Dünyanın en iyi üniversiteleri kabul edilen Ivy League okullarının farkı nedir?

6 Mayıs 2021

En yenisi 1860’lara dayanan efsane Ivy League okullarını duydunuz mu? Siz de bu okulların bir parçası olmak ve efsane olarak anılmak ister misiniz? O halde yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Aslında Ivy League, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğusundaki sekiz özel araştırma üniversitesini kapsayan bir spor birliğidir. Yıllar içinde Ivy Leauge kavramı, sportif anlamının ötesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin hatta belki de dünyanın en elit, en köklü, en mükemmeliyetçi ve kabullerde seçici okullarını ifade eden bir kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu sekiz okulun isimlerini sıralayınca Ivy Leauge’in sembolize ettiği eğitim gücü çok daha rahat anlaşılacaktır: Brown, Columbia, Cornell, Darthmouth, Harvard, University of Pennsylvania, Princeton ve Yale.

Adını saydığım Ivy Leauge okullarının isimlerini duyunca muhtemelen gözünüzün önüne, girişlerinde sütunlar bulunan klasik binalar ve bu binaların duvarlarını kaplayan sarmaşıklar gelecektir. Zaten Ivy Leauge, adını bu sarmaşıklardan alıyor. Bu okulların en yenisi olan Cornell’in kuruluşu 1860’lara dayanıyor. Ondan bir eskisi olan Darthmouth College’dan 100 yaş küçük. “Antik Sekizli” olarak da anılan bu okulların en eskisi Harvard’da ise ilk ders 1642 yılında verilmiş.

Böyle köklü ve büyük bir geleneğin parçası olmak pek çok başarılı öğrenci adayının olduğu kadar çoğu akademisyenin de rüyasıdır. Bu üniversiteler, gerek temsil ettikleriyle, gerek mali güçleriyle -ki 2018’de bu sekiz okulun aldığı toplam bağış miktarı 135 milyar dolar civarındadır- Dünya’nın en başarılı akademisyenlerini bünyelerine katabilmektedir. Şöyle bir örnek verecek olursak; sadece Harvard Üniversitesi’nin Nobel ödüllü 100’ü aşkın öğretim elemanı ve 80’in üstünde mezunu vardır.

Öğrenci açısından bakıldığında, hem en iyilerden eğitim almak hem de prestijli bir geleneğin parçası olmak tabii ki harika bir hedef oluyor. Barack Obama’dan Natalie Portman’a, Jeff Bezos’tan Warren Buffet’e kadar geniş bir mezun ağının parçası olmak da cabası.

Ivy League’in tercih edilmesinde önemli faktörlerden bir tanesi de, mezunlarının kazançlarındaki avantaj oluyor. Yapılan araştırmalara göre Ivy League mezunlarının başlangıç maaşları, aynı branşta eğitim almış diğer mezunlara göre %32 daha fazla.  Ayrıca finans sektöründe daha rahat iş bulabildikleri için yüksek prim alma şansları da artıyor. Bunun yanında Ivy League mezunları daha çok üst düzey yönetici adayı olarak konumlandırılırken diğer okul mezunları genellikle daha çok destek personeli olarak tercih ediliyor. Bu da doğal olarak kazançlara da önemli ölçüde yansıyor.

Örnek vermek gerekirse, ABD’de ortalama mezun maaşları 50 bin dolar civarındayken Ivy League mezunlarının maaşları 80 bin dolardır. Spesifik bir örnek vermek gerekirse Harvard Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü mezunu 45 bin dolar civarında bir maaş ile işe başlarken, Ohio State Üniversitesi’nde aynı bölümden mezun bir öğrenci 35 bin dolar ile işe başlamaktadır. Ivy League arasında en yüksek maaş ortalaması ile 134 bin dolar ile Darthmouth College mezunlarındadır.

