
Yas geçmez, dönüşür. Uzamış yas bozukluğu nedir, çocuk kaybında neden daha ağır yaşanır ve terapi bu süreçte nasıl yardımcı olur?
Atlas Çağlayan, Mattia Ahmet Minguzzi, Lokman Şaman… Bu isimlerin ortak noktası, henüz ergenlik çağında akranlarının elinde cinayete kurban gitmeleri. Toplumun zihnine kazınan bu travmatik kayıpların etkisi, cenazelerin kaldırılmasıyla birlikte sona ermiyor. Ebeveynler için yürekleri dağlayan zamansız bir acı başlıyor. Çocuğunu kaybeden bir insan, bu acıyla nasıl yaşar?
■ Yas nedir? Kayıp sonrası zihnin ve bedenin tepkileri
Sevilen bir kişinin kaybından doğan acı, yaşama yeniden uyumlanmayı gerektiren doğal bir yas süreci başlatır. Yas tutan kişi üzüntü, kaygı, öfke gibi yoğun duygular yaşar. Zihni ölen kişide takılı kalır ve içe kapanır. İçinde bir boşluk hissi oluşur; nefes darlığı, yorgunluk, göğüste sıkışma gibi sıkıntılar yaşar.
Çoğu kişide yas belirtileri zamanla azalır. Yas geçmez, iyileşmez ama dönüşür, yumuşar. İnsan hayata tutunarak başka bir düzen kurar, buna alışır.
İçi ılık ılık kanayan kişide yara kabuk tutar.
Yasın ne kadar sürmesi gerektiği tartışmalı bir konu. Güncel görüş, bir seneden uzun sürdüğünde artık tedavi gerektiren bir sorun haline geldiği yönünde.
Ama bazı insanlarda yas yıllarca sürer, şiddetlenir ve hayatı ciddi şekilde sekteye uğratır.
■ Uzamış yas belirtileri nelerdir?
Bazı kişiler kaybın gerçekleştiğini kabul etmelerine engel olan bir tutum içine girerler. Bir yandan sevdikleri sanki hayattaymış gibi davranırlar. Odasını bozmazlar, eşyalarını vermezler, telefon numarasını silmezler, sofraya tabak koyarlar.
Diğer yandan onu hatırlatan şeylerden kaçınırlar. Sevdiği yemekleri yemezler, gittikleri yerlere gitmezler, arkadaşlarını görmezler, adını veya “rahmetli” ifadesini kullanmazlar. Kimileri çok sık fotoğraflarına bakıp mezarını ziyaret ederken, kimileri fotoğraflara bakmaktan, mezar ziyareti yapmaktan kaçınır.
Kişi acısını bir nebze olsun hafifletmek için bunları yapar. Bu şekilde sevdiğiyle bağını sürdürür ve onu hayatının içinde tutar. Ama bu davranışlar yasın doğal akışını bozar ve çözümlenmesine engel olur. Kişi kaybettiğinin özlemiyle yanıp tutuşur, bir parçası ölmüş gibi hisseder, içini yakan bir acı duyar. Hayat boş ve anlamsız gelir ve ona kavuşmak için ölmeyi ister hale gelir.
Kayıp yaşayan yaklaşık 10 kişiden birinde yasın bu şekilde ağırlaştığı görülüyor.
■ Hangi kayıplar yası daha ağır hale getirir?
Araştırmalar, yasın şiddetini belirleyen en önemli etkenlerden birinin kaybedilen kişiyle kurulan bağın niteliği olduğunu gösteriyor. Özellikle çocuk ya da eş/partner kaybı, kalıcı ve ağır seyreden yas tepkileriyle daha sık ilişkilendiriliyor. Buna karşılık, acı verse de yakın arkadaş, kardeş, dede veya nine kayıplarında bu tablo daha nadir görülüyor.
Bir diğer kritik unsur ise ölümün nasıl gerçekleştiği. İntihar, kaza ya da cinayet gibi şiddet içeren ve ani kayıplar, yasın donup kalmasına yol açabiliyor. Özellikle beklenmeyen ve doğal olmayan biçimde yaşanan çocuk ölümlerinde, ebeveynlerin yaşadığı yas; doğal nedenlerle gerçekleşen kayıplara kıyasla çok daha yoğun, daha yıkıcı ve daha kalıcı olabiliyor.
■ Yasla yaşamayı öğrenmek mümkün mü?
Yasa yönelik süreci “tamamlama” veya acıyı tamamen sonlandırma gibi hedefler gerçekçi değil. Gerçekçi hedef, kaybın açtığı boşlukla ve acıyı taşınabilir bir düzeyde yaşamayı öğrenmek. Doğru terapi kaybın gerçekleştiğini kabul etmeye engel olan tutumda değişimi hedef alarak yası doğal akışına sokar.
Eğer acıyı isyanla, yanarak yaşıyorsanız bunu daha sakin, istemediğiniz ama varlığını tolere edebildiğiniz bir ağrı gibi yaşamanız mümkün. Sevdiğinizle bağınızı sürdürmek için tutunduğunuz eşyalardan, alışkanlıklarınızdan ayrıldığınızda ve onun yokluğunu anımsatan durumlardan kaçınmadığınızda onun yokluğunu zamanla içinize sindirebilir, acıyı daha tolere edebildiğiniz bir düzeyde yaşayabilirsiniz. Taşınabilir bir acıyla hayata katılmak ve anlam bulmak mümkün olur.
Unutmayın, farkındalıkla gelen davranış değişimi iyileştirir.