasyonu oldu.
Sokakta yüzü hep insanlara dönüktü, makama geldiğinde kimseye sırtını dönmedi, o yüzden “Bizim Gülşah”tan “Bizim Gülşah Başkan”a döndü.
Haziran ayında Ferdi Zeyrek’in cenazesi için Şehzadeler’den geçerken sokakta yaptıklarını anlatan afişleri vardı, 6 ay sonra cenazesi geçti oradan.
Gülşah Başkan’a hepimizin bir borcu var artık, “Bir kadın ancak bir erkekle özel ilişki yaşarsa bir yere gelebilir” yanılgısından kurtulmak zorundayız.
Bunu yapmazsak katıksız kötülük başka Gülşahların canını yakacak, başka çirkinliklere imza atacak...