Hal böyle olunca bu okullardan kabul alabilmek için de çok güçlü rakiplerle rekabete girmek gerekiyor. Söz konusu okullardan kabul alabilmek için akademik başarının en üst seviyede olması şart. Fark yaratarak kabul almanızı sağlayacak şeyse akademik başarının yanında sunacağınız başarı hikayelerinizdir. Bunun yanında 50 bin dolardan başlayan eğitim ücretlerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ivy League okulları genellikle başarı ve spor bursu vermeseler de bu okulların farklı hatta geri ödemesiz finansal destek programları bulunuyor.

Yazının devamı...

Yurt dışındaki üniversitelere kabul için sosyal sorumluluk projeleri fark yaratıyor

16 Nisan 2021

Çoğu öğrencinin hayallerini süsleyen yurt dışındaki prestijli üniversitelere giriş konusunda, sosyal sorumluluk projelerinde yer almak ve gönüllü çalışmalara katılmak kurtarıcı oluyor. Peki bu projelerin önemi nedir? Öğrenciler insanlığa faydalı olurken aynı zamanda köklü bir üniversitenin kapılarını nasıl aralar? Bu yazıda sizlerle bu konudaki görüşlerimi paylaşacağım.

Yurt dışında yer alan üniversitelerin kabul süreçlerinde en önem verdikleri konulardan biri de sosyal sorumluluk projeleri ve gönüllü çalışmalar. Öncelikle, kabul sürecinden bağımsız olarak belirtmem gerekir ki, çevresi ve genel olarak insanlığa katkı sağlamanın değerini kavrayan öğrenciler; öz farkındalığı yüksek, değerleri olan bireylere daha hızlı dönüşüyorlar. Kendilerine yaptıkları bu yatırım, tabii ki kabul sürecinde de önemli bir rol oynuyor. Zira üniversiteler de sosyal sorumluluk projelerinin ve gönüllü çalışmaların öğrenciye katkısını biliyor. Bu projelere destek olan öğrencilerin, değerleri ve vizyonu konusunda da doğal olarak fikir sahibi oluyorlar. Üniversiteler, her zaman belirttiğimiz gibi hayata katkı sağlayabilecek, çevresine ve insanlığa fayda sunabilecek bireyler arıyor. Öğrenci, yaptığı çalışmalarla kişiliğini yansıtırken, üniversitelere “aradığınız kişilik özelliklerine ve insani değerlere sahibim” mesajı vermiş oluyor.

Peki, öğrenciler sosyal sorumluluk projelerinde ya da gönüllü çalışmalarda görev almak için nasıl bir yol izlemeli? Bu noktada vakıfların büyük önemi var. Çünkü, bazı vakıflar seçtikleri öğrencilere, gönüllü çalışma desteği veriyor. Bu gibi durumlarda öğrenciler ilgi duyduğu, bilgi ve becerilerini geliştirmek istediği alanda problem tespitinden tutun, projenin planlanmasına, işleyişine, yürütülmesine, sonuçlandırıp değerlendirip raporlanmasına kadar projenin her aşamasında aktif olarak rol alabiliyor.

Öğrencinin çalışmak istediği sosyal sorumluluk alanını nasıl keşfedeceği ve hangi alana yöneleceğini nasıl belirleyeceği konusu ise işin en kolay kısmı aslında. Hedefini belirlemiş ve o hedefe doğru planlı bir şekilde ilerleyen bir öğrencinin doğal olarak alanıyla ilgili algıda seçiciliği güçleniyor. Bir yandan yaptığı çalışmaların kendi gelişimine nasıl katkı sağlayabileceğini planlarken ilgi duyduğu alanla ilgili kendisinin nasıl bir değer yaratacağını da düşünüyor. Bu nedenle gerek akademik, gerekse sosyal çevrede ilgi alanına yönelik yapılan çalışmaları elinden geldiğince takip ediyor. Okullarında ya da bir sivil toplum örgütünde kendi ilgi alanlarına giren bir çalışma duyurulduğunda bu çalışmalarda görev almak için gönüllü oluyor.

Örneğin, geçmiş yıllarda danışmanlık verdiğim öğrencilerimden bir tanesi, anne-babasının da mesleği nedeniyle otizmle ilgileniyordu. Otizmle ilgili okuyor, araştırma yapıyor, nasıl bir katkı sağlayabileceğini düşünüyordu. Çok basit gibi görünen ama iki tarafa da değer katacak bir gönüllü çalışmaya imza attı ve otizmli çocuklara keman öğretmek için kolları sıvadı. Sonuçta özel gereksinime ihtiyacı olan, iletişimi zor bir kitle ile çalışmak özellikle bir lise öğrencisi için kolay olmadı ama bürokratik prosedüre rağmen projesini hayata geçirdi. Bununla da yetinmedi proje sürecini görsel olarak belgeledi ve okul çapında bunları sergileyerek arkadaşlarında bir farkındalık yaratmaya çalıştı. Bu çabası karşılıksız kalmadı ve başvurduğu pek çok prestijli okuldan kabul aldı.

Öğrenciler, yerel bir sivil toplum kuruluşunda görev alabileceği gibi global kuruluşların Türkiye’de gerçekleştirdiği projelerde de görev alabilir. Aslına bakarsanız burada önemli olan öğrencinin görev aldığı çalışma ile insanlığa ne kattığıdır. Bu katkının ölçeğinden öte amacı önemlidir. Öte yandan, projede yer almak için harcadığı çaba, projeye katılma hikayesi, öğrencinin kişiliği hakkında da önemli ipuçları vermektedir. “Okulda öğretmenimiz böyle bir proje var, katılmak ister misiniz dediğinde çok heyecanlandım” ile “bazı yaban hayvanlarının soylarının tükenebilecek olması beni çok endişelendiriyordu fakat endişelenmek yetmezdi. Kendi çapımda neler yapabileceğimi sormak için WWF ile iletişime geçtim ve onlar bir projelerinde gönüllü çalışmam için beni Türkiye sorumlularına yönlendirdi” arasında da fark var tabii.

Sonuç olarak, sosyal sorumluluk projelerinin içerisinde olmak, gönüllü çalışmalar yapmak elbette ki çok değerli fakat tek başına başına asla yeterli olmadığı da unutulmamalı. Her üniversitenin başvurularında göz önünde bulundurduğu akademik kriterleri var. Bu kriterlerin karşılanmasında esneklik gösterseler de, bu esneklik minimal düzeyde kalabiliyor. Zaten sözünü ettiğimiz türden köklü ve prestijli okullara giriş için dünya çapında büyük bir rekabet var ve rakiplerin çoğunun akademik başarıları birbirine denk. Ancak gönüllü çalışmalar, sosyal sorumluluk projeleri öğrenciyi böyle bir rekabetin içinde öne çıkarıyor ve rakiplerinden sıyrılmasını sağlıyor. Tüm bu süreçleri doğru yönetmek için de konuya hakim olup doğru yönlendirme sağlayabilecek profesyonel kariyer koçlarından yardım alınmasını tavsiye ediyorum.

Yazının devamı...

Yurt dışı eğitiminde en büyük engel: Kendi iç sesimiz

2 Nisan 2021

Öyleyse çözüm için anahtar kelimeler: “Öncelik belirlemek, hedef saptamak ve harekete geçmek”.

Pek çoğumuzda olduğu gibi çocuklarımızın da en çok zorlandığı şeylerden biri, hedeflerine ulaşabilmek için nereden başlayacaklarını bilememek ya da bu yolda zaman yönetimini doğru yapamamak. Bir kısım öğrenci hedeflerini belirlemiş ama bu hedefe ulaşmak için ne yapmaları gerektiğinin farkında değilken, diğer bir kısım öğrenciyse hedefleri ve hayalleri konusunda fikir sahibi bile değil. Her iki grup öğrencinin ortak noktası ise kaygıları. Hem yaşlarının getirdiği fizyolojik etkiler hem de gelecek hakkındaki belirsizlikler öğrencilerde strese neden oluyor, işler içinden çıkılmaz bir hale  geliyor.

Son dönem dünyanın geçirdiği süreç de zaten yoğun olan bu duygulara tuz biber ekiyor. Pandemi nedeniyle eğitim dahil pek çok aktiviteyi ev ortamında yürütmek zorunda kalan çocuklarımız, her ne kadar kendilerini dışarı atmak için can atsalar da diğer yandan konfor alanında yaşamaya alışıyorlar. Konfor alanlarının verdiği rahatlık ve rehavet yüzünden öğrencilerin motivasyonları maalesef azalmış durumda. Hatta dışarıdan gelen her tür yönlendirmeyi bir savaş olarak algılıyor, konfor alanlarında kalmak için bahane yaratıyorlar.

Öğrencilerin kariyer konusunda yapmaları gereken ilk şey, önceliklerini belirlemeleri. Önceliklerini belirlemek için de hedeflerini kağıda dökmeleri gerekiyor. Hedeflerin kısa ya da uzun vadeli, uçuk ya da gerçekçi, gerçekleşmesi zor ya da çok kolay olması farketmez. Önemli olan bir hedefe sahip olmak ve bu hedefe ulaşmak için ilk adımı atmak.

Hedeflerini oluşturduktan sonra, bu hedefe ulaşabilmek için yapmaları gerekenlerin listesini hazırlamaları gerekiyor. Bu listeyi de yapmalarına rağmen hala harekete geçemiyorlarsa çözüm çok kolay. Bahane yaratmaktan ve ertelemekten vazgeçmek gerekiyor.

Hedeflerin gerektirdiği sorumluluklardan şikayetçi olmak ve bahaneler üretmek yerine çözüm odaklı olunmalı. “Bunun için zaten çok geç kaldım” demek yerine, “Geç kalmama rağmen bu durumu nasıl telafi edebilirim?” diye sormalılar kendilerine. “İsterdim ama zamanım yok” demek yerine, zamanlarını nasıl optimize edebileceklerini düşünmeliler. Unutulmamalıdır ki şimdiki fedakarlıklar, hedefe ulaştıktan sonraki kazançlarla telafi olacaktır. Hedefe ulaşmanın mutlaka bir yolu vardır, önemli olan öğrencinin ne kadar istekli olduğudur. Ya hayal kurmaya devam edersiniz, ya da harekete geçip hayallerinize ulaşmak için çalışırsınız.

Harekete geçmenize engel, en büyük korkulardan birisi de başarısızlıktır. Başarısızlık, aksine bir sonraki sefer için daha iyisini daha doğru bir şekilde yapabilmeniz adına en büyük deneyimdir.

Değerli aileler, sizler de lütfen çocuğunuzu başkalarıyla kısıtlamayın. Her çocuk ayrı özellikleri, ayrı yetenekleri olan birer bireydir. Farklı hayalleri, farklı hedefleri olabilir. Başkaları gibi olmalarıyla uğraşmak yerine kendileri olmaları sürecinde onlara destek verin. Kendi hayallerinizi onlara dikte etmek yerine onların hayallerini dinleyin ve paylaşın. Bu onlara vereceğiniz en büyük ve en önemli hediye olacaktır.

Yazının devamı...

Çocuğunuzu Harvard’ın bahçesinde kep atarken görmek istemez misiniz?

19 Mart 2021

Dünyanın en köklü ve seçkin okulları arasında yer alan Harvard Üniversitesi’nden mezun olmak pek çok öğrenci ve ailesinin rüyasıdır. Yoğun bir çaba gerektirse de bu rüyayı gerçekleştirmek planlı bir çalışma ile mümkün.

Sorumluluk sahibi, planlı ve programlı ilerleyen ve en önemlisi ne istediğini bilen, hedeflerinin farkında olan ve kendini tanıyan bir çocuğunuz varsa şansınız var demektir. Özellikle ABD’nin önde gelen okulları söz konusu olduğunda başvuru yapan öğrencinin notlarının yüksek olması beklenir fakat çocuğunuzun asıl fark yaratacağı nokta kendi hikayesidir. Şöyle ki, ABD’de ülkemizin aksine tek bir üniversite giriş sınavı sonucuyla öğrencilerin geleceğine karar verilmiyor. Üniversiteler akademik başarının yanı sıra öğrencinin kendini anlattığı, deneyimleri ve kazanımları ve gelecek hedeflerini ortaya koydukları makalelere de kabul sürecinde büyük önem veriyorlar. Kısacası, öğrencinin kişiliğini, hedeflerini ve yaratıcılığını kağıda döktüğü bir makale yazması veya güçlü bir referans mektubu temin etmesi öğrenciye Harvard’ın kapılarını aralıyor. Öte yandan lider ruhlu bir araştırmacı ya da yetenekleri kanıtlanmış bir sporcuysa Harvard’ın kapıları sonuna kadar açılmakla kalmıyor, öğrenci burs bile kazanabiliyor.

Aileleri olarak bizler, özgün yetenek ve yetkinliklere sahip çocuklarımızı iyi tanımalı ve sahip oldukları özellikler çerçevesinde onlara destek olmayı sürdürmeliyiz. Unutmayalım ki, çocuklarımızı ne kadar iyi tanırsak, çocuklarımızın geleceklerine yön vermelerinde onlara o kadar iyi destek olabiliriz.

Doğru Analiz Doğru Hedefleri, Doğru Hedefler İse Başarıyı Getirir

Çocuklarımıza doğru hedefler belirleyebilmek ve onları doğru yönlendirebilmek için en büyük önceliğimiz kuşkusuz onları daha iyi tanımaya ve anlamaya çalışmak olmalı. Çocuklarımız kendilerini daha çok tanıdıkça gelecek hakkındaki beklentileri daha da somut olmaya başlayacak. Bu nedenle, bırakın çocuğunuz dilediği gibi hayal kursun. Geleceği hakkında kendine sorular sorsun, bu soruların cevaplarını bulmaya çalışsın. Kararsızlıklarında ona sorular sorarak onu yönlendirin. “Ne olmak istiyorsun” değil de “35 yaşında nerede olduğunu hayal ediyorsun, güzel bir gününü nasıl geçiriyorsun” gibi sorularla hayal kurmasına yardımcı olun. Onun bu hayallerini gerçekleştirebilmek için nasıl bir ortam yaratabileceğinizi düşünün. Henüz çocuğunuzla böyle bir diyalog kurmadıysanız bile geç kalmadınız. Hemen bir fırsat yaratın ve çocuğunuzun hayallerini paylaşmaya başlayın.

Biz ebeveynlere düşen bu görevlerin yanında elbette atılması gereken başka profesyonel adımlar da var. Öğrencinin eğitim hedeflerinin doğru belirlenebilmesi için karakter ve kariyer envanterlerinin yapılması, profil analizi çıkarılması, hayallerin hedefe dönüştürülmesi için yıllık planların oluşturulması ve takibi… İşte bu süreçte kabul süreçleri ve şartları konusunda uzmanlaşmış profesyonellerden destek almakta mutlaka fayda olacaktır. Doğru analiz, planlama ve planların gerçekleştirilmesi için zamana ihtiyaç olduğu göz önüne alınırsa, büyük hedeflere ulaşabilmek için öğrencinin bu yolculuğa sekizinci, bilemediniz dokuzuncu sınıfta başlaması gerekir.

İyi Okullardan Kabul Almak İçin Fark Yaratmanın Yolları

Harvard, Princeton Yale gibi seçkin okullardan kabul almak için öncelikle tüm bu süreçlerin doğru olarak yürütülmesi gerekir. Bu süreçteki en ufak bir hata, kabulü tehlikeye sokabilir. Böyle bir riski ortadan kaldırmak için en akılcı yöntem, kabul süreçleri konusunda uzmanlaşmış bir danışmanlık firmasından destek almak olacaktır.

Yazının devamı...